Nifak Kavramı-5

Kavramlar – Mahmut Varhan / 2026 Şubat / 159. Sayı

Yedinci Fasıl: Münafıkların Kalplerindeki Küfürlerini Gösteren Alametler:

Allah azze ve celle Kur’an-ı mübin’de, onlardan sakınabilmemiz için münafıkların özelliklerini tafsilatlı bir şekilde anlatmaktadır. Öyle ki Tevbe sûresinin bir adı da “el-Fadıha (münafıkların gizli sırlarını deşifre ederek açığa çıkaran)”dır. Zira özellikle bu sûrede ve diğer birçok sûrelerde münafıkların iç alemlerine ayna tutulmuş ve gizledikleri küfürlerinin alametleri ortaya konmuştur. Bu alametlerden bazıları şunlardır:

1- Münafıklar Allah ile, O’nun Rasûlü ile ve Allah’ın kitabı/şeriatı ile istihzada bulunur; iman edilmesi zaruri olan dinin en temel esasları ile eğlenirler.

“Onlara (münafıklara alaycı tavırlarının sebebini) sorsan, mutlaka diyeceklerdir ki: ‘Biz sadece lafa dalıyor ve eğleniyorduk.’ De ki: ‘Allah’la, ayetleriyle ve elçisi ile mi eğleniyordunuz? Özür dilemeyin, iman ettikten sonra kesinlikle kafir oldunuz. Eğer içinizden bir grubu(nuza tevbe nasip ederek) affedersek, suçlu olduklarından ötürü bir grubu da cezalandıracağız.’”[1]

2- Münafıklar her fırsatta Allah’ın Rasûlü’nü kınamak, ayıplamak, iftiralarla karalamak, toplumların nezdinde itibarını zedelemek, değerini düşürmek ve tâbi olunmaya layık olmadığını ortaya koymak adetlerini devam ettirirler.

“Onlardan, sadaka (zekât) dağıtımında seni kınayanlar vardır. Eğer kendilerine verilirse, hoşnut olurlar ve eğer verilmezse birden öfkelenirler.” (Tevbe, 58)

“(Münafıklar) diyorlar ki: “Andolsun, eğer (bu seferden) Medine’ye dönersek, en izzetli (güçlü/şerefli) olan, en zelil (güçsüz/hakir) olanı mutlaka oradan çıkaracaktır!” Oysa bütün izzet ancak Allah’ın, Rasûlü’nün ve müminlerindir. Fakat münafıklar bilmezler.” (Münafıkun, 8)

Münafıkların Medine-i Münevverede yaydıkları “İfk Hadisesi” bunun en iğrenç ve ibretle dolu örneğidir ki; tarih boyunca ümmet-i Muhammed’in içindeki münafıkları ve zındıkları ortaya çıkaran bir hadisedir. Bu elim olayın münafık ve zındıkları ortaya çıkarması bakımından, “O ağır iftirayı (gündeme) getirenler, içinizden bir gruptur! Onun size sürülen bir leke olduğunu sanmayın; gerçek şu ki o, sizin için bir hayırdır…” (Nur, 11) ayetinde ifade edildiği üzere İslam ümmeti için hayır olmuştur. İslam tarihi boyunca Rafızi/Şiilik perdesi altında faaliyet gösteren münafık ve zındıklar, en fazla bu olayı ve ümmet-i Muhammed’in annesi Hz. Aişe’nin Pak şahsiyetini dillerine dolamışlar ve güneşe leke sürmeye çalışarak yakayı ele vermişlerdir.

Münafıkların yüzlerindeki maskeyi kaldıran ve onların kalplerinde bulunan nifak hastalığını ortaya çıkaran hususlardan biri de Sünnet-i Nebevi’yi inkâr etmek ve “Kur’an bize yeter” iddiasına sarılarak Sünnet-i Seniyye’yi tamamen devre dışı bırakmaktır. Bunun ardından da Kur’an ayetlerini tevillerle asıl mecrasından çıkarıp tahrif etmek fitnesine kapılmışlardır. Bu fitne, özellikle bu son zamanlarda iyice yayılmıştır. Kendilerini sünnet bağından kurtaran kimi şarlatanlar, artık ayetlerin açık anlamlarını inkâr etmeye yeltenmişlerdir ve böylece kalplerindeki nifak hastalığı gün yüzüne çıkmıştır.

3- Münafıklar İslam şeriatından yüz çevirir, sürekli Şeriat-ı Ahmedi’yi kötüler, insanları onunla amel etmekten ve onunla muhakeme edilmekten uzaklaştırmaya çalışırlar. Diğer taraftan kafirlerin huzurunda muhakeme olmak, onların kanunlarını Allah’ın şeriatına tercih etmek ister ve beşerî kanunları tatbik etmek hususunda gayretli bir şekilde çabalarlar.

“Sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri bilmez misin? Tağutu tanımamaları/inkâr etmeleri kendilerine emredildiği halde onun hükmüne başvurmak istiyorlar; şeytan da onları derin bir dalalete sürüklemek istiyor. Kendilerine, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve O’nun elçisine gelin” denilince; münafıkların senden büsbütün yüz çevirdiklerini görürsün.” (Nisa, 60-61)

4- Münafıklar yıkıcı ideolojileri benimser ve çürük bağları, kuvvetli İslam bağının yerine ikame etmeye çalışırlar. Laiklik, demokrasi, milliyetçilik, Kapitalizm, Sosyalizm, Hümanizm, yenilikçilik, modernizm ve benzeri batıl sistemlerin propagandasını yapmakta ve bu tür çürük bağları İslam bağının yerine ikame ederek, toplumların bu bağlar etrafında kenetlenmelerini sağlamaya çalışmaktadırlar. Halbuki bu çürük bağlar toplumlar arasında fitne, fesat, çözülme, tefrika, parçalanma, kin, haset ve çatışmaktan başka hiçbir netice vermemektedir. Buna rağmen sefih/beyinsiz olan münafıklar, mutlak hayır olan Allah’ın ipini bırakarak mutlak şer olan ve kafirler tarafından uzatılan bu çürük sihir iplerine tutunmaya çalışmaktadırlar. Allah münafıkları kahretsin!

“Kendilerine: “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın” dendiği zaman, “Bizler sadece ıslah edicileriz” derler. Dikkat edin! Onlar bozguncuların ta kendileridir; fakat bunun farkına varmazlar.” (Bakara, 11-12)

 5- Münafıkların mesleği, her türlü münkeri yaymak ve ma’rufun toplum arasında yayılıp kökleşmesine engel olmaktır. Onlar zulüm, günah, fısk ve fesadı emreder; tevhid, adalet, ihsan, hayır ve her türlü fazileti de nehyederler. Makamlarını ve maddi çıkarlarını korumak uğrunda toplumların bozulmasını, dağılmasını ve birbirleriyle boğuşmalarını sağlamaya çalışırlar.

Erkek ve kadın münafıklar birbirlerindendir; kötülüğü telkin ederler, iyilikten sakındırırlar ve ellerini sıkı tutar (cimrilik yapar)lar. Allah’ı unuttular, O da onları unuttu; nitekim münafıklar, fasık (sapkın)ların ta kendisidirler. Allah, erkek ve kadın münafıklara ve kafirlere, içinde temelli kalacakları cehennem ateşini vaat etmiştir; bu onlara yeter! Allah, onları lanetlemiştir ve elbette onlara sürekli bir azap vardır.” (Tevbe, 67-68)

 6-

Çünkü cihad; tevhid ve adaletin ikamesi, şirk, fesat ve ma’siyetin izalesi demektir ki; münafıkların gayelerine ulaşmaları önündeki en büyük engeldir. Bundan dolayıdır ki bugün bütün dünyada Allah yolunda cihad etmeye “terörizm” ve mücahitleri saf dışı bırakmak için yapılan savaşlara da “terörizmle mücadele” ismi verilmekte ve İslam düşmanlarının bu sinsi tuzaklarına münafıklar da bütün güçleriyle destek vermektedirler. Allah yolunda cihad mefhumunu tahrif etmek ve kafirlere karşı savaşmak anlamının dışında her türlü manaya çekebilmek için bütün hünerlerini ortaya koymaktadırlar.

“O (Tebük seferinden) geri kalanlar, Allah’ın elçisine muhalefet ederek (evlerinde) oturmalarına sevindiler; Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad etmekten hoşlanmadılar. Üstelik, “Bu sıcakta sefere çıkmayın!” dediler. De ki: “Cehennem ateşi daha sıcaktır!” Eğer kavrasalardı…” (Tevbe, 81)

“Eğer (sefere) çıkmak isteselerdi, elbette bunun hazırlığını yaparlardı. Fakat Allah, davranışlarından hoşlanmayıp, onlara uyuşukluk verdi: “Oturanlarla (savaşa katılmayan kadın ve çocuklarla) beraber oturun!” denildi (onlara). Sizinle (savaşa) çıksalardı, size katkıları ancak bozgunculuk olurdu ve sizi fitneye (bozguna) uğratmak için elbette uğraşırlardı. İçinizde onları (münafıkları) dinleyenler de vardır. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.” (Tevbe, 46-47)

“Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, “Bunları (cihad eden Müslümanları) dinleri şımarttı” diyorlardı. Oysa Allah’a kim tevekkül ederse… Kuşkusuz Allah çok izzetlidir, çok hikmetlidir.” (Enfal, 49)

“İki topluluğun (Uhud’da) karşılaştıkları gün başınıza gelen musibet, Allah’ın izniyledir ve müminleri bilmesi (belirlemesi) içindir. Münafıklık edenleri de bilmesi (ortaya çıkarması) içindir. Onlara, “Gelin, Allah yolunda savaşın veya (sayımızı artırarak düşmana) gözdağı verin!” denilmişti. “Eğer savaşılacağını bilseydik, elbet size uyardık” dediler. Onlar, o gün imandan çok küfre yakındılar; kalplerinde olmayanı dile getiriyorlar. Allah, gizledikleri herşeyi en iyi bilendir. Onlar ki (evlerinde) oturdukları halde, (savaşan) kardeşleri için, “Sözümüzü dinleselerdi, öldürülmezlerdi” dediler. De ki: “O halde ölümü başınızdan savın, eğer doğru iseniz…” (Âl-i İmran, 166-168)

7- Münafıklar, Müslümanlarla kafirler arasında cereyan eden savaşta Müslümanlara karşı kafirlere yardım eder, onlarla ittifak kurarlar. Onlar çeşitli hile ve desiselerle kafirlere yardım eder ve onların Müslümanlara galip gelmelerini isterler. Çünkü münafıklar da hakikatte küfür içinde olduklarından, aynı inancı paylaştıkları kâfirlerle dostluklar kurmakta ve onlara yardım etmektedirler. Esefle belirtmek gerekir ki, asrımızda İslam toplumları bu münafıklar tarafından yönetilmekte ve bu sefih yöneticiler, kendi toplumlarına karşı İslam düşmanlarına her türlü desteği sağlamaktadırlar.

Ey iman edenler! Yahudi ve Hristiyanları veli/dost edinmeyin! Onlar birbirinin velisidirler ve sizden kim onları veli edinirse, elbette o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalim kavmi hidayet etmez. İmdi kalplerinde hastalık olanların, “Başımıza bir musibet gelmesinden endişe ediyoruz” diyerek, onlara (yaranmaya) koşuştuklarını görürsün; ancak umulur ki Allah, (beklenen) fethi veya katından bir durum meydana getirir de içlerinde saklı tuttukları (Yahudi ve Hristiyan taraftarlığı)na pişman olurlar.” (Maide, 51-52)

8- Münafıklar, kafirlerin Müslümanlara karşı zafer kazanmalarından ve Müslümanların hezimete uğramaları ya da bir musibete maruz kalmalarından dolayı sevinirler. Müslümanların zafer kazanmaları veya fetihte bulunmaları durumunda ise, münafıklar yas tutarlar. Nitekim tarih boyunca rafızi taifesi ve ğulat-ı Şia taifelerinin münafık ve zındıkları bu şekilde hareket etmişlerdir. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’e mensup Müslümanların bir felakete maruz kalmaları durumunda bayram etmişler ve Müslümanların bir fetih gerçekleştirmelerinde de yas tutmuşlardır. Günümüzde artık nifakları ortaya çıkmış olup, Müslümanlara karşı kalplerindeki bütün kinlerini açık bir şekilde kusmaktadırlar.

“Ey iman edenler, dışınızdakilerden sırdaş edinmeyin! Dirliğinizi bozmaktan geri durmaz ve işlerinizin sarpa sarmasını isterler. Kinleri ağızlarından taşmış, içlerinde gizledikleri (düşmanlık) ise daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; eğer aklını kullanan (düşünüp taşınan)lar iseniz (onlardan sırdaş edinmezsiniz). Şu sizler, onları seversiniz; oysa onlar sizi sevmezler ve siz, kitapların hepsine iman edersiniz; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında, “Amenna (İnandık)” derler ve baş başa kaldıklarında, size duydukları öfkeden ötürü parmak uçlarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden kahrolun!” Şüphesiz Allah, sinelerden geçeni de hakkıyla bilendir. Size bir iyilik dokunsa, fenalarına gider ve başınıza bir kötülük gelse, buna sevinirler. Eğer sabreder (zorluklara göğüs gerer) ve takvalı olursanız, onların düzenbazlıkları size hiçbir zarar vermez. Kesinlikle Allah, yaptıkları her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.” (Âl-i İmran, 118-120)

9- Münafıklar, özellikle Ashab-ı Kiram başta olmak üzere alimleri, ıslahat vazifesini yerine getiren davetçileri, mücahidleri ve genel olarak tüm salih ve sadık müminleri sürekli olarak kınarlar ve çeşitli tenkitlere tabi tutarlar. Bu hususta ellerine geçen en küçük fırsatı dahi ustaca değerlendirir ve Müslümanlar hakkında türlü şayialar yayarlar.

“Onlara, “Siz de insanların inandıkları gibi iman edin” dense; sefihlerin inandıkları gibi mi inanalım?” derler. Dikkat edin! Asıl sefih olanlar kendileridir, fakat bilmezler!” (Bakara, 13)

“Sadakalar hususunda müminlerin gönüllü (bolca) verenlerini çekiştiren ve ancak güçlerinin yettiği kadarını bulup getirenleri alaya alanları Allah gülünç kılmıştır ve elbette onlara çok acı bir azap vardır.” (Tevbe, 79)

Bunlar hakkında Ebû Zür’a er-Razî’nin şu sözü ne kadar yerindedir: “Eğer, Hazreti Peygamber’in sahabelerinden birini ayıplayan herhangi bir kimse görürsen bil ki o zındıktır. Zira Hazreti Peygamber haktır, Kur’an haktır, getirdiği şeyler de haktır. Bütün bunları bizlere iletenler ise hiç şüphesiz sahabelerdir. Söz konusu zındıklar ise Kitab’ı ve Sünnet’i yok etmek amacıyla bizim şahitlerimizi (ashâb’ı kirâmı) cerh ederler. Öyle ise o zındıkları cerhetmek, daha evlâdır.”[2]

10- Münafıklar, Müslüman cemaatin moralini bozmak ve onları düşmanlarına karşı korkutmak için çeşitli şayialar yaymayı meslek edinmişlerdir. Düşmanların gücünü aşırı şekilde abartarak anlatır ve Müslümanların onlardan korkarak, dağılmalarını sağlamaya çalışırlar. Allah yolunda kafirlere karşı cihad eden Müslümanların zaaf noktalarını ortaya çıkarır ve zayıflık anında moral bozucu her türlü dedikoduyu yayarlar. Günümüzde medya organları bu vazifeyi ustaca yerine getirmektedirler.

“Güven veya korkuya (asayiş veya savaşa) dair kendilerine bir haber gelince, onu yayarlar; oysa onu elçimize ve kendilerinden olan emir(yetki) sahiplerine iletselerdi, onların istinbat edenleri, onu(n iç yüzünü) elbette bilirlerdi. Allah’ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek az(ınız) hariç, mutlaka şeytana uyardınız.” (Nisa, 83)

Hani yukarınızdan ve aşağınızdan üstünüze gelmişler; dolayısıyla gözler (düşmana) dikilmiş ve yürekler hançerelere dayanmıştı. Allah hakkında türlü zanlarda bulunuyordunuz. İşte orada Müminler denendi ve çok ağır bir şekilde sarsıldılar! Münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar da “Allah ve elçisi, düpedüz bize kuru vaatte bulundu!” diyorlardı. İçlerinden bir grup da “Ey Yesribliler, sizin (bu savaşta) yeriniz yoktur, haydi geri dönün!” dediler. Diğer bir grup da “Evlerimiz açık hedeftir” diyerek, peygamberden izin istediler. Oysa evleri açık hedef değildi ve sadece (savaştan) kaçmak istiyorlardı.” (Ahzap, 10-13)

Devam Edecektir…


[1]. Tevbe, 65-66.

[2]. Hatib el-Bağdadî, el-Kifâye, 1/176.