Tacikistan Şehidi Fuat Çağlar (1968-1994)

Türkiyeli Şehitler – Cihan Malay / 2025 Temmuz / 152. Sayı

Fuat Çağlar, 1968’de Tokat’ta dünyaya geldi. Babası oğlunun küçük yaşlarından itibaren ibadetlerine düşkün olduğunu ve abdestli olmaya gayret gösterdiğini anlatır.

Gönlü İslam ile coşan bir fıtrata sahip olan Fuat, Tokat’ta başladığı eğitim hayatına lise yıllarında İstanbul İmam Hatip Lisesi’ne geçerek devam etti. Burada arkadaşları arasında takvası, ihlası ve İslami mücadelesi ile ön plana çıktı.

O, harekete geçiren bir imana sahipti. Yaşıtlarının farklı hevesler peşinde koştuğu gençliğinin baharında, kendini İslamî mücadeleye adayan bir karaktere sahip olduğunu arkadaşları itiraf etmektedir.

Lise yıllarında sürdürdüğü İslami faaliyetlerine Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni okuduğu üniversite yıllarında da sürdürdü. Arkadaşlarına Müslüman ferdin sorumluluklarını ve görevlerini sık sık hatırlatıyordu. Okulda afişler asıyor, konferans veriyor ve tebliğ faaliyetlerine devam ediyordu. Ayrıca Müslüman Genç Dergisi’ne yazılar yazıyordu.

Bir yandan da İslam beldelerinde yaşananları takip ediyor, buradaki kardeşlerine yapılan zulümler hakkında bilgi ediniyordu. Onların dertlerini dert ediniyor, bu da onu daha fazla dertli bir yaşama itiyordu.

Şehadet ve Müslümanların dertleriyle dertlenme tutkusu ile ilk başta Afganistan’daki cihad topraklarına gitti. Buradaki kardeşleriyle bir süre bulunduktan ve Rusların aldıkları büyük mağlubiyeti sonrası –ki Rusya bu mağlubiyet sonrası dağılmaya başladı.- Afganistan’dan çekilmesinin ardından, gazi olarak Türkiye’ye geri döndü.

Şehadet tutkusu, öyle bir şeydir ki şehadet kendisini bulana kadar bu sevdaya tutulan kimse “Mü’minler içinde öyle yiğitler var ki, Allah’a verdikleri söze dâimâ bağlı kalmışlardır. Onlardan kimi sözünün gereğini yerine getirip O’nun yolunda can vermiş, kimi de sırasını beklemektedir. Onlar, verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” (Ahzab, 23) ayeti gölgesinde bir ömür sürdürerek, diyar diyar gezer de şehadeti arar durur.

Fuat’ın kalbi bu sevgi ile dolmuş ve bu sefer şehadet yolcusu Fuat, Bosna’da Sırpların Müslüman Boşnak halkına yaptıklarına karşılık ve oradaki Müslümanlara yardım etmek üzere Bosna cihadına katılır. Ardından bu cihadın sona ermesinin ardından tekrar Türkiye’ye döndü

Fuat, gözünü Cennete ve Cennetin yüce mertebelerine dikmiş, dünyanın çekici hayatı karşısında konuşmalarında “Sakın ha dünyaya meyletmeyin” diyordu.

“Onların vakitleri şehadete ayarlıydı
Gönülleri şehadete sevdalı
Gün gelir o sevda ile kalkılır
O sevda ile yola çıkılırdı.

Geçilir yardan, sevgilerden, ölüm üstüne.

Cihada yürür savaşcı, şehadet üstüne.”[1]

1994 yılında evlenen Fuat, evliliğinden henüz dört aylık bir süre sonra eşine veda ederek canını, en üstün rızayı –Allah rızasını- ve şehadet mertebesini elde etmek uğrunda tekrar yollara koyuldu. Bu sefer ki durak, Tacikistan’dı. Oradaki Müslümanlara yardıma koştu.

Tacikistan onun için sevenin, sevdiğine ulaştığı yer oldu. Zira Afganistan ve Bosna’da arzuladığı şehadete burada ulaşmıştı. “Bu can şehid olmalı” diyerek yıllarca aranan, beklenen ân gelmiş, şehadet onu bulmuştu. Tacikistan’da kendisine bir şarapnel parçası isabet eder ve 30 Kasım 1994 yılında canını şehid olarak Rabbine sunar.

Tanıdıklarının Şahitliğiyle Fuat’ın Kişiliği

Eniştesi, hakkında şöyle diyor:

“İslam dini konusunda hayatımda tanıdığım en ciddi insandı. Kesinlikle bu konuda taviz vermez ve bulunduğu ortamda da verilmesine izin vermez ya da o ortamı terk ederdi.”

Amcasının oğlu Cemil Çağlar da şu sözleriyle onu anlatıyor:

“Şehid Fuat Çağlar’ın önemli her konuda bir hedefi vardı; önemsediği hiçbir konuyu geçiştirmez ve üzerinde ısrarla çalışırdı. Ve o hedefe ulaşmadan da vazgeçmezdi.”[2]

Bir arkadaşı onu şöyle anlatıyor “Fuat Çağlar ile İstanbul İmam Hatip Lisesi’nin son yıllarında tanıştık. İmam hatip lisesine Tokat’ta başlamış, nakille bizim okula gelmişti. Okulun yurdunda kalıyordu. Hem okulda hem yurtta dostluğumuz hayli ilerledi.

O 1988’de, ben 1989’da liseden mezun oldum. Sonra Marmara İlahiyat Fakültesi’nde yollarımız yeniden kesişti. Aksiyonerdi, cesurdu, samimiydi. Sorgulamayı sever, araştırır, itiraz etmekten çekinmezdi.

Fakültedeyken Müslüman Genç Dergisi’nde yazıları çıkardı. Gür sesiyle marşlar söylerdi. Dertleri dert edinir, uğraşırdı.”[3]

Bir diğer arkadaşı onu şöyle anlatıyor: “İlahiyat Fakültesi’ne başladığım ilk günlerde tanışmıştık Fuat’la. Kabına sığmayan yüreği iman dolu bir arkadaştı. İhlas, samimiyet ve kararlılık onun ilk bakışta görünen temel özellikleriydi. Dar geliyordu ona okul sıraları, sınıflar. Her zaman; bir şeyler yapmalıyız, derdi. Nitekim kayboldu gözden bir süre sonra. Duyduk ki; Hindukuş Dağları’nda mücahid saflarına katılmıştı. Döndü geldi bir süre sonra. Gazi olmuştu orada. Ancak ulaşamamıştı arzuladığı sona. Daha bilinçlenmiş, daha hırslı, daha azimliydi döndükten sonra. İmanı artmıştı.

Kısa sürede tanımayan, ismini duymayan kalmamıştı okulda. O artık bir Müslüman sorumluluğuyla İslam’ın bir hayat dini olduğunu ve onun her anımızı kuşattığını anlatıyordu arkadaşlarına. Konuşmaları, ahlakı ve örnek kişiliğiyle birçok arkadaşı etkilemiş ve çevresinde toplamıştı.

Fuat’ın bu gelişimi ilahiyat fakültesinde başlamamıştı elbette. O daha İmam Hatip yıllarındayken başlamıştı. Dersine giren hocaları onun sorgulayan eleştirel yanını hep dile getirirlerdi. Daha o yıllarda iken ilgi duymaya başlamıştı Filistin’e, Afganistan’a; kısacası dünyadaki İslami uyanışa. İşte bu ilgi hayatının son anına kadar bitmeyecek ve sürecekti.

Ümmet bilincini taşıyan bir sorumluluk görürüz onda. İslam tek ümmetti, coğrafyalar, sınırlar ötesi. Ancak onun ilgisi, sadece dünyadaki İslami hareketlerle sınırlı değildi. Öğrenci arkadaşlarına tebliğ faaliyetinden, konferans vermeye okulda afiş asmak, bildiri dağıtmaktan Müslüman Genç Dergisi’ne yazı yazmaya kadar geniş bir yelpazede toplanıyordu faaliyetleri o bitmez tükenmez enerjisiyle.

Ümmet bilincinin sorumluluğuyla Bosna’da rastlıyoruz ona savaşın daha ilk başlarında. Mazlumun olduğu yerde zalime karşı olmak, oradaki Müslüman kardeşlerinin dirilişine destek vermek temel şiarıyla gitmişti o diyarlara, nöbet tutmaya sınır boylarında.

Daha nerelerde rastlamıyoruz ki ona. “Müslümanım” diyen ve zulme uğrayan, “Müslümanım” diyen ve Allah’ın dinini yeryüzünde hâkim kılmaya çalışan bütün İslam toprakları vatandı onun için. Bu amaçla gitmişti Sudan’a.

Onu en son, geçen sene görmüştüm. Son seferine çıkmadan önce. Evet son seferine çıkmıştı bu yaz başında. Her seferde olduğu gibi tevekkül ederek Allah’a umarak onun rızasını. Bu kez Tacikistan’dı durağı. Bir başka cephesinde İslam toprağının. Bu yolculuğun bir başka özelliği daha vardı. Dört ay önce evlenmiş ve ailesini Allah’a emanet ederek gitmişti oraya. Ama bu kez dönmeyecekti bu yolculuktan. Tacikistan’a girerken bir şaramplen parçası isabet edecekti genç ve iman dolu bedenine. Böylece gerçekleşecekti onun hayatı boyunca istediği ve kavuşacaktı Rabbine.

Onlar diriltti şehadetleriyle onlarca, yüzlerce, binlerce hayatı.”[4]

Hakkında Yazılan Ardından Adlı Bir Şiir

Bir civan uğurladık bizim illerden
Gezdi dolaştı dünyayı gördü zulümler
Tutuştu bir ateş yandı derinden
****
Fuad’ım yiğidim kurban yoluna
Çok canlar feda ettik sevdan uğruna
****
Bir cansız beden bıraktın garip ellerde
Uçurdun can kuşunu sen ebedlere
Karşıladı seni Rıdvan selamlar ile
****
Haberin gelir bize seherler ile
Gecelerde nefesin yüreğimizde
****
Büründün şimdi Firdevs’in yeşillerine
Kucaklaştın muhabbetle yarenler ile
Yudumladın Kevser’i Rasul elinde
****
Fuad’ım yiğidim selam sizlere
Yolumuz aydınlandı cesaretinle.


[1]. Grup Genç, “Kara Zulüm” adlı parçanın sözleri.

[2]. https://www.dunyabizim.com/tokata-o-mustesna-sehidi-anmaya-gittiler-1

[3]. https://x.com/Ortaksoz/status/1858835440150749646

[4]. Fuat Çağlar: Tacikistan Cephemizde Şehid Düştü, Haksöz Dergisi, Sayı: 43 (Ekim 1994).