Faiz Küresel Küfür Düzeninin Sessiz Silahı

Kapak Dosya – Orhan Sağlam / 2025 Kasım / 156. Sayı

Hamd, mülkün gerçek sahibi olan Allah’a mahsustur. O ki, kullarına adaletle muamele etmeyi emretmiş, zulmü kendi zatına haram kılmıştır. Salât ve selâm, insanlara emanetin, helâlin ve alın terinin yolunu gösteren Rehberimiz, Önderimiz, Hz. Muhammed Mustafa’ya olsun.

Değerli kardeşlerim! Bilmeliyiz ki yeryüzünde bugün zulüm, savaş ve yoksulluk sadece tanklarla, silahlarla değil; aynı zamanda kâğıt ve rakamlarla da yürütülmektedir. Bugün küresel küfür düzeni, “faiz” denilen görünmez zincirle neredeyse tüm insanlığı esir almıştır. Artık ülkeler sadece mermiyle değil, aynı zaman da borçla vuruluyor; şehirler sadece bomba ile değil, krediyle yıkılıyor.

Faiz, Kur’an’ın diliyle “Allah’a savaş açmaktır.”

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve eğer gerçekten müminlerseniz, faizin kalan kısmını terk edin. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Rasûlünden size açılmış bir savaş olduğunu bilin.” (Bakara, 278-279)

Bugün o savaşın ortasındayız; yalnız toplar tüfekler değil, banknotlar ve ekranlar konuşuyor.

Faiz, insanın alın terini sömüren en derin sistemdir. İslâm, emeğe dayalı kazancı bereket saymış, karşılıksız kazançtan uzak tutmuştur. Çünkü faiz, üretmeden kazanç sağlamaktır; verenin zararını alanın kârı yapmaktır.

İbn Abbas radıyallahu anh buyurur: “Faiz, insanın kazancından bereketi alır, malları çok gösterir ama hakikatte eksiltir.”

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah faizi mahveder, sadakaları bereketlendirir.” (Bakara, 276)

Faizin doğasında adaletsizlik vardır; çünkü riskin tamamını bir tarafa yükler. Oysa ticaret, riskin paylaşılmasıdır; faiz ise bir tarafın zenginleşirken diğerinin yoksullaşmasıdır. Bugün dünya ekonomisine hâkim olan küresel bankacılık sistemi, bu zulmün kurumsallaşmış hâlidir. İnsanlar banka kredisiyle ev, araba, eğitim hatta nefes satın alır hâle gelmiştir. Her taksit, modern köleliğin zinciridir.

Faiz bir zamanlar tefecinin soğuk odasında gizliydi; bugün ise aleni bir şekilde cam binaların içindeki kurumsal mekanlarda meşrulaştırılmıştır. Avrupa’da modern bankacılığın temelleri, Orta Çağ’da kilisenin “faiz haramdır” hükmünü yumuşatmasıyla atıldı. 17. yüzyılda İngiltere Merkez Bankası kurulduğunda, borç artık devletlerin yıkımını belirleyen bir mekanizma hâline gelmişti. Sömürgecilik sadece askerle değil, faizli borçla yürüdü. Afrika, Asya ve Osmanlı coğrafyasında faizli krediler, ülkeleri bağımlı hale getirdi. Bir zamanlar kılıçla alınamayan topraklar, borç senediyle teslim alındı.

Bugün “Dünya Bankası” ve “IMF” gibi kuruluşlar, insanlığa yardım değil, zincir sunmaktadır. Faizli kredilerle ülkelerin ekonomileri ipotek altına alınmakta, devletler kendi halkının değil alacaklı küresel sermayenin emir eri hâline gelmektedir.

Şu husus çok iyi bilinmelidir ki bugünkü küresel finans düzeni, insanın iradesini parayla köleleştiren bir çöküş medeniyet projesidir. Sistemin özünde, insanın kul değil, “tüketici” olması vardır. Küfür düzeni faizi sadece ekonomik araç olarak değil, imanı zayıflatma silahı olarak kullanır. Çünkü faiz, kanaati öldürür; kanaat ölünce şükür biter, şükür bitince kulluk biter.

Kur’an bize öğretir:

“Şeytan, sizi fakirlikle korkutur ve size çirkinliği emreder; Allah ise size mağfiretini ve fazlını vaat eder.” (Bakara, 268)

Faiz sistemi insanlara şu korkuyu fısıldar: “Tasarruf et, biriktir, kredi al, yatırım yap; yoksa geçinemezsin.” Böylece toplumlar sürekli borçlu yaşar, borçlu insan ise özgür değildir. Bir ülkenin merkez bankası, faiz oranlarını yükselttiğinde bir anda milyonlarca insanın huzuru kaçar. Yani bir avuç faiz baronu, milyarlarca insanın uykusunu belirler hâle gelmiştir.

Bugün insanın kimliği bile “kredi kartı” ile ölçülür hale geldi. Kredi kartı, faiz sisteminin en kurnaz tuzaklarından biridir. İnsana “harca ama şimdi ödeme” der; bu, nefsi tatmin eder ama borcu büyütür. Kredi kartı borçları, dünyada artık hanelerin en yaygın borç türü olmuştur. Her ay geciken bir ödeme, yeni bir faiz doğurur. İnsan farkına varmadan, ömrünün emeğini bir tuşa borçlandırır. Kartlar üzerinden yapılan alışverişlerde kesilen komisyon oranları, aslında neredeyse her ürünün içine gizlenmiş bir faizdir. Satıcı kazandığını zanneder, fakat gelirinin bir kısmı bankaya gider. Böylece hemen hemen faizsiz alışveriş kalmaz; fark ettirmeden faiz her işlemde dolaşır.

Bugün markette, manavda, sanal mağazada yaptığımız her alışveriş, dijital bir faiz sisteminin dişlisine dönüşmüştür. Bankalar her takas işleminden pay alır; para, malların değil, borçların üzerinde dolaşır.

“Onlar, alışveriş de faiz gibidir derler. Hâlbuki Allah alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır.” (Bakara, 275)

Faiz sadece bankalarda değil, paranın değerinde de saklıdır. Devletler para basar, karşılığı olmayan kâğıt piyasaya sürülür; enflasyon yükselir. Bu, görünmeyen bir vergidir. Zengin kazanır, fakir kaybeder. Bir ekmek geçen yıl bir lirayken, bu yıl üç liraysa; aslında paran değil, emeğin küçülmüştür. Paranın değerini düşürerek, insanların cebinden gizlice servet çalmaktır.

Enflasyon, faiz sisteminin doğal sonucudur. Çünkü faizle para üretildiğinde, her borcun üzerinde bir fazlalık vardır. Ama dünyadaki toplam para, bu fazlalığı karşılayamaz. Böylece her yeni borç, eski borçları ödemek için yeni paranın basılmasını zorunlu kılar. Sonuç ise sonsuz borç, kalıcı enflasyon ve yapay fakirlik.

Bugün dünya ekonomileri “büyüme” adı altında aslında borcunu artırarak dönüyor. Büyüme değil, şişme yaşanıyor ve o şişkinlik en sonunda balon gibi patlayacak. Faiz sadece ceplerimizi değil, kalplerimizi de kirletir. Bir toplumda faiz yayıldığında, ahlâk çözülür, merhamet kaybolur, yardımlaşma azalır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Faiz yiyen, yediren, yazan ve şahitlik eden hepsi aynıdır.”[1]

Yani faizin günahı sadece alanın değil, sistemde rızası olan herkesin üzerindedir. Bugün faizsiz yaşamak neredeyse imkânsız hale geldi ancak şurası bir hakikat ki, harama rıza göstermek imanı her geçen gün zayıflatır. İman, bazen dünyaya karşı direnç göstermekle korunur.

İbnü’l-Cevzî şöyle der:

“Faiz, malın çokluğunu değil, bereketin yokluğunu getirir. Çok kazanırsın ama huzurun azalır; çok yersin ama doymazsın.”

Bu sebeple faizle büyüyen servet, bereketsiz bir refah doğurur. Evler artar, huzur azalır; maaş yükselir ancak kalp daralır. Bugün faiz, yalnız cebimizde değil; telefon ekranlarında da yaşanıyor. Kripto paralar, dijital bankalar, “faizsiz” adıyla pazarlanan kredi uygulamaları… İnsanlar artık borcu tıklamayla alıyor, fakirliği saniyelerle çoğaltıyor.

Mobil bankacılıkla birkaç saniyede “ihtiyaç kredisi” veriliyor; bu, modern tefeciliğin dijital kılığıdır. Faizin adı değişti ama özü aynı kaldı. “Komisyon”, “işlem ücreti”, “finansal hizmet bedeli” hepsi aynı düzenin farklı maskeleri.

“Onlar hile yaparlar, Allah da onlara karşı (ceza ile) hile yapar.” (Nisâ, 142)

Küresel sistem artık nakitsiz topluma geçmek istiyor. Amaç güvenlik değil; tam kontrol. Nakidin olmadığı yerde özgürlük de olmaz. Her harcama izlenir, her tercih kayıt altına alınır, her borç hatırlatılır. Bu, modern köleliğin bir evresidir: dijital faiz kafesi.

Faizle kurulan bir medeniyet, sonunda kendi adaletsizliğiyle çöker. Kurtuluş, İslâm’ın iktisadî prensiplerindedir: Emek, ticaret, zekât, infak, paylaşım.

Kur’an, adil bir ekonomik denge kurar:

“Ta ki o servet, sadece zenginler arasında dolaşan bir güç olmasın.” (Haşr, 7)

Bugün Müslümanların görevi, faizsiz finans kurumları kurmakla bitmez; önce faizsiz bir zihniyet inşa etmeleri gerekir. Faize mecbur bırakılan değil, faizi reddeden bir nesil doğmadıkça bu savaş bitmez.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bir zaman gelecek, insanlar faizi yemeden duramayacak; kim ondan kaçınırsa dahi tozuna bulaşacaktır.”[2]

İşte biz o zamandayız. Ancak tozuna bulaşmamak için gayret eden, bu zaman da ciddi bir amel başarmıştır.

Netice olarak;

Değerli kardeşlerim! Bilelim ki faiz, yalnızca ekonominin değil, kalplerin de kanseridir. Bu sistem, insanı Allah’a kul olmaktan çıkarıp paraya kul yapar. O yüzden Rabbimiz, faizi terk etmeyi imanla eş tutmuştur. Bugün faizle beslenen küresel düzen, görünüşte güçlü gibidir; ancak Kur’an’ın hükmüne göre, Allah faizi mahveder buyurması sonunda zayıflaması ve bitmesi anlamındadır. Bir gün o saraylar, o bankalar, o dev kuleler kendi faiz borçlarının altında yıkılacaklardır. Biz o günün gelmesini beklememiz gerekir; bugünden itibaren rızkımızda helâli seçmeliyiz, kazancımızda adaleti gözetmeliyiz ve bilelim ki faizden kaçan azınlık, Allah’ın nazarında büyük bir ümmettir.

“Rızık Allah’tandır; O, dilediğine hesapsız verir.” (Âl-i İmrân, 37)

 Son söz olarak:

Bugün faizden kaçmak zor olabilir ancak faizden sakınmak büyük ibadetlerdendir; faizle savaşmak cihad çeşitlerinden bir cihaddır. Rabbimiz bizi, malın değil, helâlin bereketiyle zengin olan kullarından eylesin.


[1]. Müslim, Müsâkât, 106

[2]. Ebû Dâvûd, Büyû’, 3