Beşerî Sistemlerin Akıl Sağlığına Verdiği Zararlar

Kapak Dosya – Ahmet İmamoğlu / 2026 Mayıs / 162. Sayı

İslam’ın temel metinleri incelendiğinde, korunması gereken beş temel esastan birinin akıl nimeti olduğu görülmektedir. Akıl, Allah’ın insanlara verdiği büyük bir nimettir. İnsan, iyiyi ve kötüyü birbirinden akıl ile ayırır. Akıl insanı diğer canlılardan ayıran en büyük özelliktir. İslam uleması aklı; “Hakk ile batılı ayırt etmeye yarayan ve kalpte bulunan bir nurdur” diye tarif eder.

Dinimizde mükellef olmak için akıllı olmak şarttır. İman ve ibadetlerde aranan ilk şart akıldır. Aklı olmayanların dinin emirlerinden sorumlu olmaması aklın İslam’daki önemini göstermektedir. Ancak, aklın gerçek değerini bulması ve insan için yararlı olabilmesi, onu iyi kullanmaya bağlıdır. Aklını iyi kullanmayanlar, Kur’an’ı Kerim’de yerilmektedir. Akıl en önemli bilgi vasıtalarından biridir.

Akıl ve ruh sağlığımız için öncelikle aklımızı doğru bilgilerle donatmamız, zihnimizi de yararlı ilgilerle de meşgul etmemiz gerekir. Ayrıca kimseye haksızlık yapmamamız, rızkımızı helâl yollardan kazanmamız îcap eder. Öfkeli, heyecanlı, üzüntülü anlarda kendimize sahip çıkmamız, şükür ve sabırla dengeli bir hayat sürmemiz gerekir. Her türlü içki ve uyuşturucu madde ile zararlı gıdalardan uzak durmamız, televizyon, internet, sosyal medya vb bağımlılığından korunmamız akıl ve ruh sağlığımız açısından büyük önem taşır.

Bütün bunlarla birlikte sağlıklı bir akıl ve ruh yapısı için insanın yapması gereken olmazsa olmaz şey; Allah’a yönelmek, O’na dayanıp güvenmek, düzgün, temiz ve sağlam bir inanca sahip olmaktır. İnançlı ve edepli kişilerle arkadaşlık yapmak, inançlı ve edepli kişilerle de yuva kurmaktır. Yani kendimize hem maddi hem manevi olarak temiz ortamlar oluşturmaktır. Bu inanç ve tavırla güçlenen maneviyatın, hayatın sıkıntılarına karşı dayanma gücü vereceğinde hiç şüphe yoktur.

Kur’an’ı Kerim’de aklını doğru yönde kullanmaktan kaçınanların ise kınandığı görülmektedir. Bu bağlamda Kur’an’ı Kerim’de çok sayıda âyet bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şu şekildedir:

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara faydalı şeyler taşıyarak denizde akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de kendisiyle ölümünden sonra yeryüzünü dirilttiği ve üzerinde dolaşan her türlü canlıyı yaydığı yağmurda, gökle yer arasında emre hazır bekleyen rüzgarları ve bulutları farklı yönlerde evirip çevirmesinde aklını kullanan bir topluluk için elbette Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren deliller vardır.” (Bakara, 164)

“İnkârcılara: “Allah’ın indirdiğine uyun” dendiği zaman: “Hayır! Biz, atalarımızdan gördüğümüze uyarız” derler. Peki, ya ataları aklını kullanamayan ve doğru yolu bulamayan kimseler ise!”(Bakara, 170)

“Allah’ın dâveti karşısındaki tavırları itibariyle kâfirlerin hâli, tıpkı çobanın çağrısını duyduğu halde, bu sözleri mânasız bir ses ve gürültü olarak algılayan sürünün durumuna benzer. Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Çünkü akıllarını kullanmazlar.” (Bakara, 171)

 “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka değildir! Âhiret yurdu ise Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?”(En’am, 32)

 “Şüphesiz ki, Allah katında canlıların en şerlisi, ilâhî gerçekleri düşünüp (akledip) anlamayan o sağırlar ve dilsizlerdir.”(Enfal,22) “Allah, aklını kullanmayanlara kötü bir azap verir.” (Yunus, 100)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de “akıllı” mânasına keyyis kelimesini kullanmış ve “Keyyis, nefsini kontrol altına alıp ölümden sonrası için hazırlanan kimsedir” demiştir.[1]

Bu nasslardan anlaşılan akıl, Rabbimizin kendisine yüklediği düşünme faaliyetini uygun bir şekilde kullandığı ve görevini yaptığı zaman, insanı dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştıran muazzam bir nimettir.

Beşerî sistemler, şeytanın ilkası ile oluşturulduğu ve vahye uygun olmayan sistemler (şeytani) oldukları için, İslam’ın büyük değer verdiği düşünme/tefekkür ibadetinden insanı uzaklaştırmak, onun inancında şüphe ve yanlışlar meydana getirmek ve onu sıratı müstakimden saptırmak için büyük bir çaba göstermektedirler.

Bu hakikatı İbrahim aleyhisselam’ın şu duası ne kadar da güzel ortaya koymaktadır:

Ey Rabbim! Bu şehri, insanların huzur ve emniyet içerisinde yaşayabilecekleri güvenli bir bölge kıl; beni ve neslimi, putlara tapmaktan ebediyen uzak tut!” (İbrahim, 35)

İslam, akıl sağlığını korumak için içki, uyuşturucu vb. zararlı şeyleri yasaklarken, beşerî sistemler bunları çağdaşlık ve gelişmişlik olarak insanlara lanse etmekte ve karşı çıkanlara da ‘yobazlık vb.’ yaftalar vurmaktadır. Türkiye’de madde kullanım yaşı 12’ye kadar düşmüştür. İçki tüketiminde dünyada ilk sıralarda yer almaktadır.

Son zamanlarda sık sık medyaya yansıyan ‘çocuk katiller’ beşerî sistemlerin insanlığa sunduğu hediye(!)lerdendir. Bu durum bir gecede ortaya çıkan bir şey değildir. Çocuk ve gençlerin oynadığı oyunlar, seyrettikleri diziler, filmler şiddet ve cinsellik içermekte ve akıl sağlıkları üzerinde ciddi olumsuz tesir göstermektedir. Kafirlerin ürettiği ve ücretsiz sunduğu sosyal medya içerikleri, daha ilkokul çağından itibaren kullanılmakta hem öğrenme güçlüklerine sebep olmakta hem de ciddi ahlaki bozulmalara, ekonomik çöküşe sebep olmaktadır.

Beşerî sistemlerin insanlığı uyutmak, akıllarını doğru kullanmaların önüne geçmek için kullandığı yöntemlerden belki de en etkililerinden biri ‘3 F Yöntemi’dir.

Portekizli, dönemin diktatör lideri olan Salazar’ın (İspanyol diktatör Francisco Franco’nun) halkının baskıcı yönetimine isyan etmemesi uğruna oluşturduğu bir yöntemdir. 3 F’in açılımları değişik şekilde yorumlanmıştır ama en sade olarak Football, Fiesta, Fado yani: Futbol, Festival ve Kadın.

Ağlarla buluşan futbol topu çoğu insan için, kıyıya vuran insan bedenlerinden daha önemli bir gündem konusu oluyor. Festivallerde yapılan gösteriler, ahlaksız kıyafetler oyunlar, içki vb. ile insanların akıllarını kullanmalarına set çekilmekte, yaratılış gayesinden uzaklaştırılmaktadır. Bu sistemlerde kadın kişiliği ile değil dişiliği ile ön plana çık/arıl/makta adeta bir meta olarak kullanılmaktadır. Lastik ve sakız reklamlarında oynatılan kadın sürekli cinsel bir obje olarak sunulmaktadır. Buna mukabil annelik, ev hanımlığı hor gösterilmekte, kadınların çalışması sürekli teşvik edilerek, işsizliğin artmasına ve aile kurumu zayıflamasına sebep olunmaktadır.

Cahili toplumlarda ‘nasıl elde edilirse edilsin’ çok para kazanmak ve biriktirmek, daha çoğuna sahip olmak için gece gündüz çalışmak ya da kısa yoldan (borsa, kumar, faiz vb.) köşeyi dönmek özendirilmekte hatta teşvik edilmektedir. Siyonist Kapitalizmin zincirsiz köleleri haline getirilen insanların, zulmü sorgulaması, zorbalara başkaldırması ne kadar mümkündür!

Vahşi kapitalist sistem bütün dünyayı küçük bir köy haline getirmiştir. Bu batıl sistemin insanlığa dayattığı/sevdirdiği hareketsiz bir hayat tarzı, yeme içme alışkanlıkları, uyku düzeni vs. insanın hem beden hem de akıl sağlığını çok olumsuz etkilemektedir. Gece yatmayan sabah kalkmayan, GDO’lu, ebter tohumlardan üretilmiş, içine onlarca katkı maddesi konulmuş gıda(!)larla(hamburger cola, sosis salam, margarin, ketçap, cips, jelibon vb…) beslene/meye/n insanların sağlıklı düşünmesi, dünyada olup bitenleri doğru anlaması, sorgulaması; emperyalist zalimlerin kültürel ya da fiili işgallerine karşı direnmeleri mümkün değildir.

Yüce Rabbimiz Kerim kitabında şöyle buyurur:

İş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli helak etmek için koşar. Allah ise bozgunculuğu sevmez.” (Bakara, 205)

Bu ayeti kerimede geçen “Hars” (ekin) toprağı ve tarımı, “nesil” (zürriyet) ise insan neslini ve soyunu temsil eder. Bu ikisi, insanlığın devamı ve huzuru için temel unsurlardır. Bunların yok edilmesi; çevre felaketleri, ekonomik çöküş, savaşlar ve ahlaki yozlaşma ile neslin fiziksel/manevi olarak ifsat edilmesini kapsar. Beşerî sistemler ekini ve nesli helak ederek insanlığın büyük bir felakete sürüklenmesine sebep olmuşlardır. İnsanlığın aklını dumura uğratmış, adeta dünyayı bir tımarhane haline getirmiştir.

İnsanlığa giydirilmiş birer deli gömleği olan bu batıl sistemler yıkılıp da İslam’ın tertemiz şeriatı yeryüzüne hâkim olduğunda ancak insanlık huzur bulacaktır.


[1]. Tirmizî, “Kıyâmet”, 25; İbn Mâce, “Zühd”, 31