Amerika’yı Vergiye Bağlayan Devlet

Tarihin Puslu Olayları – Nedim Bal / 2025 Temmuz / 152. Sayı

Birinci Dünya savaşı sonrasında Osmanlı Devleti müttefiklerinin de kaybetmesiyle beraber mağlup sayılmış ve Ortadoğu’da yaklaşık 400 senedir tek başına hüküm süren Osmanlı Devleti parçalanmıştı. Osmanlı Devleti’nin parçalanmasıyla Ortadoğu’da batının sömürgesinde birçok devletçikler kuruldu. Fakat bu coğrafyada sükûnet sadece 30 yıl sürebildi.

Başta İngiltere ve Amerika olmak üzere tüm emperyalist ülkelerin bu coğrafyada farklı planları vardı. Bu planlar Ortadoğu haritasını değişime mecbur bırakıyordu. Nihayetinde 1948’de bölgede İsrail diye korsan bir devlet kurduruldu. Böylece Ortadoğu’da sömürgeci zihniyetler için bir üst elde edilmiş oldu. Bu ilk adımdı. Bununla beraber Ortadoğu’da yeni haritanın çizilebilmesi için zemin oluşturulmaya çalışıldı. Bu doğrultuda Arap-İsrail, İran-Irak ve Körfez savaşları çıkartıldı. Batı dünyası ve özellikle ABD’nin de gayreti ile günümüze kadar süren dini, mezhepsel ve etnik çatışmalar halen devam etmektedir.

1997’de ABD yönetimi yeni bir yüzyıl için ulusal güvenlik stratejisi adı verilen bir çalışma yayınladı. Bu çalışmaya göre dünyanın Amerika’nın liderliğine ihtiyacı vardı ve Amerika liderlik hususunda rakipsizdi. Kendi kendilerine gelin güvey olup dünya liderliğine soyunan Amerika Birleşik Devletleri böylece dünyanın her köşesine ilgi duymaya başladı. O tarihlerde yapılan ve “Ulusal Güvenlik Stratejisi” olarak anılan bu çalışmaya göre Amerika’nın dünyayı teslim alıp yönetebilmesi için şu üç şeyin gerçekleşmiş olması şarttı. Kuvvetli bir askeri güç oluşturmak, küresel ekonomiyi avucunun içine almak ve dünyada demokrasiyi yaygınlaştırmak(!)

Böylece Amerikan güdümlü demokrasi illeti tüm dünyayı kasıp kavurdu. İşgal edilen ülkeler bu sihirli kelime kullanılarak işgal ediliyor fakat hiç kimse bu durumu yadırgamıyordu. Çünkü nasıl olsa Amerika o ülkeleri işgal etmiyor aksine demokrasi/özgürlük getiriyordu (!) Fakat ne hikmetse bu özgürlüğün bedeli Irak’ta, Afganistan’da, Somali’de, Sudan’da kadın, çoluk, çocuk, yaşlı, bebek demeden iki milyon insanın ölümüne sebep oluyordu.

Aslında “Amerikan Ulusal Güvenlik Stratejisi” projesinin tohumları 20 yıl önce atılmıştı. Reagan projesi diye adlandırılan “Project Democracy” yani demokrasi projesi 1980’lerde kongrede yasallaştırıldı. Amerika’nın Ulusal Güvenlik Stratejisinden en çok etkilenen bölge ise hiç şüphesiz Ortadoğu bölgesi olacaktı. Bu gerçek dönemin ABD’nin siyahi kadın dışişleri bakanı Condoleazza Rice tarafından BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) olarak açıklandı.

Condoleazza Rice, 2003 yılında yani daha göreve gelmeden önce The Washington Post gazetesinde kaleme aldığı köşe yazısında dolaylı olarak bu gerçeği ifade ederek Fas’tan Çin’e kadar 22 ülkenin siyasal ve ekonomik coğrafyasının değişeceği mesajını verdi. Bunu yaparken kullanılan en büyük argümanın ise insanlık, eşitlik, özgürlük yani demokrasi olacağını da açıkça beyan ediyordu.

Bu tarihten sonra bölgede meydana gelen siyasi, askeri ve ekonomik karışıklıklar da zaten bu durumu ispat eder durumda. Allah’ın lütfu ve onların beceriksizliği ile tam olarak planlananlar tıkır tıkır işlemese de maalesef büyük ölçüde gerçekleştiği de ortada. Şu an İslam dünyası denilen büyük kümenin Amerika’nın başını çektiği bu Evengelist/Siyonist projeye karşı durma iradesi yok gibi.

Başta Gazze olmak üzere bölge de oluk oluk Müslüman kanı akmaya devam etmektedir. Öyle ki bırakın İslam dünyasının tek vücut halinde harekete geçip büyük şeytan Amerika ve İsrail’e karşı koymasını gelinen nokta da maalesef akan kanın durması için yine Amerika’dan medet umulmaktadır.

İnsan zayıflığı gereği şunu düşünmeden edemiyor, bu Amerika denilen kafir hep bu kadar güçlü biz Müslümanlar ise her daim bu kadar zayıf mıydık? Evet, son 150 yıllık İslam dünyasının haline baktığımız da bunu gören nesiller bazen umutsuzluk içine düşebiliyor.

Aslında böyle değil. Bu bir liyakat meselesi. İslam dünyası genel hatlarıyla müspet yönde bir liyakat ve dirayete sahip iken Allah azze ve celle Müslümanları kafirler karşısında aziz eylemiştir. Bu Firavunda olsa, Bizans veya Pers imparatorluğu da olsa hep böyle olmuştur. Yeter ki İslam alemi Allah’ın yardımına mazhar olacak liyakat, sadakat ve dirayet üzere olsun. “Muhakkak ki iman edip şanı yüce Allah’ın razı olduğu bir hayat üzere yaşayanlara alemlerin Rabbi olan Allah yeryüzünde büyük bir güç ve devlet verecektir.” (Nur, 55)

Nitekim şanı yüce Allah geçmişte Müslümanları kafirler üzerinde aziz kılmış ve kafirleri Müslümanlar karşısında zelil etmiştir. Bunun bir örneği de Amerika Birleşik Devletleri’nin Osmanlı devleti karşısında düştüğü durumdur.

Time dergisinde yayınlanan bir haber de Amerika Birleşik Devletleri’nin yıllarca Osmanlı devletine vergi vermek zorunda kaldığı ortaya çıktı. Amerikan Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesinin başlattığı “Avalon Projesi” çerçevesinde yayınlanan tarihi anlaşma metni birçok yönüyle ilginç ayrıntıları içermektedir.

Amerikan gemileri 18. yüzyılın sonlarında Akdeniz ticaretinin getireceği kazancı hesaba katarak Akdeniz’e yöneldi. Ancak o yıllarda Osmanlı’nın Kuzey Afrika’daki “Garp Ocakları” (Osmanlı Devleti’ne bağlı olan emirlikler/Cezayir, Tunus, Trablusgarp) ile anlaşma yapmadan Akdeniz’de güvenli bir şekilde ticaret yapmak mümkün değildi. Çünkü bu emirliklerin en büyük faaliyetleri deniz ticaretiydi. Kendi bölgelerinde izinsiz ticaret yapan ülkelerin gemilerine ve mallarına el koymak için tabiri caizse korsan birlikler kurmuşlardı. O günkü şartlarda Osmanlı Devleti’yle anlaşma yapan ülkelerin dışında hiçbir ülke ve kişilerin gemileri Akdeniz de güven içinde değildi. Dolayısıyla her an bir korsan gemisinin hücumuna uğrayıp ticaretleri yok olabilirdi.

Bu sebeple Fransa Akdeniz’deki ticaret gemilerinin güvenliğini sağlamak için Osmanlı’ya yıllık 200 bin İspanyol doları vergi ödemekteydi. Bu miktar İngiltere için ise yıllık 280 bin İspanyol doları olarak belirlenmişti.[1]

Osmanlı Devleti’ne bağlı bu emirliklerin denizci gazilerinden oluşan Akdeniz korsanları, Osmanlı Devleti ile barış anlaşması yapmayan devletlere ait gemileri otomatik olarak düşman kabul ettiklerinden bu sularda dolaşan Amerikan gemilerine de saldırmakta ve mürettebatını esir almaktaydılar.

25 Temmuz 1785’te ABD bandıralı ilk gemi Cezayir açıklarında Osmanlı korsanlarınca ele geçirildi. Bu gemi, Boston limanına bağlı kaptan İsaac Stevens’in idaresindeki Maria adlı gemiydi. Daha sonra Philadelphia limanına bağlı kaptan O’Brien idaresindeki Dauphin gemisi de Osmanlı korsanları tarafından yakalandı. 1793 Ekim ve Kasım aylarında ise tam 11 ABD ticaret gemisi Osmanlıların eline geçti.

ABD kamuoyunda artık iyice büyük bir sorun olmaya başlayan bu durum karşısında Amerikan kongresinde tedbirler alınması istendi. Kongre, Başkan G. Washington’a bir savaş filosu kurması için 688.000 altın dolar harcama yetkisi verdi. Fakat bu donanma da Osmanlı korsanları ile baş edemeyince ABD yönetimi Osmanlı’ya yıllık vergi ödemek zorunda kaldı.

5 Eylül 1795 yılında imzalanan “dostluk ve barış” anlaşmasına göre Amerika Birleşik Devletleri tarihinde ilk kez bir devlet tarafından yıllık vergi ve haraca bağlanmış oldu. Anlaşma aynı zamanda ABD tarihinde imzalanmış ilk ve tek yabancı dilli anlaşma olma özelliğini taşıyordu.

22 madde ve bir sonuç bölümünden oluşan “Dostluk ve Barış” anlaşmasına göre Amerika, Cezayir’de bulunan esirlerin bırakılması için 642.500 dolar fidye ödeyecek ve her sene 12.000 Cezayir altını karşılığı 21.600 İspanyol doları vergi verecekti.

Anlaşma 7 Mart 1796’da Amerikan kongresince onaylandı. Böylece Amerikan kongresi Osmanlı Devleti’ne resmen vergi mükellefi oldu. Amerika, 1824 yılına kadar bu vergiyi ödemeye devam etti.

Anlaşmanın orijinal metni Bilim ve Ütopya dergisinin Eylül 2006 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Oldukça uzun olan bu anlaşma metninin bir maddesini aktararak yazımızı bitirelim inşallah.

2. Fasıl: “İkinci faslın kavi u kararı oldur ki; Marikan hâkimi dostumuzun gemileri gerek büyük ve gerek küçük ve kezalik anların hükmünde olan reayasının gemileri Mahruse-i Cezayir iskelesi veyahut taht hükmünde olan iskelelere varurlar ise adet-i kadim üzere rızıklarından ötürü sattıklarında sair İngiliz ve Felemenk sevid bezerkanlarının vire geldüğü ve anlara akdolunan   gümriği 100 guruşta 5 guruş gümrik alına. Ziyade talep olunmaya.

Ve bir dahi budur ki satılmayan rızıkların yine gemiye koyup götürmek murad ettiklerinde bir kimesne anlardan bir şey talep etmeye. Ve mezkûr iskelelerde bir kimesne anları incidüb alıkoymayalar.”                  Vesselam. Tahriren fi 21 safer 1210.

Elbette Amerika’sı da Siyonist Yahudi’si de onlara uşaklık yapan tüm zalim tağuti rejimlerde bir gün hak karşısında boyun eğecekler. Tıpkı geçmişte boyun eğdikleri gibi. Peki ne zaman? Biz, Rabbimizin vasfettiği o liyakate sahip olduğumuz zaman …

“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va’detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar.” (Nur, 55)

Allah’a emanet olunuz.


[1]. 16. ve 18. yüzyıllar arasında, İspanyol gümüş sikkesi olan real, dünya ticaretinin referans para birimiydi. Amerikan kolonilerindeki İngilizler buna ‘İspanyol doları’ adını verdiler ve sonunda onu kendi paraları olarak benimsediler.