Müminlere Nidalar – Muhammed Sadık Türkmen / 2025 Haziran / 151. Sayı
“Ey iman edenler! Eğer fasık (yoldan çıkmış) bir kimse size bir haber getirirse, bilgisizce bir kavme sataşıp sonra yaptığınıza pişman olmamanız için o haberi iyice araştırın.” (Hucurât, 6)
İslam toplumu; insanların, birbirlerine muamelelerinde güveni esas aldığı bir toplumdur. İnsanların bu toplumda diğer insanları itham etmesi, onlar hakkında sürekli bir şüphe içinde olması ve her durumlarına kuşku ile yaklaşması beklenmez. Allah ve Rasûlünün bu konudaki emir ve nehiyleri müşahhas olarak görülür ve bu vesileyle toplum sürekli olarak hayır üzere gelişir.
İnsanlık tarihi, yüce değerler üzere bina edildikten sonra aşama aşama bozulan nice topluluklara da şahitlik etmiştir. Hatta insanlığın başlangıcında yaşanan bir hadiseden çokça ibretler almak gerekir. Hz. Âdem aleyhisselam ve eşi cennette huzur ve güven içinde yaşamlarını sürdürürken İblis’in kendilerine attığı bir vesvese onların düzenini bozmuş ve cennetten dünya sürgününe gönderilmişlerdir. Bu durum, Allah Teâlâ’nın Hz. Âdem aleyhisselam’ı yaratmasından önceki bir takdiriydi. Ancak bizler için önemli nasihatler barındırmaktadır.
Müslümanlar, muhatap oldukları hadiseleri bâtıni delillerden ziyade zahiri delillere istinad etmekle mükelleftir. Zahire göre hüküm verip işin iç yüzünü kalplerin özünü bilen Allah’a havale etmek esastır. Zahiri delillerde ise tüm emareleri toplayıp birbiriyle ölçmek, meseleleri sıralamak ve insaflı hüküm vermek gerekir. Aksi taktirde telafisi zor olan hatalara düşülür.
Bazen Müslüman toplumu bölme işlemi, Abdullah bin Sebe hadisesinde olduğu gibi kasıtlı olarak yapılır. Çünkü Müslümanların huzurlu olması İslam düşmanlarının ziyadesiyle rahatsız olduğu bir durumdur. Nihayet onun attığı fitne bugün bile İslam dünyasını son derece rahatsız etmekte ve parçalanma riskiyle karşı karşıya getirmektedir. Bazen de bir Müslümanın yanlış bir hareketi fitneye yol açmaktadır.
Mücahid ve Katade derler ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ukbe bin Velid’i Mustalıkoğullarına zekatlarını toplamak üzere gönderdi. Onlar Velid’i zekatlarıyla birlikte karşıladılar. Fakat Velid geri döndü ve “Ya Rasûlallah! Mustalıkoğulları, seninle savaşmak üzere toplanmışlar.” dedi. (Katade’nin rivayetinde ayrıca onların İslam’dan döndükleri fazla bilgisi de vardır.) Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Halid bin Velid radiyallahu anh’ı onlara gönderdi. Kendisine durumu incelemesini, acele etmemesini emretti. Halid yola çıkar, geceleyin oraya varır ve gözcülerini gönderir. Gözcüler geri dönünce Halid’e, Mustalıkoğulları’nın İslam’a bağlı olduklarını, ezanlarını ve namazlarını duyduklarını haber verirler. Sabah olunca Halid’in bizzat kendisi Mustalıkoğullarına gider ve orada güzel şeyler görür. Halid, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e döner ve haberi ona iletir. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti indirir. Katade der ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ‘Tedbirli davranmak Allah’tan, acele ise şeytandandır.’ buyurdular.”[1]
Müslümanların ve onların yönetimi altında bulunanların can, mal ve din emniyeti için ve adaletin kaim olması için meydana gelen olayların iyi araştırılması ve böylece neticeye varılması en doğru yoldur. Nice pişmanlıklar, meselenin özünü ve doğruluğunu araştırmadan alınan yanlış kararlara dayanmaktadır. Bu, İslam’ın hâkim olduğu yerlerde böyle iken cahiliyyenin hüküm sürdüğü yerlerde durum nasıl olur acaba?
Müfessirlerin Ayet-i Kerime ile İlgili Görüşleri
Elmalılı Hamdi Yazır rahimehullah der ki: Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın, birdenbire kapılmayın da açıklama isteyin, araştırıp anlayın, dinleyin. Fısktan kaçınmayan yalandan da kaçınmaz. Fasıkın karşılığı adildir.
Fahreddin er-Razi der ki: Bu sûrede, müminleri, ahlakın en güzeline bir yönlendirme vardır. O ise ya Allah ile veya Peygamber ile veya kendi cinsi ile ilgili olur. Kendi cinsiyle ilgili olanlar da iki sınıftır; ya müminlerin yolunda gider, taat rütbesinin içinde olur veya dışarda olurlar. Dışarıda olan fasıktır. Müminlerin yoluna dahil olanlar da yanlarında hazır veya uzakta bulunurlar. Bu suretle ahlak beş kısım olur:
Allah’a ait olanlar
Peygambere ait olanlar
Fasıklara ait olanlar
Hazır olan müminlere ait olanlar
Gaib olan müminlere ait olanlar
İşte bunlardan her birine ait olmak üzere Yüce Allah, bu sûrede beş kere “Ey iman edenler!” buyurmuştur. Allah ve Rasûlü’ne ait olan açıklamadan sonra üçüncü olarak burada fasıkların sözlerine güvenilmemesi gerektiğini açıklıyor…
Çünkü bir bilgisizlikle, hallerini bilmeyerek bir kavmi musibete uğratırsınız da sonra yaptığınıza pişman olursunuz. Haber yanlış olunca temiz oldukları ortaya çıkar da telafisi mümkün olmayan bir üzüntü çekilir. İman vicdanı, öyle bir haksızlığa karşı devamlı olarak sızlar. Zemahşeri der ki: Nedamet, yani pişmanlık, bir çeşit üzüntüdür ki meydana gelen şeyin olmamasını dileyerek gam yemektir. Böyle bir üzüntü ve gam ise devamlı ve etkili olur, çünkü olay akla geldikçe pişmanlık yapışır.”[2]
Seyyid Kutub şöyle der: Ayet, fasık olan birinin getirdiği haber karşısında, o haberi süzgeçten geçirmeyi ve tedbirli davranmayı içermektedir. Görevlerini tam olarak yapan doğruların getirdiği haber ise hemen alınır. Çünkü Müslüman toplumda asıl olan bu prensiptir ve fasıkın getirdiği haber bunun istisnasıdır. Görevlerini tam yapan doğru kimselerin haberini almak ise tedbirli davranmak prensibinin bir parçasıdır. Çünkü doğru kişi haber kaynaklarından birisidir. Bütün kaynaklardan ve bütün haberlerden şüphe etmek ise mümin toplum arasında uyulması şart kılınan güven prensibine aykırıdır. Hayatın akışına ve toplum içinde düzenin sağlanmasına engeldir. Halbuki İslam, hayatı, doğal akışı içinde gitmesi için serbest bırakmış ve baştan koymuş olduğu garantileri ve tedbirleri hayatı engellemek için değil, aksine korumak için getirmiştir…[3]
İmam Kurtubi rahimehullah şöyle der: İbn Zeyd, Mukatil ve Sehl bin Abdillah şöyle dediler: Fasık, çokça yalan söyleyendir. Ebu’l-Hasan el-Verrak der ki: Fasık, açıktan günah işleyen kişidir. İbn Tahir şöyle der: Fasık, Allah’tan haya etmeyen kişidir….
… (Hâkim), zannınca ağır basan bir konuda hüküm verirse bu durum bilgisizlikle amel etmek anlamına gelmez. Mesela iki adaletli şahit ve müctehid bir alimin görüşüyle amel etmek buna örnek verilebilir. Cehaletle amel etmek, kendisi hakkında zannı galibin oluşmadığı birinin görüşlerini kabul etmekle olur.[4]
Ayet-i Kerime ile İlgili Mülahazalar
Müslümanın, adaletli olmaya ve gelen bilgileri tetkik etmeye son derece ehemmiyet göstermesi gerekir. Bu, onun şahsiyetini güvenceye alacağı gibi yanlış bilgilerin onun vesilesiyle yayılmasına da bir engel teşkil eder. Çünkü kulağına gelen her bilgiyi yaymak münafıkların özelliklerindendir. Allah Teala, onlardan bu konuda şöyle bahsetmiştir: “Kendilerine emniyet veya korku hakkında bir haber geldiğinde onu yayarlar. Eğer onu Peygamber’e ve kendilerinden olan idarecilere götürmüş olsalardı, onlardan konuyu inceleyip sonuç çıkaranlar mutlaka onu bilirlerdi.” (Nisâ, 83)
Allah’a ve ahiret gününe yakinen inanan bir mümin, Müslümanların haklarına girmeme hususunda Allah’a sürekli dua etmelidir. Bu konuda Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet edilen dua ve zikirler oldukça fazladır. Çünkü bu ayetin inmesine sebep olan şahıs, sahabelerden biriydi. O, bu konuda hata yapabildiyse daha sonraki nesiller bundan ibret çıkarmalıdır. “Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi, Sana itaat üzere daim eyle.”
Bir kavme veya ortama gönderilecek elçinin, gittiği yer ile en az sorunlu kişi olmasına dikkat edilmelidir. Hudeybiye Barış Antlaşması’ndan önce Efendimiz, Hz. Ömer radiyallahu anh’ı Mekkelilere elçi olarak göndermek istemiş fakat o, Mekkelilerle arasındaki düşmanlığı sebep göstererek Hz. Osman radiyallahu anh’ı elçi olarak önermişti. Ukbe Bin Velid de daha önce Mustalıkoğullarıyla aralarında husumet olduğundan dolayı onlar hakkında yanlış bilgi getirmişti. Oysa Halid bin Velid o bölgeye gidip gerekli araştırmayı yapmış ve doğru bilgiyi getirmişti. Belki de Peygamberimizin, Ukbe bin Velid ile Mustalıkoğulları arasındaki sorundan haberi yoktu.
Müslüman, haber alma kanallarına günümüzde özellikle dikkat etmelidir. Kendisine güvenip kulağına gelen her şeyi dinleyen, farkına varmadan zamanla her dinlediği şeyi gerçek zannedecektir. Bu ise şer olarak yeterlidir. Güvenilir mercilerden haber almak; itikadın muhafazası için de şarttır.
[1]. Taberi
[2]. Hak Dini Kur’an Dili Tefsiri. Aynı ayetin tefsirinden.
[3]. Fi Zilâli’l-Kur’an, Tayf Yayınları
[4]. Kurtubî Tefsiri. Aynı ayetin tefsirinden.