Kapak Dosya – Furkan Uyanık / 2025 Aralık / 157. Sayı
Hamd yerin ve göğün sahibi ve yaratıcısı olan, gücün ve kuvvetin gerçek sahibi Allahu Teâlâ’yadır. O ki vaadini yerine getirendir. Salat ve selam efendimiz, komutanımız Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme’dir. Onu seviyoruz ve ona tabi oluyoruz. Onu seveni de seviyoruz. Her kim ki Rasûlullah’a sözlü veya fiili düşmansa biz de ona düşmanızdır. Rabbimizin salatı ve selamı onun üzerine olsun.
Rabbim Allah’tır diyen, dinim İslam’dır diyen, peygamberim hazreti Muhammed’dir diyen ve bunların karşılığı olarak da yıllardır zulme ve baskıya maruz kalan fakat yılmadan, pes etmeden, vazgeçmeden sımsıkı dinine sarılan Türkistan coğrafyası İslam dünyasının en önemli beldelerinden bir tanesidir. Bizler de bugün Türkistan coğrafyasında geçmişten günümüze kadar cereyan eden tarihsel sürecini kısa bir biçimde de olsa sizlere aktaracağız.
Hepimizin dilinde ve zihninde Doğu Türkistan o bölgedeki bir bütün gibi gözükse de aslında bu algı pek doğru değildir. Çünkü biz oradaki bütün Türkistan coğrafyasını bilmekle mükellefiz. Kıdemli sömürücüler ve İslam’ın kati düşmanları olan İngiltere ve Rusya ve Çin, Türkistan coğrafyasını öncelikle doğu ve batı Türkistan olarak ikiye ayırdı. Akabinde özellikle Çin, Doğu Türkistan’ı iyice yalnızlaştırdı ve bölgeye Sincan adını vermeye çalıştı. Batı Türkistan; bu günkü Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Kazakistan’ın büyük bir bölümünü kapsar.
İran’ın Horasan bölgesinden başlayarak Kuzey Afganistan dahil Pamir ve Hindukuş-Kunlun (Karanlık) Dağlarının kuzey eteklerinden Çin’in Tun-huang bölgesine kadar uzanan, oradan Mançurya’nın batısına ulaşan, Moğolistanla birlikte Güney Sibirya’nın tamamını içine alan, batıda Ural dağları ile Volga ırmağının Hazar denizine ulaştığı noktaya kadar devam eden geniş bir alanı kaplar. Bu alanın tarihî kaynaklardaki adı XIX. yüzyıl ortalarına kadar Türkistan’dır (Türk yurdu). Çoğunluğunu günümüzde Uygur ve Kazak Türkleri ile diğer Türk gruplarının oluşturduğu Çin Halk Cumhuriyeti hâkimiyetindeki bölgeye Doğu (Şarkî) Türkistan, 1924’ten sonra Sovyet hâkimiyetine giren alana Batı (Garbî) Türkistan adı verilmektedir. Doğu Türkistan’ın yüzölçümü 1.828.418 km2, Batı Türkistan’ın 3.836.503 km2’dir.[1]
Yerli ve yabancı kaynakların verdiği tarihi malumatlar, arkeolojik bulgular, antropolojik ve filolojik özelliklere göre Doğu Türkistan, Türklerin en eski yurtlarındandır. Kaynaklardan anlaşıldığına göre Doğu Türkistan’da kurulun ilk devlet Saka Devletidir. M.Ö. 4. Yüzyıldan itibaren Türkistan’ı hâkimiyeti altına alarak birleştiren Hunlar, Doğu Türkistan’ı da içine alan Hun İmparatorluğu’nu kurmuştur. M.S. 216’da Asya’da Hun İmparatorluğu sona erdikten sonra Doğu Türkistan Töles Federasyonunun bir parçası olmuştur. Sonra sırası ile Kankıl (Kao-ch’e guo 487-552), Göktürk (552-744), Uygur (745-780), Karahanlı (840-1212) … Karahan Devleti’nin bölgede ciddi bir etkisi vardır. Özellikle Satuk Buğra Han gördüğü bir rüya sonrası İslamiyet’i kabul ettikten sonra Abdülkerim ismini aldı. Karahanlı devleti de bölgede bir İslam devleti olarak kabul edildi. Her ne kadar bölge özellikle Çağatay Hanlığı döneminde İslamiyet’le geniş çaplı tanışmış ve kaynaşmış ve dahi kabul etmiş olsa da bölgenin İslam olmasında başlangıç noktalarından biri olarak Karahan devletini göstermekte bir beis yoktur.
1212’de Harzemşahların darbesiyle varlığını kaybeden Karahanlılar, İslamiyet’ten sonra önemli bölümü Doğu Türkistan’da olan ilk büyük Türk devletidir. Doğu Türkistan, Karahıtay Devleti’ne son veren Cengiz Han’a bağlandı. Ardından Çağatay Hanlığının topraklarına dahil edildi. Timur 1365’te Batı Türkistan’da hâkimiyet kurunca Doğu Türkistan’daki Çağatay hanedanından gelen küçük hanları himayesi altına aldı. Timur Devleti’nin zayıflaması üzerine Çağataylar yeniden mücadeleye başladı. Burası II. İsen Buka’dan sonra tahta geçen Yunus ve oğlu Ahmed tarafından idare edildi. Ahmed Han (1487-1514), o sırada Bâbür’ü yenilgiye uğratıp Batı Türkistan’a hâkim olan Şeybânî Han’ın üstünlüğünü kabul etti. Merkeziy, Ali Şir Nevai, Hüseyin Baykara ve Şahruh zamanlarında Doğu Türkistan ilim merkezi haline gelmiştir. 1514’te Kaşgar, Hoten ve Yarkent şehirlerini ele geçiren Said Han, Saidiye Hanlığını kurmuştur. Bu dönemde ülke idaresinde ‘Hocaların büyük bir etkisi vardır. Bâbür’ün dayısı Ahmed Alca Han’ın oğlu Seyyid Han, Bâbür ile iş birliği yaparak Kâşgar, Yârkend, Hoten şehirlerini ele geçirdi ve Seidiye (Seyyidiyye) Hanlığını kurdu. Devletini güçlendirmek amacıyla birtakım ıslahat girişimlerinde bulundu.
Tarihler 1552’yi gösterdiğinde Ruslar, Kazan Türklerinin uzun süren mukavemetini kırıp şehri işgal ettiler. Daha sonra Hazar Denizi’ne kadar bütün İtil-Volga havarisini kontrolleri altına aldılar. 1556’da Astrahan’ı işgal ederek Türkistan’a yayılmaları yolundaki en büyük engeli aştılar. Kısa sürede Tatar ve Başkent ülkelerini istila ederek, Türkistan’ın son kapısı olan Kazakistan bölgesine girdiler. Osmanlı Devleti 16 asırda bu bölgeye yardımlarını yapmaya devam etti, özellikle Don Volga projesi bu bölge için biçilmiş kaftandır. Belki bu projeyi hayata geçiremedik. Ruslar ise kısa zamanda Tatar Başkurt gibi Türkistan coğrafyasını bir bir işgal etmeye başladı. Türkistan bölgesine çinliler çok fazla baskı ve zulüm yapmış olsa da bunun daha fazlasını Ruslar yapmıştır. Öyle ki buradaki Müslümanları değiştirme dinlerini yok etme projelerini de zihinsel ve eğitimsel metodlarını oluşturmaya özen gösteren yine Ruslardır. Bu işgalleri elbette Rus ayısı, dünya kamuoyuna doğru ve yararlı olarak göstermek adına birtakım açıklamalar yaptı. Prens Gorçakov Vasıtasıyla dünya umumi efkârına 3 Aralık 1864’te şu açıklamayı yaptı; ‘’Rusya’nın orta Asya’daki karşılaştığı durum, hiçbir sosyal organizasyonu olmayan yarı vahşi ve göçebe halklar karşısındaki bütün medeni devletlerin problemiyle aynıdır. Bu tip durumlarda daha medeni olan devletler kendi sınırlarını ve menfaatlerini müdafaa etmek zorunda kalmıştır. Bizim oradan geri çekilmemiz Asyalılarca bir zayıflık telakki edileceği için ilerlemenize devam edeceğiz. Bu ilerleme nerede durur ve nereye varır orasını kestiremiyoruz.’’ Eğitim yoluyla Müslümanları asimile etme projesinin de asıl sahibi Ruslardır. Şeytanın öz evladı Nikola Ilminsky 19.yy’ın ortalarında şu projeyi ortaya koydu; Müslümanları özellikle de çocukları okullarda Hristiyanlaştırmalı ve Ruslaştırmalıyız. Nihayetinde bu dinsizleştirme politikasının geçmişi 150 yıla dayanmaktadır. Bu projeyi İngiliz şarlatan Gladsone da şöyle değerlendirir: “Ruslar bölgeye ‘civilization and morality’ yani ahlak ve medeniyet götürdüler deyip destek verdiler. Bu yüzden Rusya insanlık ve medeniyet adına bu işgali yaparken büyük güçlüklerle boğuşmak mecburiyetinde kalmış ve bundan dolayı da takdir ve tebrike mazhar olmuş bir devlet idi”. İşte okullarda yapılan bu çalışmalar günümüzde de sürmektedir.
Bir taraftan Rusya bu işgallere devam ederken diğer tarafta yani Doğu Türkistan kısmında ise bazı olumlu gelişmeler de oldu. 1863 yılına gelindiğinde Yakup Bey bölgede Bağımsız Doğu Türkistan Devletini kurmuştur. Doğu Türkistan, ikinci kez Çin’in esaretine girmeden önce Yakup Bey’in mücadelesiyle bağımsız olarak 13 yıl varlığını sürdürmüştür. Öyle ki bu dönemde “Bedevlet” (Mesut Hükümdar) unvanını almıştır. Devletin temellerini sağlamlaştırmak ve korumak adına Yakup Bey Osmanlı Devleti’ne bir elçi göndermiş ve Sultan Abdülaziz’den devletlerini tanımalarını istemiştir. Sultan Abdülaziz devleti tanımış ve silah ve malzeme gönderiminde bulunmuştur. Ayrıca devleti; Rusya, İngiltere ve Hindistan ülkeleri de tanımıştır. Türkiye’den dört bin kilometre uzaklıktaki Doğu Türkistan topraklarında 1864-1877 döneminde hüküm süren Osmanlı’nın uzak Asya’daki son sınırı Kaşgarya Hanlığı; bütün Türkistan coğrafyasında bağımsız devlet olma, hür yaşama bilincinin de yayılmasına vesile olmuştur. 1875-1877 yılları arasında Çinli General Zao Zongtag İngiliz bankerlerin yardımı ve Ruslardan aldığı silahla Kaçgar’ı işgal etti. Bu süreçte de bölgeye Sincan adını verdi.
Tarihler 1911’i gösterdiğinde Çin hanedanlığı tarihe karıştı. Çin Cumhuriyeti kuruldu. Bölgede otorite boşluğu olunca dere bey diye isimlendirebileceğimiz Yang Zengtsin Pekin’deki karışıklığı fırsat bilip Doğu Türkistan bölgesinin idaresini ele geçirdi. Kendisini vali ilan etti. Rusya’yla da yakın ilişkiler kurmaktan geri durmadı. Hatta 1917 Bolşevik ihtilali olduğundan sonra beyaz orduyla anlaşarak Rusları Doğu Türkistan bölgesine ufak ufak yerleştirdi. Fakat 1928’de Çin hükümetinin konuk taraftarları olarak gösterilen kendi adamları tarafından katledildi. Tabii ki bölgedeki karışıklıklar hiçbir vakit durmadı. Kendi aralarında bu tarz problemler yaşasalar da Müslümanlara karşı baskıyı zulmü ve katliamı durdurmadılar. Müslümanlar da nihayetinde bir mukavemet göstererek ve iş birliği yaparak 12 Kasım 1912’de Kaşgar merkezli Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’ni ilan etti. Bu cumhuriyetin bayrağının üzerine yerleştirilen hilal ve tuğranın üzerinde 3 yıldız olması mücadelenin İslam adına verildiğinin en büyük kanıtlarından birisiydi. Hoca Niyaz, Mehmet Emin Buğra, Sabit Damolla bu çalışmada ön plana çıkıyordu.
1934 yılında Çin ve Rusya anlaşıp bölgeyi işgal edip Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’ne son verdi. Kendi içlerinde kavga etseler de İslam’a karşı bir olmaktan yine geri durmadılar. Sabit Dâmolla idam edildi ve Hoca Niyaz sürgüne gönderildi. 1937 yılında Rus güdümünde olan Doğu Türkistan valisi Sheng Shicai ‘büyük temizlik’ adını verdiği operasyonla 10 binlerce Müslümanı katletti. Bunun karşısında Müslümanlar direniş göstermekten ve kenli müdafaa etmekten hiçbir zaman geri durmadı. 1940 yılında Osman Batur Altay’da silahlı mücadeleye başladı. Bu mücadeleye Allah azze ve celle’nin yardımı geldi ve Osman Batur birlikleri galip geldiler. Çin uçakları bölgeye “Osman Tatar’ Terk Edin..” yazılı notlar attıldı. ‘Osman Batur’u terk edin, onu yakalayacağız ve yanındakileri cezalandıracağız’ yazıyordu. Her ne olursa olsun 1944 yılında ikinci Doğu Türkistan Cumhuriyeti Osman Batur, Alihan Töre, Abdülkerim Abbas ve Ahmet Can Kasimi’nin ortak koalisyonuyla kuruldu. Osman Batur ve merkezden gelen kuvvetler Doğu Türkistan’ın merkezi olan Urumiyi ele geçirmek üzereyken Çin ve Rusya dostluk ve ittifak anlaşması yaptı. Bu iki sömürgeci bir kez daha fikirsel olarak ayrı olsalar da Müslümanlara karşı bir araya geldiler. İçimizde de ayrılıklar çıkardılar ve özellikle Abdülkerim Abbas ve Ahmet Can Kasimi’nin Rusya’da eğitim almış olması onları bazı fikirsel ayrılıklara götürdü. Hatta bunlar Osman Batur’la da karşı karşıya geldiler. Ama ne gariptir ki Ahmetcan Kasimi ve Abdülkerim Abbas’ın Çinli yetkililerle görüşmek için bindiği uçak düşürüldü. Çin kızıl alayı Osman Batur’u yakalamak üzere görevlendirildi. Osman Batur Urumçi de yakalandı. Ağır işkenceler sonrası idam edildi. 1 Ekim 1955’te Çin, Doğu Türkistan’ı eyalet statüsünden çıkartıp Sincan Uygur özerk bölgesi olarak merkeze bağladı. 1959’da bölgede Çinli nüfus 500.000 iken birden 2.6 milyona çıktı. Artık bu tarihten sonra Çin zulümleri iyice artarak devam etti.
Tarihsel süreci kısa bir biçimde verdik. Şimdi de bölgede yapılan zulmü ve işkenceleri somut bir şekilde görmeye çalışalım. Doğu Türkistan’da tehdit, işkence, tecavüz, asimilasyon, yıkım, organ kaçakçılığı, çocuk kaçırma günden güne artarak devam etti. Her Müslüman potansiyel bir terörist olarak algılandı. Kardeş aile projesi adı altında Müslüman ailelerin yanına Çinli erkekler yerleştirildi. Bölgede sakal bırakmak, Kur’an-ı Kerim’i okumak çocuklara İslami isimler vermek yasaklandı. Eğitim kampı adı altında soykırım merkezleri ya da kapalı hava hapishaneleri oluşturuldu. Çok garip gelecek ama siyah giyinmek kadınlar için yasak bir hale geldi. Yazın insanlar aç ve susuz kızgın güneş altında, kışın ise buzun üzerinde çıplak ayak beklemek, karanlık hücreye atılmak ve omuzlara kadar suyun içinde bekletmek gibi ağır işkencelere maruz bırakıldı. Kadınlar, erkekler tarafından üzerlerinde sanki kesici ya da öldürücü bir alet varmış gibi aramaya alındı. Cuma günü insanlara zorla domuz eti yedirildi. Tabii ki de en büyük baskılar Müslümanlar için çok önemli bir ay olan Ramazan ayında yapıldı. Bölgede 2017’den bu yana 36 tarihi cami yıkıldı; bunların yerine bar, kümes ve tuvalet gibi yerler yapıldı.
Okullara giden Muhammed, Abdullah, Aişe, Fatıma isimli çocukların ya isimleri değiştirilir ya da bu isimlere rağmen zihinsel propaganda ve asimilasyon faaliyetleriyle Çinlileştirmeye çalışılıyor. Bu katiller dini, ahlaki bir hastalık olarak tanımlar. Bunu reddeden çocuklar da kamplara götürülür ve bu kamplara “aşırılık azaltma merkezi” adı verilirdi. Tüm bunlara rağmen oradaki Müslümanlar için yıllardır İslam davası ölmedi. Biz de rabbimize iman ederek Müslümanların diliyle ve kalbiyle diyoruz ki: hapsedin, işkence edin, sürgün edin, yakalayın, elinizden geleni yapın, bombalayın, öldürün, iftira atın, korkutun, münafıkları gönderin, casusları gönderin, aklınıza gelen hiçbir şeyi yapmaktan geri durmayın! Biz asla terk etmeyeceğiz! Terk etmemiz mümkün de değildir. Esasında terk etmeye gücümüz de yetmez, bu dindir. Bizim için oksijendir. Bu bizim hayatımızdır. Onu terk edersek, işte o vakit ölürüz.
Müslümanların aciz olduğunu düşünen ahmaklar iyi bilin ki Müslümanlar gerçek güç ve kuvvet sahibidir. Allah bize yetendir. Bizde Allah’ın yardımına güveniyoruz. Allah’ım bizim Rabbimiz bir tek sensin, senin hiçbir ortağın yoktur. Rabbimiz bizim gücümüz ancak seninledir. Sana tevekkül ederiz. Sen Kavi olansın, el-Aziz olansın, el-Cabbar el-Kahhar el-Melik olansın, senin izzetin ve celalinle İslam ümmeti olarak korkmayacağız, zayıflamayacağız, gevşeyip, üzülmeyeceğiz…
Bugün Doğu Türkistan’da, Suriye’de, Gazze’de ve dahi zulme uğrayan tüm İslam yurtlarında saymakla dertleri bitmeyecek kardeşlerimiz! Bizim kalemlerimizden dökülenler mürekkep değil, gözyaşı ve kandır. Canımız acıyor, kalbimiz paramparça oluyor ancak biz iman ediyoruz ki Rabbimiz bize vadettiği nusreti gönderecek ve zaferi verecek olandır. Allah’ım, bize farz kıldığın mücadeleyi bizden esirgeme! Gerçek zafer olan şehadeti bize yakın kıl!
Esir iken Kırım, Kerkük, Türkistan
Bana zindan olur Maraş Elbistan
İbni Sina, Dedem Korkut, Alpaslan
Susarsam hakkını helal etmesin!
[1]. DİA










