Gazze’yi Ne Çabuk Unuttuk

Gündem Analiz – Muhammed Eyüp / 2026 Şubat / 159. Sayı

İnsanın unutkanlığı bazen dehşet verici boyutlarda olabiliyor. Kimi zaman insan için bir nimet olan unutkanlık kimi zaman ise büyük bir bela ve afete dönüşebiliyor.

Mazlum İslam coğrafyaları hususundaki unutkanlık, bu durumun bir bela ve afet olan hali. Bu bir bela ve afet, zira bizleri istikrarsız, güçsüz ve aciz hale sokuyor. Bizleri sorumluluklarımızı yerine getirmekten uzaklaştırıyor. Bizleri kardeşlerimizin derdiyle dertlenmeyen kimseler haline getiriyor.

Gazze Şeridi’nde Hamas ile İsrail arasında, geçtiğimiz Ekim ayında bir ateşkes anlaşması imzalandı. Bu ateşkesin ardından maalesef neredeyse hepimiz Gazze’yi gündemimizden çıkardık. Sanki ateşkesle birlikte tüm sorunlar yok olmuş, sanki hala bölgede soğuktan ve hastalıklardan ölümler yaşanmıyormuş gibi bir hal içerisine girdik. Savaşın uzamasıyla destek ve sebatımız zaten sarsılmış, yara almıştı. Bu ateşkesle beraber, sanki bir işaret bekliyormuş gibi, hep birlikte kardeşlerimizi terk ettik. Neredeyse boykot bile unutulur oldu.

Oysa Gazze bugün, ateşkesten önce yaşadıklarına benzer şeyler yaşıyor. Abluka altında tutulmaya, saldırıya uğramaya, öldürülmeye devam ediliyor.

Halihazırda İsrail, Gazze Şeridi’nin yarısından fazlasını doğrudan işgal altında tutmayı sürdürüyor. “Sarı Hat” denilen bir çizgiyle bölgeyi ikiye ayıran İsrail, bölgede halen çok sayıda asker bulunduruyor. Bu hatta yaklaştığı iddiasıyla her gün birçok kardeşimiz vurularak şehid ediliyor. İsrail bu hattı her geçen gün daha da genişleterek ileriye taşıyor ve bu bölgelerde yaşayan Filistinlileri yerlerinden ediyor. Yani sona eren değil, gün geçtikçe büyüyen ve kalıcı hale gelen bir işgal söz konusu.

Siyonist işgalciler aynı zamanda bu bölgelerde kendileriyle iş birliği yapan hain milisleri de desteklemeye devam ediyor. Dinlerine ihanet eden bu milisler aktif olarak mücahidlere karşı savaşıyor, onlara karşı tuzaklar kuruyor, onları şehid ediyor, kaçırıyor, hapsediyor, yaralıyor.

İki yıldan uzun süren İsrail saldırıları sebebiyle Gazze Şeridi büyük ölçüde yıkılarak yok edilmiş durumda. Halihazırda Gazze’de neredeyse sağlam hiçbir bina kalmadı. Binaların büyük bir çoğunluğu tamamen yerle bir edildi veya ağır hasar gördü. Bölgedeki binaların neredeyse hiçbiri içerisinde yaşamaya elverişli değil. Bu sebeple Gazze halkı yıkıntılar arasında, derme çatma barakalarda, naylon brandaların altında, yırtık çadırlarda yaşamaya çalışıyor. Bu barınaklar insanları ne soğuktan koruyor ne de kendilerine bir mahremiyet sağlıyor. Hiçbir temizlik ve hijyen ihtiyacını karşılamıyor.

Ateşkesin ardından Gazze Şeridi’ne insani yardım girişine izin verilmesi kararlaştırılmış, bölge halkı az da olsa bir rahatlığa kavuşacaklarını düşünmüştü. Ancak Siyonist işgalciler her zamanki gibi sözlerinde durmadı ve bölgeye yardım girişini büyük ölçüde engelledi. Bugün Gazze’ye gerekli insani yardım girişi yapılmıyor. Un gibi temel gıda maddeleri, içme suyu, temizlik malzemeleri, kışlık giysiler, barınaklar, çadırlar bölgeye gerektiği gibi ulaşmıyor. Bu, İsrail’in Gazze halkına yönelik yok etme politikalarının bir parçası.

Kış aylarının gelmesiyle Gazze halkının karşı karşıya olduğu en büyük problemlerden biri de soğuk hava ve şiddetli yağışlar. Kış mevsiminin başlamasından bu yana en az 9 bebek şiddetli soğuklar sebebiyle can verdi. Ayrıca birçok kişi de rüzgarların hasarlı binaları yıkması nedeniyle hayatını kaybetti. Bölgede altyapının tamamen tahrip olması sebebiyle, yağışların ardından halkın yaşadığı çadırları sürekli olarak su basıyor.

Altyapının ve sağlık sisteminin yok edilmesi, bölgede büyük bir sağlık krizini de beraberinde getirdi. İlaç, tıbbi malzeme ve uzman doktorların girişine izin verilmeyen bölgede salgın hastalıklar her geçen gün yayılıyor. Tedavi edilebilir, basit hastalıklar sebebiyle bile insanlar hayatlarını kaybediyor. Bölgede farklı virüslerin görülmeye başladığı, hastalık kaynaklı ölümlerin her geçen gün arttığı rapor ediliyor.

Tüm bunların ortasında, başını Siyonistlerin ve Haçlı ABD’nin çektiği uluslararası komplolar ve tuzaklar da yürütülmeye devam ediyor. Bunların başında ABD’nin Hamas başta olmak üzere mücahid grupları silahsızlandırma girişimi geliyor. ABD ve İsrail halihazırda aktif olarak mücahidleri silahsızlandırmak için çalışıyor. Bu amaçla sahaya Arap rejimlerinin askeri güçlerinin konuşlandırılması da dahil olmak üzere birçok farklı plan üzerinde duruluyor. İslam alemi tarafından büyük ölçüde yalnız bırakılmış durumda olan ve dört bir yandan kuşatılan mücahidler, düşmanın bu tuzak ve hilelerine karşı ellerinden geldiği kadarıyla direnmeye gayret ediyor.

Büyük ve iddialı sözlerin ardından birdenbire unuttuğumuz Gazze Şeridi’nde mevcut durum işte bu şekilde. Halbuki bizler, “bu yaşananlardan sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı” konusunda konuşuyorduk. Aksa Tufanı Operasyonu ve Gazze’nin gösterdiği büyük direniş sonrasında Batı dünyasının da İslam dünyasının da uyanmaya başladığını ifade ediyorduk. Bu yaşananların bir milat olduğunu dile getiriyor, hayatımızı artık Müslümanları yaşadıkları zulümden kurtarmaya adayacağımız üzerine kafamızda planlar kuruyorduk.

Ne oldu bize?

Kıymetli okur kardeşim!

İslami mücadele, yeryüzünde Allah’ın hükmünün egemen kılınması, mazlum ve mustazaf coğrafyalara destek eli uzatılması büyük bir davadır. Bu dava gelip geçici duyguların, anlık heveslerin, altı doldurulamayacak iddialı lafların davası değildir. Büyük duygular yaşamasına rağmen bu duyguları amelleriyle beslemekten imtina edenlerin davası değildir. Bu dava kalabalıkların rüzgarıyla neticeye ulaşacak bir dava da değildir. Bu dava, uğrunda hakkıyla amel edenlerin, fedakarlıkta bulunanların, canlarıyla ve mallarıyla uğrunda cihad edenlerin davasıdır.

Duygular maalesef gelip geçici şeylerdir. Evet, bir duygu insanı İslam davasının içerisinde daha aktif olmaya sevk edebilir. Evet, bir duygu insanı İslam yolunda daha gayretli olmaya sevk edebilir. Ancak bunların ardından kararlı bir inanç, istikrarlı bir çalışma, bitmek bilmeyen bir gayret gelmezse, duyguların hiçbir önemi kalmaz. Eğer iddianızı amellerinizle ispatlayamıyorsanız, birini ne çok sevdiğinizi söyleyip durmak, bir süre sonra bu kişiyle alay etmek gibi bir hale dönüşebilir.

Gazze başta olmak üzere hiçbir İslam beldesini terk edemeyiz. Bu beldelerde yaşananlara karşı kör, sağır ve dilsiz kesilemeyiz. İçerisinde bulunduğumuz geniş imkanlara rağmen böyle bir vefasızlık yapamayız. Eğer böyle yaparsak Allah azze ve celle katında hesabını veremeyeceğimiz bir hale düşmüş oluruz.

Allah azze ve celle’nin bizleri kendi yolunda hakkıyla cihad edenlerden kılması niyazıyla…