Türkiye’li Şehidler – Cihan Malay / 2026 Mayıs / 162. Sayı
“Şehadet bir çağrıdır tüm nesillere ve çağlara” demişti Metin Yüksel. Bu çağrıyı işitenler, bu kutlu müjdeye ulaşmak için şehadet yolculuğuna çıktı.
İslam’ın izini yok etmek için adeta her bir Müslümanı şehit etmeye and içmişlere, “öldürürek İslam’ın ışığını söndüremezsiniz” diyen şehitler kervanı her asırda devam etti. Şehitler kervanına Filistin’de, Bosna’da, Afganistan’da, Çeçenistan’da, Ogaden’de ve daha nice bölgelerde katılanlar oldu. Bu kervan, aralıksız her zaman sürmeye de devam etti.
“İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah’ın rızasını almak için kendini feda eder…” (Bakara, 207) ayet-i kerimesinin izinden giden şehitler, en büyük gaye olan Allah rızasına ulaşmak için canlarını feda ettiler.
Yine onlar “Allah, kendi yolunda çarpışırken öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını, karşılığında cennet vermek üzere satın almıştır. Bu, Allah’ın Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da yer almış gerçek bir vaadidir. Kim Allah’tan daha fazla sözüne bağlı olabilir! O halde yaptığınız bu alışverişten ötürü sevinin. İşte büyük bahtiyarlık da budur.” (Tevbe, 111) ayetinde müjdelenen güzel son olan Cennet’e girmenin bedeli olarak, canlarını Allah’a sundular.
Ogaden Cihadı
Daha önce Somali’ye ait olan Ogaden bölgesinin işgalci Hıristiyan Etiyopya devleti tarafından işgal edilmesi üzerine Ogaden halkının, Etiyopya’ya karşı cihadı 1993-1996 yılları arasında şiddetlendi.
Ogaden Savaşı’nda öne çıkan ve Somali’deki İslamcıların büyük abisi olarak bilinen Hizbi İslami kurucusu Şeyh Tahir Üveys, Somali’nin birçok kentinde İslami Mahkemelerin kurulmasında büyük roller oynamıştır. Bu süreçte Afgan-Rus harbine katılan Somalili mücahidler de ülkeye dönmüş ve hem Ogaden Savaşı’nda hem de ülkedeki İslami davet çalışmalarında etkin rol oynamışlardır. Ancak ABD uçaklarının direnişçilere yönelik ağır bombardımanları sonucu Ogaden direnişi başarısızlığa uğramıştır.[1] Bu bombardıman ve sonrasında Etiyopya devletinin sayısız katliamları nedeniyle, Ogaden halkı büyük kayıplar vermiştir.
Hayatı ve Şehadet Yolundaki Azmi
Bayram AIi Düz, 1977 yılında, Konya’da dünyaya geldi.
Birçok şehadet sevdalısı gibi o da genç yaşta Allah katında yüce bir mertebe olan şehitliği dünyada elde etmeyi tercih etti.
Selçuk Üniversitesi İktisat Fakültesi 2. sınıfta okuduğu sırada Adana Kozanlı, Diş Hekimliği 2. sınıf öğrencisi Nureddin Cingöz ile Ogaden cihadına katıldı.
Sevgide çok sıkı bağları bulunan Bayram AIi ve Nureddin, şehadet yoluna da birlikte çıkmışlardı. Aynı dertle dertlenmiş, aynı sevdaya tutulmuş bu iki candan arkadaş, şehadete de birlikte yürüdüler. Dünyada birbirlerine olan bu sıkı bağlarını, 21 Aralık 1996 yılı Cumartesi sabahında Allah her ikisine birlikte şehadet vererek taçlandırdı.
Şehit olmadan önce vasiyetini şöyle yazmıştı:
“Yola çıktığımda yanımda bulundurduğum eşyalarım, muhtaç olan mücahidlere verilsin. Allah’ın Firdevs Cennetinde sizlerle buluşmak dileğiyle. Allah’a emanet olun, hakkınızı helal edin.
Bu vasiyetim genelde tüm Müslümanlar, özelde ise ailem içindir.
Benim cihada gitmeme vesile olan gerek maddi ve gerekse manevi yardımlarıyla şehadetime yardımcı olanlardan ben razıyım. Allah da onlardan razı olsun ve cennetindeki seçkin kullarından eylesin. Esselamüaleyküm verahmetullahi veberekatühü.” (B. Ali Düz)
Şehadetinden Kısa Bir Süre Önce Yazdığı Not
“Bismillahirrahmanirrahim
Hamd âlemlerin Rabbi olan canlı cansız, görünen görünmeyen ve âhireti yaratan Allah’a mahsustur. Salat ve selam; savaşın ve rahmetin ve tüm insanların önderi, rehberi olan Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e olsun. Ayrıca Allah’ın selamı tevhid ehli ve dağlarda cihad eden ve bunlara maddi ve manevi destek veren tüm Müslümanların üzerine olsun.
Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh.
“Ey inananlar! Allah’tan korkun. Ve kişi, yarın için ne yapıp gönderdiğine baksın. Allah’tan korkun; çünkü Allah yaptıklarınızı haber almaktadır.” (Haşr, 18)
Değerli Müslümanlar! Kur’an’a baktığımızda, cihad ile ilgili ayetlerle değil sûrelerle karşılarşırız. Enfal, Tevbe, Saff, Mücadele vb. sûreler, bizleri hep cihada teşvik eder. Bunlar, Allah’a iman ettikten sonra en büyük amelin ve cennetin yolunun cihad meydanlarından geçtiğini anlatır.
Şu anda Ogaden’deki cihad hareketi 5. yılına giriyor. Buradaki insanların çağrısı Kur’an’ın çağrısıdır: “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve ‘Rabbimiz bizi şu halkı zalim olan şehirden çıkar, bize katından bir koruyucu ver’ diyen zayıf erkek, kadın ve çocuklar uğrunda şavaş mıyorsunuz?” (Nisa, 75) İşte Ogadenli Müslümanların dünya Müslümanlarına çağrısıdır bu.
Allah Rasûlünün hayatına baktığımızda ömrünün çoğunun seferde ve cihadda geçtiğini görürüz. Şu an için dünya Müslümanları ya duymuyorlar ya da duymamazlıktan geliyorlar. Neden bu Müslümanların çağrısına kulak verilmiyor? Nasıl oluyor da bir Müslüman, diğer bir Müslüman kardeşinin derdiyle dertlenmiyor? Ruhlar âleminde Allah’ı Rab olarak kabul etmemiş miydik? Niçin Allah’ın indirdiği kitaba uymuyoruz. Allah Rasûlünü niçin örnek almıyoruz?
Allah celle celaluhu mü’minlerden şöyle bahsediyor: “İnananlar Allah yolunda, inanmayanlar ise şeytan’ın, tağutun yolunda savaşırlar. O halde şeytan’ın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisa, 76)
Nasıl olsa şeytan’ı da Allah yarattı. Onun gücü ve kapasitesi Allah’ın elindedir.
Bizler cenneti istiyor isek, bazı zorluklara katlanmak zorundayız. Tıpkı Bilal-i Habeşi, Sümeyye ve daha nice sahabe gibi. Onların canları çıktı da asla imanları çıkmadı.
Allah’a öyle bir bağlandılar ki, O’nun adından başka bir adı zikretmediler, tanımadılar.
Buradaki Müslümanlar, cihad ettikleri müddetçe her halükârda kazançlılar. Ölseler de öldürülseler de. Günlük çalışmaları bambaşka. Yüzlerine baktığınız zaman Müslüman olduğunu ve perişanlığını görürsünüz. Yemek derseniz; zaten pilav, bamya ve çaydan başka bir şey yok. Ayaklarında iyi olmasa da bir terlik. Üzerlerinde ise eski bir tişört ve pantolon ile cihad ediyorlar.
Bizler o lüks evlerin içinde, lüks yemeklerden günde üç öğün yemekle, beş vakit namaz kılmakla, Ramazan ayında oruç tutmakla, zekât vermekle bunların mertebesine ulaşamayız. Rasûlullah bir defasında “Cennet hoşa gitmeyen şeylerle, cehennem ise şehvetlerle kuşatılmıştır.” buyurmuştur.
Rahatlık tepilmeden cennete ulaşılmaz. Cihaddaki zorluk, Türkiye’deki en mükemmel hayattan daha mükemmeldir. Çünkü burada huzur var. Allah için çıkılan yolda huzur olur. Allah oraya bereket yağdırır.
Ogadenli Müslümanlara karşı, kafirler yine sahnedeler. Hem de toplu olmak üzere. Amerika her zaman olduğu gibi yine başı çekiyor. Kafirler birleşmiş, peki Müslümanlar nerede?
“O halde dünya hayatını âhiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse; biz ona yakında büyük bir mükafaat vereceğiz.” (Nisa, 74)
Allah’tan daha çok vaadini yerine getiren kim olabilir? Bu ne güzel bir ticaret. Sonuçta iki güzellikten birisi var ve anlaşma Allah ile yapılıyor. Bu alışverişten ötürü sevinin. Gerçekten bu büyük bir başarıdır. Bizler dünyalık ticareti ne zaman bırakırsak, ahirete tam olarak yöneliriz.
Biz Kur’an’dan anlıyoruz ki, cennet ehlinin dünyadaki yaşantısı sürekli işkence altında geçiyor ve Kur’an bize öğüt veriyor: “Yoksa siz, sizden önce geçenlerin durumu başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve O’nunla beraber inananlar ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyecek olmuştu. İyi bilin ki Allah’ın yardımı yakındır.” (Bakara, 214)
Bu ayetlerin, Müslümanları kıyama kaldırması gerekirken acaba kıyamdan geciktiren engeller nelerdir? Acaba bu engel dünya sevgisi mi? Ana, baba sevgisi mi? Evlat sevgisi mi? Para mı, mal mı?
“Allah içinizden cihad edenleri ve sabredenleri sınayıp bilmeden, cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Âl-i İmran, 142)
Cihad ve sabır, ikisi birbirinden ayrılmaz iki parça, her zaman birlikteler.
Allah kendi yolunda, kendi dinine yardım edenleri sever. Allah mücahidlere sabır versin, ayaklarına sebat versin. Rabbimiz bizim günahlarımızı bağışla ve işimizde taşkınlığımızı bağışla. Kafir toplumlara karşı bizlere yardım et.” (Bayram Ali Düz, 21 Aralık 1996)
Şehitliğin Fazileti
Allah celle celaluhu şehidi Firdevs cennetiyle müjdeliyor ve şehidin günahlarını affediyor. Kıyamet günü şehit, almış olduğu yaradan kan akar halde Allah’ın huzuruna çıkacaktır ve akan kan etrafa güzel bir koku verecektir.
Kıyamet günü, öyle bir gün ki hesabın zorluğundan insanların birbirini dahi göremediği o büyük günde, şehitler rahat edecektir. Şehit akrabasından, 70 kişiye de şefaat edecektir. Yeter ki İslam üzere ahirete göç etsinler. Ne mutlu bir an.
Şu gelip geçici dünya hayatında, biraz Allah için zorluk çekilecek ve ebedi olan, güzellik bakımından dünya ile hiçbir şekilde karşılaştırılmayacak olan ahiret hayatında, şehit yanına akrabalarından 70 kişiyi alıyor ve cennete giriyor. Rabbim mükafat verirse tam verir.
Düşünülecek olunsa, insanın aklı yetmez. Allah’ım, ne büyük mükafat! Sorarım sizlere, dünyada zevk sürüp, âhireti, cenneti adeta tepmeyi kim ister?
Evlat sevgisini Allah’ın sevgisinin önüne bir ana baba nasıl geçirir? Evlat sevilirse, dünya için değil; Allah için, evladın ahireti, ebedi olan hayatı düşünülerek sevilmeli. Yoksa o sevgi kıyamette kimseye fayda vermez. Bu nedenle anne ve babalar, sizlerde evlatlarınızı seviyorsanız; ama gerçekten hem de Allah için seviyorsanız, hiç durmayın, onları cihad meydanlarına gönderin. Onların ve kendinizin ahiret hayatlarını zora sokmayın. Dünyanın aldatıcılığına inanmayın.
Cihad meydanına çıkan bir mücahidi iki güzellik bekler: Ya şehadet ya da gazilik. Mücahid her zaman şehadet arzular ama gazinin aldığı ecir de çok büyüktür. Rasûlullah’a “Allah yolunda cihad eden bir Müslümanın aldığı ecir” soruluyor. Buyuruyorlar ki: “Sizden kim bir mücahid yola çıktıktan geri gelinceye kadar hiç iftar etmeden ve hiç ara vermeden oruç tutar ve sürekli namaz kılabilir? Buna gücü yeten hiç olur mu?”
Rabbim cümlemizi cennetine rahat bir şekilde giren, şehadetin tadını tekrar tekrar almak isteyen seçkin kullarından eylesin.
Kıyamet gününde şehide cennetteki büyük köşkü gösterilir. Arşın altında, yeşil cennet kuşları üzerinde gezdirilir.
Şehid ölüm acısı diye bir şey duymaz. Kabir azabından emin olur. O an 72 huri ile evlendirilir. Akrabasından Müslüman olan 70 kişiye inşallah şefaat edebilecek, başına “Taci’l- Vakar” adında bir taç giydirilir ve mahşer gününün o dehşetli anında kendisinden emin olur.
Ya Rabbi! Anamı, babamı, kardeşlerimi kovulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyor ve yine sana emanet ediyorum.” Talha Türkî (Bayram Ali Düz)
Yazdığı Bazı Notlar
*“Şehadet mi, yoksa yatakta ölümü beklemek mi? Sizce hangisi daha şerefli?”
*Uyanın, ey Müslümanlar! Uyanın!
Bir tarafta inim inim inletilen Müslüman,
Diğer tarafta kasıla kasıla oturabilen Müslüman.
Nerede kardeşinin derdini dert bilen?
Nerede o Müslüman nerede?
Allah aşkına deyin bana!
Buradayım deyin, hazırım deyin!
Ama duyamıyorum, neden acaba?
Kulaklarım mı duymuyor?
Keşke kulaklarım duymasa,
Keşke dünya sallansa,
Buradayım, hazırım sesleriyle.
Tekbir nidalarıyla dünya yeniden fethedilse inşallah.”
*Allah beni biliyor.
Allah beni görüyor.
Kardeşler, hayatınızı yaşarken bu iki cümleyi hiçbir zaman unutmayın. Kur’an’dan ve Sünnet’ten hiç ayrılmayın ki sonunda mutlu olasınız. Akıbet müttakilerindir.
————————–
Yararlanılan Kaynaklar
Mehmet Ali Tekin, Şehadet Bir Çağrıdır Tüm Nesillere ve Çağlara, Şubat 1997.
[1]. Abdülkadir İnci, Somali’de Kıtlık Yeni mi Aklınıza Geldi?, https://www.haksozhaber.net/somalide-kitlik-yeni-mi-akliniza-geldi-23647h.htm (Erişim Tarihi: 14.04.2026)










