Türkiyeli Şehidler – Cihan Malay / 2026 Şubat / 159. Sayı
Furkan Doğan,babasının eğitim için gittiği ABD’de New York eyaletinin Troy şehrinde 20 Ekim 1991 tarihinde ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi.
Babası Ahmet, Furkan’ın doğumu için önceden bayan doktor görevlendirilmesini talep eder. Babasının talebi doğrultusunda bayan bir doktor görevlendirilir. Fakat Furkan’ın doğacağı gün doktorun bir işi çıkar, doğuma giremez. Onun yerine başka bir doktor görevlendirilir. Sonradan öğrenirler ki işi çıkıp da doğuma giremeyen bir önceki doktor, Yahudi asıllı bir doktor imiş. Allah (cc) doğumunu değil belki ama şehadetin en güzelini başka bir Yahudinin eliyle nasip etti.[1]
1993 yılında henüz iki yaşında ailesi ile birlikte Türkiye’ye döndü ve Kayseri’de yaşamaya başladı.
İlk, orta ve lise eğitimini Kayseri’de aldı. Eğitim hayatında başarılı bir geçmişi oldu.
9 Mayıs 2010 tarihinde girdiği sınavda Tıp Fakültesi kazanacak bir başarı gösterdi.
Birgün, öğretmen derste öğrencilere tek tek büyüyünce ne olmak istediklerini sorar. Furkan şöyle cevap verir: “Göz doktoru olmak istiyorum. Göz doktoru olup Afrika’daki katarakt hastalarını iyileştirmek, onlara umut ışığı olmak istiyorum.”
Dedesiyle beraber çoğu vakitlerde camiye giden Furkan’ı, bir kış günü anneannesi: “Evladım, sen sabah namazına giderken sokaklar karanlık oluyor. Korkuyorum sana bir şey olacak diye. Hem hava da soğuk. Evde kılsan ya.” diye uyardığında, “Anneanne, ben Allah rızası için gidiyorum camiye. Hem yolda bana bir şey olsa, Allah yolunda olmuş demektir. Üzülme.” diye cevap verir.
Namaza dikkat ettiği kadar abdestli olmaya da dikkat ederdi. Arkadaşları şöyle söylüyor: “Biz ceketimizi alıp yurttan çıkardık dışarı, o abdest alıp çıkardı.”
Şehadet Yolculuğu
Filistin’de intifada şeyhi olarak anılan Şehit Şeyh Ahmet Yasin, bir konuşmasında şöyle diyordu: “Allah´ım ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum… Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helak olmuş ölüler! Hala kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felaketler karşısında? Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok, Allah ve ümmetin namusu için kızacak?”
İsrail tarafından Gazze’ye uygulanan insanlık dışı ablukayı kırmak ve Gazze’ye insani yardım götürmek üzere 2010 yılının Mayıs ayında Türkiye’den İHH İnsani Yardım Vakfı’nın katıldığı 6 uluslararası sivil toplum örgütünün topladığı bağışlarla temin edilen 6 bin tonluk insani yardımı Gazze’ye ulaştırmak için bir yardım filosu oluşturdu.
Furkan “Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım” sloganıyla organize edilen yardım filosuna katılmak üzere başvurarak, Kayseri’den gitmeye hak kazanan 9 kişiden biri oldu. Mavi Marmara Gemisi’ne dünyanın 32 farklı ülkesinden 700’e yakın yardım gönüllüsü katıldı.
İHH Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım Filosu Özet Raporu
Furkan, gemiye binmeden önceki hayatında insanlara yardım ettiği gibi gemide de yardıma koşan bir şahsiyet oldu. Gemideki arkadaşlarının dediğine göre “Ne zaman yapılacak bir iş için anons yapılsa, ilk koşan Furkan olurdu.”
“Ne zaman geri döneceğiz?” diye soranlara “Siz buraya dönmeye mi geldiniz? Ben gerekirse ölmeye geldim.”diyen Furkan’ın sözünü Allah kabul edilmiş bir dua kıldı ve Akdeniz’in uluslararası sularında seyreden gemiye işgalci İsrail askerleri tarafından yapılan sabah namazı vakti kılınan namaz sırasında insanlık dışı saldırı sonucu 31 Mayıs 2010 tarihinde şehit oldu.
Şehadetinden önce not defterine şöyle yazmıştı: “Şehadet saatine son saatler…”
Gitmeden önce bir akrabasına “Herkesin bir bedel ödemesi gerekiyor” demişti, o da canını Allah yolunda, mazlum Filistinli kardeşleri için bedel olarak ödedi.
Saldırıda İsrail donanmasına ait 4 savaş fırkateyni, 3 helikopter, 2 denizaltı, 30 zodyak bot yer aldı.
İHH Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım Filosu Özet Raporu.
Mavi Marmara aslında Tel Aviv’in göbeğine demir atmıştı. 31 Mayıs sabahı bütün dünyanın uykuda olduğu bir zamanda, onlar uyanık olmanın bedelini kanlarıyla verdiler ve karşılığını sadece Allah’tan alacaklar. Uyanık olmak direniş, diriliş ve zaferdi onlara, kurşun vızıltılıları zafer marşının melodisiydi kulaklarında. Biliyordular ki, dönüşü olmayan yolda olduklarını fakat dönüşü ebediyet bildi onlar. Gecenin renginin kırmızıya döndüğü vakit…”[2]
Şehadetin sonra yapılan raporda şu sonuçlara erişildi:
– İsrail komandoları tarafından “infaz” yöntemiyle şehit edilmiştir.
– 2 kere kafasından olmak üzere defalarca vurulmuştur.
– Güvertede bilinci açık ya da yarı bilinç kaybıyla bir zaman yattığı ve daha sonra yüzünden vurulduğu tespit edilmiştir.
Şehit olduğunda tebessüm ediyor, babası cesedini gördüğünde bu duruma şahitlik etmişti.
Diğer 8 şehit Ali Haydar Bengi (d.1971), Cengiz Akyüz (d.1969), Cengiz Songür (d.1963), Cevdet Kılıçlar (d.1972), Çetin Topçuoğlu (d.1956), Fahri Yaldız (d.1967), İbrahim Bilgen (d.1949), Necdet Yıldırım (d.1978) ile birlikte cenazesi 2 Haziran 2010 tarihinde Türkiye’ye getirildi. Saldırıda ağır yaralanan Uğur Süleyman Söylemez (d.1963) 4 yıl komada kaldıktan sonra 2014 yılında bu geminin 10. şehidi oldu.
Oğlunun gelişini karşılamak için yeni elbiselerle gelen babaya, oğlunun şehadet haberi verildi. Babası annesini arayıp, “Furkan, şehit, sabır” deyince, metanetli anne “Elhamdulillah, artık ben bir şehit annesiyim” dedi.
Babası cenaze namazı kılınmadan önce oğluna şöyle veda etti: “Oğlum, inşallah sana layık bir baba olacağım.”
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları, 7 Ekim 2023’te İsrail’e “Aksa Tufanı” operasyonunu başlattı. İsrail Savunma Kuvvetleri tarafından yapılan açıklamada öldürülen askerleri arasında Mavi Marmara’ya yönelik saldırıyı düzenleyen komutanlardan Yarbay Eli Ginsburg, İzzeddin Kassam Tugayları tarafından öldürüldü. 2010’da şehit edilen Furkan’ın intikamı 2023’te gerçekleşti.
Gemide Yaşanan Son Anlar ve Sonrası
Gemide bulunan Ramazan Kayan, onun gemideki halini şöyle anlatıyor: “Furkan’ı uzaktan seyrediyorum. Yaşının üzerinde bir büyüklük, olgunluk hali var. Geminin neresinde bir iş var, Furkan orada… Bazen bakıyorum, elinde süpürge, gemiyi temizliyor. Gemide herkes kendisinden yaşça büyük olduğu için herkesin hizmetinde koşuşturuyor. Bu çocuk faklı diyorum. Gözlerimle sürekli takip ediyorum.”
Devamla şehit olduğu anı paylaşır: “İsrail askerlerinin attığı sis bombaları, zehirli gazları Allah’ın gönderdiği rüzgâr ile biz de etki etmiyordu.
Furkan, İsrail zulmünü görüntüleyip, dünya kamuoyunu bilgilendirmek istiyor. Güverteye çıkıp görüntü almaya başlayınca İsrail ilk kurşunu atıyor. Furkan ilk darbeyi alıyor.
Olayın devamını güvertede olan Muammer Güneş bana şöyle anlattı: “Furkan yakınımdaydı. İlk kurşun darbesini aldı. Kamerasıyla beraber düştü, düşerken kucakladım. Göz göze geldik. Bana yönelip su dedi. Yanımda su yoktu. Furkan’a su vermek istedim. İsrail askerleri Furkan’la ilgilendiğimi görünce ikinci kurşunu da bana sıktılar. Kurşun sağ dudağımdan girdi, sol dudağımdan çıktı. 7 dişim kırıldı ve ben de diğer tarafa düştüm. Sonra İsrail askerleri Furkan’ı kucağımdan çektiler tekmelemeye başladılar.
Furkan’a tekrar bir kurşun sıktılar. Ardından yanımdan uzaklaştırdılar. Furkan’dan duyduğum son cümle şu oldu: ‘Allah’ım şehadetimi kabul et.’ Benim göremeyeceğim bir yere sürüklediler. Peş peşe yine kurşun sesleri duydum.”
O saldırıda, 10 şehidimiz, 54 tane yaralımız vardı. Esir alınan İsrail askerlerinin silahlarını denize atmıştık. Baktık ki yaralı sayımız artıyor. “Can ve kan kaybı fazla olmasın” diye bir saat sonra teslim olduk. “5 dakikada gemiyi ele geçiririz” diyen İsrailliler 1 saat sonra gemiyi ele geçirebildiler. Elimizi kelepçelediler. Güneşin altında saatlerce süren bir yolculuk…
Yolculuk sırasında elleri kelepçeli halde bir Filistinlinin ezan okuyuşu ve ardından bu halde namaz kılışımız… 10 saatlik yolculuk sonrasında İsrail askerleri tarafından Aşdod Limanı’nda gemiden indirildik. O gün İsrail okulları tatil etmiş. İndiğimiz yerde öğrencilerin de esir aldıkları bizleri bir zafer edasıyla görmesini istemişti.
İsrail hapishanesinde (Berşeva Hapishanesi) iki kişilik hücrelerde tutuluşumuz ve yemek saatlerinde cemaatle namaz kılınışı…”
Hazırlanan sorgu çadırına götürülen kişilere ilginç bir şekilde “İsrail’e izinsiz neden geldiniz?” soruldu. Bu soruya herkesin ortak cevabı, “Biz İsrail’e gelmedik, siz bizi buraya zorla getirdiniz” oldu.
İsrail’deki tüm işlemler sırasında tercüman yapanların hepsi Türkçeyi ana dilleri gibi biliyordu.[3]
Kayan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Olaydan sonra ailesinin yanına gittim. Babası Ahmet Doğan’a ilk sorum şu oldu:
– Furkan’a nasıl izin verdiniz? Bu geminin riskini biliyordunuz. Bu çocuğa nasıl izin verdiniz?
Bana o gün şunu anlattı: “Furkan lise son sınıf ve okulun en başarılı öğrencisiydi. Üniversite sınavına girmiş sonuç bekliyordu. (Sonrasında öğrenildi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni kazandığı.)
Bir gün ‘Mavi Marmara Gemisi ile Gazze’ye yardıma gitmek istiyorum’ dedi. Annesi ile uzun süre oturup istişare ettik. Aslında gitmesine gönlümüz razı değildi. Fakat hayır diyemedik. Çünkü 19 yıllık hayatımda o hiçbir gün bize hayır demedi. Bizi hiç üzmemişti. Bu yaşa kadar bizi hiç üzmeyen ve bize hiç hayır demeyen bu çocuk bizden ilk defa bir istekte bulunuyor. Gönlümüz razı olmasa da dilimiz hayır demeye varmadı. İzin verdik, gitti.
– Furkan’ın İslami yaşantısı nasıldı?
Bana şunu söyledi: ‘Sabah ezan-ı Muhammedî okunurken Furkan da benimle birlikte sabah namazına kalkardı. Abdest alır, evde namaz kılar, yatağa geçerdim. Furkan her sabah camiye gider, cemaatle namaz kılar, sonra eve dönerdi.
Lise yıllarında, bizden kaydını başka liseye nakletmemizi istedi. Ben, ‘hiç sormadım yavrum neden okulunu değiştirmek istiyorsun. Eğer Furkan istiyorsa mutlaka haklı bir sebebi vardır” diye düşündüm ve Furkan’ın kaydını o liseden alıp başka bir liseye kaydettim.’
Aradan 3-5 ay geçti. Okuduğu sınıfta bir kız öğrenci Furkan’a arkadaşlık teklif ediyor. Önceleri Furkan, teneffüste sınıftan dışarı çıkmıyor. Kız, Furkan’ın peşini bırakmıyor. Kirli niyetlerle Furkan’a yaklaşmaya devam ediyor. Furkan, çareyi kaçmakta buluyor.
Furkan, şehit olduktan sonra bir gün iki küçük çocuk kapıyı çaldı. Kapıyı açtım, ‘Amca biz sokakta bir resim gördük. O abinin şehit olduğunu duyduk. Evini sorduk, burası olduğunu söylediler. Bu eve geldik. Sen o abinin nesi oluyorsun?’ ‘Ben babası oluyorum’ dedim. O abi bizi her gördüğünde bize harçlık verirdi. Çocuklar sonra kendisini tanıtıyorlar. İki yetim çocuk…
Nuh Naci Yazgan Üniversitesi’nde dersteyim. Sınıfın en çalışkan çocuğu… Dersine defalarca girip çıkmışım. İsmi Osman. Yanıma gelip bana dedi ki: “Ben Furkan’ın ilkokuldan arkadaşıyım. İlkokulda Furkan ile okurken, bana namazı öğretti ve beni namaza başlattı. Namaza başladıktan sonra beni sabah namazlarını camide kılmaya alıştırdı.”[4]
Furkan’ın şehadetinden sonra, oturduğu mahalledeki kalabalığı gören mahallenin yaşlı sütçü amcası, kalabalığa yaklaşıp soruyor:
“- Ne oldu, bu kalabalık da neyin nesi?”
Oradakiler Furkan’ın posterini gösterip, “İşte bu çocuk şehid oldu.” diyorlar.
Yaşlı sütçü, posteri derin derin süzüp:
– Vallahi bu çocuk, o çocuk” diyor.
– Tanıyor muydunuz, diye sorduklarında: “Evet, ben apartmana haftanın belli günü, belli saatlerde gelirdim. O da bunu öğrenmiş olacak ki her hafta aynı saatte yanıma gelir: “Amca sen yaşlısın, ben sütleri taşır, dağıtırım” derdi ve tek tek evlere sütleri dağıtırdı.”[5]
Aynı zamanda Mavi Marmara Gemisi’ne de katılan İrlandalı aktivist Cueeva Butlerly, Furkan’ın ve gemide yaşananların olumlu etkisiyle Gazze’ye yardım götüren gemilere İsrail tarafından düzenlenen saldırıda hayatını kaybeden Furkan Doğan’ın ailesini ziyaret etmek için geldiği Kayseri’de Müslüman olup “Ayşe” adını aldı.
Gemide Müslümanların kıldığı gece namazından etkilenerek 63 yaşında bir İngiliz de Müslüman oldu ve “Fatih” adını aldı. 3 gün içinde Kur’an’ı öğrenip, okumaya başladı.
Furkan’ın Ablası Tuba Doğan Anlatıyor
Evimizde sık sık evlatlar arasında asla ayrım yapılmayacağından bahsedilir. Yusuf peygamberden sıklıkla bahsedilir ve Yakup’un (as) Yusuf’a (as) meyli anlatılırdı. Bizim de buradan hisse çıkarmamız istenirdi. Belki kıssanın tesiridir, belki annemizin daha genç kızken yaptığı “Ya Rabbi, evlatlarımın birbirlerine muhabbetleri ziyade olsun ve birbirlerini kıskanmasınlar” duasının bereketidir; üç kardeş aramızda herhangi bir kıskançlık olmadan ve neredeyse hiç kavga etmeden büyümüşüzdür.
Furkan’ın doğumundan itibaren onun bakımı konusunda her hususta anneme yardımcı olmaya çalışırdım. Zaman zaman annem bunu Furkan’a hatırlatır, “Ablanın sende emeği çoktur” derdi. Bir defasında Furkan anneme bir hediye almıştı. Onun hediyesini verdikten sonra bana gelerek, “Abla, sen de benim ikinci annem sayılırsın, bu da senin hediyen” diyerek benim için hazırladığı paketi vermişti.
Laptopunda Gazze ile ilgili haberlerin, Filistin’de yaşanan dram ve katliamları anlatan fotoğrafların yer aldığı dosyalar vardı. Boykot ürünleri ile ilgili hassastı. Bu firmaların bilgilerini toplar, çevremizdeki insanları uyarmaya çalışırdık. Furkan cipsi çok severdi. Ama o zamanlar boykot olmayan bir cips markası neredeyse hiç yoktu. Furkan da kendisine alternatif olarak patlamış mısırı seçmişti.
Kızdığı zamanlar “mert ol mert” derdi, bu lafını hâlâ kullanırız.[6]
Sırat-ı Müstakim’e Yolculuk
Daha çocukken Kayseri’nin dondurucu soğuğuna rağmen namazlarını camide eda ederken; bir gün annesinin: “Oğlum evde kıl, dışarı karanlık!” uyarısına, “Bir şey olmaz anne, en fazla ölürüm; ölürsem de Allah yolunda ölürüm.” diye cevap vererek: “Kim sabah akşam camiye gider gelirse, her gidip gelişinde Allah Teâlâ o kimseye cennetteki ikramını hazırlar.” hadisine tebessüm ederek, ötelerden cennetteki köşküne göz kırpan, seçilmiş kul…
Hunat Camii´nde hatimle teravih namazı kılarak: “Ramazan ayında inanarak ve sevabını umarak teravih namazı kılanın, günahları affolur.” hadisinin ışığı kalbine saçılan seçilmiş kul…
Şimdikilerin laçkalaşmış aşklar için göz yaşı döktüğü, dertlendiği devirde; “Gazze, Kudüs, Aksa, mazlum ve ümmet” diye dertlenerek, gemiye binmek için İHH yetkililerine ısrarlarda bulunarak, kardeşlerine yardım eli uzatmaya doğru yola çıkarak: “Kim, hakkı sübut buluncaya kadar mazlumla birlikte otursa, ayakların kaydığı günde Allah onun ayağını Sıratta sabit kılar.”[7] hadisini ötelerden Gazze´ye taşıyan seçilmiş kul…
Henüz 19´unda, ümmet topraklarında filizlenen genç fidan… Allah şehadetini kabul eylesin.[8]
Hak ve Batılı Ayıran Furkan
Adem Özköse’nin “Söz Direnişçilerde” kitabından…
Adem Özköse: “Sayın Meşal, size son bir soru daha sormak istiyorum. Mavi Marmara Gemisi’nde şehit düşen lise öğrencisi Furkan Doğan Türkiye’de ve İslam dünyasında Filistin davasının sembollerinden biri haline geldi. Farz edelim ki Furkan’ın babası Ahmet Doğan şu an gelip karşınıza otursa, ona oğluyla ilgili neler söylemek isterdiniz?”
Halid Meşal: “Furkan’ın babasına şu mesajı göndermek isterim: Ey kardeşim, biliyorum Furkan’sız geçen günlere alışmakta zorluk çekiyorsun ve oğlunun özlemiyle kalbin yanıyor. Her ayrılık, özellikle de evlattan ayrılmak en zor olanıdır, biz babalar için. Fakat inan biz sana özeniyoruz. Ne güzel ne yiğit bir evlat yetiştirmişsin! Furkan tıpkı ismi gibi Hak ile batılı birbirinden ayırdı. Furkan’ın ve diğer şehitlerin Mavi Marmara gemisinde akan kanları Filistin konusunda dünyaya gönderilen bir mesaja dönüştü.
Ey sevgili kardeşim, şehadet hem dünyada hem de ahirette rütbelerin en güzellerinden biridir. Şehitler Allah tarafından seçilirler ve Allah’ın bir kulunu şehit olarak seçmesi onu ne kadar çok sevdiğini de gösterir.
Furkan’ın sevgili babası, Filistin ve Mescid-i Aksa için akıtılan kanların hiçbiri boşa gitmeyecek.”
[1]. Havva Öz, Kutlu Bir Şehit: Furkan Doğan. 25 Mayıs 2019. https://efendidergi.com/
[2]. İsmail Koca, Gecenin Renginin Kırmızıya Döndüğü Vakit…
[3]. İHH Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım Filosu Özet Raporu, s.29.
[4]. Ramazan Kayan, yaşadıklarını “Mavi Kırmızı- Bir Şehide Şahitliğim” adıyla kitaplaştırmıştır.
[5]. Yunus Emre Avşar, Şehadete Yakışır Bir Hayat, Cennete Yaraşır Bir Şehadet, Genç Dergi, Sayı:92 (Mayıs 2014).
[6]. Furkan’ın Ablası Tuba Doğan Anlatıyor: Mert Ol, Mert! Genç Dergi, Sayı:92 (Mayıs 2014).
[7]. Buhârî, “Mezâlim”, 3; Müslim, “Birr”, 58; Ebu Dâvudi “Edeb”, 46; Tirmizî, “Hudud”, 3.
[8]. Hacer Turhan, Sırat-i Müstakim’e Yolculuk, 28.05.2012.










