Nifak Kavramı

Kavramlar – Mahmut Varhan / 2025 Haziran / 151. Sayı

Giriş:  

Samimi olanları yalancılardan ayırmak, sadık olanların değerini ve sahtekâr yalancıların da değersizliğini ortaya çıkarmak için kullarını çetin imtihanlara tabi kılan Allah Teâlâ’ya hamd ederiz. Hayatı boyunca kafirlere ve münafıklara karşı cihad eden, kılıcıyla kafirleri dize getiren ve burhanıyla münafıkları susturan Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’e, bu yolda canları ve mallarıyla ona destek olan âline, ashabına ve kıyamete kadar onların yolunu takip eden müminlere salat ve selam olsun.

  İmdi, nifak hastalığı ve münafıkların özellikleri mevzusu, Kur’an-ı Kerim’in en fazla üzerinde durduğu konuların başında gelmektedir. Çünkü İslam ümmeti için en tehlikeli düşman, münafıklardır. Zira bizden gibi gözükerek, Ümmeti Muhammed’in bünyesini içeriden çürüten bu sinsi düşman güruhun farkına varmak çok zordur ve pek çok Müslüman da onların zahirlerine bakarak, hilekâr tuzaklarına kapılmaktadırlar. Bundan dolayı bu konunun üzerinde ciddiyetle durulmalı ve münafıkların özellikleri açık bir şekilde ortaya konulmalıdır. Böylece Allah’ın izniyle samimi Müslümanlar, onların sinsi tuzaklarından sakınırlar. Özellikle müslümanların siyasi, iktisadi ve askerî açıdan güçlerini yitirdikleri ve İslam düşmanlarının güçlerinin zirvesine çıktıkları şu ahir zamanda nifak hastalığı ve münafıkların şerleri iyice artmıştır. Zira İslam toplumlarını kontrol altında tutmak ve onları her açıdan sömürmek isteyen İslam düşmanları, haçlı Hristiyanlar ve Siyonist Yahudiler bu amaçlarını gerçekleştirmek için müslümanların arasından devşirdikleri, bir açıdan Müslümanlar gibi gözüken fakat İslam düşmanlarının projelerini tatbik eden münafıklarla iş tutmaktadırlar. Yüzyılı aşkın bir zamandır ki İslam alemini, İslam düşmanları adına yönetenler bu münafıklardır. Bunlar bazen küfürlerini açığa vursalar da genel olarak nifak perdesi altında hareket etmektedirler. Bundan dolayı da Müslüman toplumlar bunlara aldanmakta ve onlar hakkında hüsn-i zan ile hareket etmektedirler. Örneğin İslam’ın beşiği olan Arap yarımadasını, batılılar adına yöneten Suud ailesi bu münafıkların başında gelmektedir. Bir taraftan İslam’ın temsilcisi gibi gözükerek İslam işbirliği teşkilatına öncülük ederken, diğer taraftan batılıların İslam alemindeki çıkarlarını gerçekleştiren her türlü projenin arkasında durmaktadırlar.

Allah Teâlâ, ezeli kitabında münafıkların psikolojik ve sosyolojik bütün özelliklerini beyan etmiştir. İslam ümmetinin en tehlikeli düşmanı olan bu güruhu, parmakla gösterilecek şekilde ortaya çıkarmış ve onların üzerindeki sır perdesini kaldırıp atmıştır. Kur’an’ı Kerim-i bu açıdan iyi inceleyen basiret sahibi kimseler, münafıkları tanır ve onların şerlerine karşı tedbirli davranırlar. Nitekim Tabiin döneminde münafıkları iyi tanıyan basiret sahibi Hasan el-Basri rahimehullah’a, “Bazıları, ‘artık bugün nifak yoktur’ demektedirler” denilince; Hasan el-Basri şu şekilde cevap vermiştir: “Kardeşim! Şayet münafıklar yok olsaydılar ve hepsi ölmüş olsalardı, (cadde/pazarlarda kimse kalmayacağı için) yollarda yalnız kalırdınız.” Yine Hasan Basri rahimehullah şöyle demiştir: “Şayet münafıkların kuyrukları olsaydı, (onların kuyrukları yeri tamamen kaplayacağı için) ayaklarımızla toprağın üzerine basamazdık.”[1] Hasan Basri’nin bu tespitinin sebebi, onun münafıkların özelliklerini iyi bilmesidir. Onun döneminden günümüze kadar nifak hastalığı gittikçe artmış ve münafıklar daha da çoğalmışlardır. Bu hastalık insanlık aleminin kronik hastalıklarından biri olup kıyamete kadar devam edeceği için, Allah azze ve celle asr-ı saadetteki münafıkların isimlerini beyan etmek yerine onların özelliklerini tafsilatlı bir şekilde kitabında anlatmıştır. Böylece her asırdaki müslümanların nifak belirtilerine bakarak münafıkları tanımalarını ve onlara karşı Kuran ve Sünnette belirtildiği şekilde tedbir almalarını sağlamıştır.

Diğer taraftan hiç kimse nifak hastalığından azade değildir. Bu hastalık diğer bulaşıcı hastalıklar gibi her an kalpte bitebilir ve tedavi edilmemesi halinde kalpte kök salarak insanın bünyesini tamamen kuşatıp onu helak edebilir. Bundan dolayıdır ki Hz. Ömer radıyallahu anhu dahi bu hastalığa maruz kalmaktan korkuyor ve münafıkların listesini bilen Hz. Huzeyfe radıyallahu anhu’ya, o listede olup olmadığını soruyordu. Bu hastalık her an kişide ortaya çıkabildiği için Kur’an ve Sünnette nifak hastalığının belirtileri ve münafıkların özellikleri detaylı bir şekilde verilmiştir ki, samimi Müslümanlar bu belirtileri bilsinler ve bu hastalığa maruz kalmamak için tedbirli davransınlar. Dolayısıyla müslümanların bu hastalığın mahiyetini, sebeplerini, belirtilerini ve neticesini iyi bilmeleri gerekir. Fakat ne acıdır ki müslümanların genel olarak en gafil oldukları konulardan birisi de münafıklar konusudur. Tabiin döneminde Hasan Basri’ye, “Artık nifak yoktur” diyenlerin zannettiği gibi; münafıkların tamamen hâkim oldukları günümüzde dahi onların farkında olmayıp aldanan gafiller pek çoktur. Bunlar, sanki nifak hastalığını, bu hastalığın en az bulunduğu asr-ı saadete hasmış gibi zannetmektedirler. Allah azze ve celle bizleri nifak hastalığından ve münafıkların şerlerinden muhafaza buyursun!  

Biz bu maksatla birkaç makale boyunca çeşitli başlıklar altında nifak hastalığının mahiyetini, bu hastalığın sebeplerini, münafıkların belirti ve özelliklerini ve münafıkların akıbetlerini ele almaya çalışacağız. Gayret bizden, tevfik yüce Allah’tandır.

Birinci Fasıl: Nifak Hastalığının Tarifi ve Hakikati

Fîruzabadi rahimehullah nifakı şu şekilde tarif etmektedir: “‘nefak’ iki çıkışı bulunan mağara/tünel anlamına gelmektedir. ‘Nâfikâ’ tarla faresinin yuvasına yaptığı çıkışlardan birinin adıdır ki, bu çıkışı gizli tutarak diğer bir çıkışı açıktan yapar. Bu gizli çıkışın üzerinde çok ince bir toprak tabakası bulunur. Tarla faresi, ‘kâsiâ’ denilen açık çıkış tarafında bir tehlike ile karşı karşıya kaldığı zaman, ‘nafika’ denilen gizli çıkışa başıyla vurarak kaçıp gider. Böylece tehlikeden kurtulur. İşte münafıkta böyledir; o bir kapıdan dine girerken, diğer kapıdan dinden çıkmaktadır.”[2]  

Nifak, bir şeyi gizlemek ve zıddını açığa vurarak onun üzerini örtmek demektir. Münafık, İslam’ın temel esaslarının tümünü veya bir kısmını kalben inkâr ettiği halde, dili ile bunları kabul ettiğini iddia eden bir yalancıdır. “Münafıklar sana geldiklerinde “senin Allah’ın elçisi olduğuna kesinlikle şahitlik ederiz!” dediler. Allah, senin elçisi olduğunu elbette bilir ve Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder. Onlar (yalan yere) ettikleri yeminleri kalkan yapıp, Allah yolundan alıkoydular. Kuşkusuz onlar ne kötü işler yapmaktadırlar!”[3]

Münafık, ikiyüzlüdür. O tıpkı tarla faresine benzemektedir ki, birisi açık diğeri de gizli olmak üzere yuvasına iki çıkış kapısı yapar. Açık olan çıkışın bulunduğu taraftan bir tehlike geldiğinde, hemen gizli olan taraftan kaçar. İşte münafık da zahir olan kapıdan İslam’a girmiş gibi kendisini gösterirken, batın olan kapıdan İslam’dan çıkmıştır. Böylece zahiri ile Müslümanları idare ederken, bâtını ile de kâfirlerle birlikte olmaktadır. Böyle yapmakla kendisini tehlikeden korumak ve dünyevi çıkarlarını gözetmek istemektedir. “İman edenlerle karşılaştıklarında “Amenna (inandık)” derler. Şeytan (elebaş)ları ile başbaşa kaldıklarında ise “kesinlikle biz sizin yanınızdayız, onlarla sadece eğleniyoruz” derler.”[4]

Münafık, iki sürü arasında kalan ve hangi sürüye katılacağına karar veremeyerek şaşkın bir şekilde bir oraya bir buraya koşuşturan koyun gibidir. Abdullah b. Ömer dedi ki: Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Münafığın misali, tıpkı iki sürü arasında şaşkın bir şekilde gidip gelen koyun gibidir; bir o sürüye bir bu sürüye koşuşturmaktadır.”[5] Onların hakikatini en iyi bilen Allah azze ve celle onlar hakkında şöyle buyurmaktadır: “Ara yerde bocalayanlar olarak ne onlara ne de bunlara bağlıdırlar! Allah kimi dalâlette bırakırsa, ona bir (çıkar) yol asla bulamazsın.”[6]   

Günümüzde batı ile doğu arasında gidip gelenler; gerçekte batılı/beşerî sistemlere ve insan aklının/hevasının mahsulü olan beşerî hukuka bağlı oldukları halde, sırf Müslüman toplumların desteğini alabilmek için İslami söylemlere sarılanlar; laikliğe ve demokrasiye gönülden bağlı oldukları halde, İslam’ın birtakım zahiri amellerini işleyerek reklam malzemesi yapanlar münafıkların ta kendileridir.

İkinci Fasıl: Münafıkları Tanımanın Yolu

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem döneminde vahiy iniyor ve Allamü’l-guyub (gaybı bilen) Allah Teâlâ isim isim münafıkları ona haber veriyordu. Diğer taraftan da münafıkların bütün özelliklerini kitab-ı mübinde beyan ediyordu. Hz. Peygamberin vefatı ile birlikte vahiy kapısı kapandı ve gaybı bilmeyen Müslümanlar için, isim isim münafıkları bilme yolu da kapanmış oldu. Ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sırdaşı olan Huzeyfetü’l-Yemani müstesna idi ki, ona da Hazreti Peygamber münafıkların isim listesini bildirmişti. O bunları bir sır olarak sakladı ve bu ilmiyle birlikte vefat etti.

Dolayısıyla artık bizim için münafıkları tanımanın tek bir yolu kalmıştır ki, o da onların Kuran-ı Kerim’de ve Sünnet-i Seniyye’de beyan edilmiş bulunan özellikleridir. Her kimde bu özelliklerin tümü veya bir kısmı mevcutsa, onun münafıklardan olabileceğini hesaba katarak ona karşı ihtiyatlı olmamız gerekir. Buna rağmen kalbini yarıp içini göremediğimiz (gaybı bilmediğimiz) için onun itikadi anlamda münafık olduğunu kesin bir şekilde söyleyemeyiz. Ancak kendisi içinde gizli bulunan küfrünü izhar edecek olursa, o zaman biz de onu izhar ettiği bu küfür sözü veya ameliyle muaheze edebiliriz.

Nitekim Hz. Ömer radiyallahu anhu şöyle demektedir: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem döneminde bazı insanlar, (onlar hakkında nazil olan) vahiy ile muaheze edilmekteydiler. Artık vahiy kesilmiştir; şu anda biz sizleri, ancak bize zahir olan amelleriniz ile muaheze ederiz. Dolayısıyla kim bize hayırlı amelleri izhar ederse, biz de ona güvenir ve onu yakınlaştırırız. Onun gizli halinden hiçbir şeyi araştırmayız; zira gizli hallerinden dolayı onu hesaba çekecek olan Allah’tır. Kim de bize kötü ameller izhar edecek olursa, kalbinin iyi ve temiz olduğunu iddia etse bile ona güvenmez ve onu tasdik etmeyiz.”[7]

Devam edecek…


[1]. Hafız Zebîdî, İthafu’s-Sadeti’l-müttakîn, 4/708

[2]. Firuzabadi, Besairu Zevi’t-Temyiz: 5/105

[3]. Münafikun: 1-2

[4]. Bakara: 14

[5]. Müslim: 6978

[6]. Nisa: 143

[7]. İmam Beğavi, Şerhu’s-Sünne: 10/127