Nebevi Aile – Halime Yılmaz / 2025 Haziran / 151. Sayı
Standartlarını Düşür
Hamd, insanı en güzel biçimde yaratan ve ona doğru yolu gösteren Allah’a aittir. Salat ve selam, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’ e, onun güzide ailesi ve ashabına olsun. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi ve hidayeti tüm Müslüman kardeşlerimin üzerine olsun.
Evlilikte standart yükseltmek, beklenti yükseltmektir. Eşten beklentiler noktasında standartlar yükseldikçe huzursuzluklar artış gösterir. Mükemmel olmayan ve her işte eksikliğin olduğu dünya hayatını yaşarken insan, her ilişkisinde olduğu gibi evliliğinde de beklentilerini ve standartlarını aşağıda tutmaz ve hep daha fazlasını isterse o kiminle evlenirse evlensin mutlu olamaz. Eşini de mutlu edemez. Biz buna “doyumsuzluk” diyoruz değil mi? Evlilikte doyumsuzluk, kıyaslamaya, o da gözün helalden başkasına kaymasına ya da sürekli birbiriyle didişen karı koca tablosunun baş karakteri olmaya sebep olur.
Eşiyle ilişkisinde iki taraf da öncelikle eşinin güçlü ve zayıf yönlerini iyi bilmelidir. Eğer eşindeki olumsuz özellikler, olumlu özelliklere kıyasla daha fazlaysa, yani eş rahatsız edici, zarar verici, dünya ve ahiret hayatını zehredici cinstense o kişi tedavi ettirilmelidir. Ama bizim konumuz onlar değil. Bizim mevzumuz, olumlu yönleri, olumsuz yönlerine nazaran daha ağır basan eşlere sahip olan kişilerdir. Bu noktada eşlerin izlemesi gereken yollar şöyle sıralanabilir:
1. Ey koca! Hanımın, İslam’ın çizdiği “Saliha Kadın” profiline çok yakın olan, elinden geldiğince sana karşı görevlerini ihlasla yerine getirme çabasını veren, namusunu, evini kötü kişilerden koruyan, çocuklarına terbiye vermede senin yardımcın olan ve İslam ahlakından ve dininden taviz vermeyen bir hanımsa o zaman senin, bu kadından beklentilerini artırmaya, onu başka kadınlarla kıyaslamaya, kapasitesinin üzerinde işler yapmasını beklemeye hakkın yoktur. Ondan, fıtratı ve kapasitesinin üzerinde iş beklemen zulüm olur. Unutma! Ahirette her zulüm, karanlık olacaktır. Böyle bir karanlığa talip olma.
Belki çevrende mutfakta, senin hanımından daha maharetli, eşini her gün güler yüzle karşılayan, görünümü daha güzel, zekâsı daha üstün veya birkaç yeteneğe birden sahip olma nimetine Allah tarafından mazhar kılınmış kadınların varlığını işitebilir ve iç geçirerek “Keşke benim hanımımda böyle olsa” diyebilirsin. Ama aslında dememelisin. Çünkü o kadına bu kabiliyetleri veren Allah’tır. Allah’ın nimet taksimine razı olman gerekir. Senin payına düşene razı olmalısın. Üstelik meziyetlerini duyduğun o kadının ne gibi sorunları olduğunu da bilmiyorsun. Belki de gizlediği nice hoş olmayan yönleri vardır. Özetle dünyadaki hiçbir kadın mükemmel değildir; olmayacaktır da. Allah, insanı noksan özelliklerle yaratmış ki karı koca birbirini tamamlasın. Ama sen, hanımını tamamlamaya çalışmak, onun eksikliklerini düzeltmesine yardımcı olmak yerine sürekli kıyaslama yaparsan, hanımını kırar ve üzersin. Onun kalbinde büyük eksiklikler ve boşluklara yol açarsın. Öyle boşluklar ki onu belki de şeytana teslim eden boşluklara zemin hazırlarsın. Durum böyleyken bunun sorumluluğu ve vebalı hanımın kadar senin de boynuna olur. Sen dünya çapında bir alim, büyük bir davetçi, sevilen bir fikir babası, herkesin gözünün üzerinde olduğu dünya lideri de olsan, hanımına karşı görevlerini yapmıyorsan ve onu haksız yere üzüyorsan bil ki bunun sorumluluğu, diğer işlerinden daha az değildir. Çünkü koca, eşinden ve onu idareden sorumludur.
İbni Ömer radıyallahu anhuma ’dan rivayet edildiğine göre Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu:
“Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idare ettiklerinizden sorumlusunuz.”[1]
Ayrıca kadına, erkek fıtratına sahipmiş bakış açısını artık bir kenara bırakın. Bunu ben söylemiyorum. Ayetler, hadisler söylüyor. Mesela;
“Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur”[2]
Kadın fıtratını zorlama. Onu, onun fıtratıyla anlamaya ve öyle yaklaşmaya çalış. Ona sarılışın bile yumuşak olmalı. Ona bakışın, onu sevmen, ona karşı sözlerin, sanki karşında kaba bir erkek varmışçasına olmamalı. Çünkü o bir kadın; erkek değil. Ona, kristal bir şişeyi kırılmaması için nasıl hassasiyetle ve özenle tutmaya çalışıyorsan öyle davran. Çünkü o bir kadın; erkek değil. Kadınlar, erkeklere göre Allah tarafından daha hassas, daha kırılgan ve nazik yaratılmışlardır. “Ben değişemem, nasılsam öyle davranırım” diyorsan kendinden değil, Allah’ın kadına verdiği fıtratı kabul etmekten yana sorunun var demektir. Bak bakalım iş senin sandığın gibi miymiş? Bak bakalım Peygamber bu işe ne demiş?
Enes b. Mâlik anlatıyor: “(Veda Haccı yolculuğu esnasında) Ümmü Süleym Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem eşleriyle beraberdi. (Enceşe isimli) bir kılavuz onların develerini yönlendiriyordu. (Enceşe söylediği ezgilerle develeri hızlandırınca) Hz. Peygamber (sav) ona şöyle seslendi: “Ey Enceşe, kristalleri taşırken yavaş ol!”[3]
Peygamber yanında olsaydı hanımına nasıl davranacaksan, bugün de ona öyle davran. Çünkü yarın mahşerde bundan hesaba çekileceksin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’ in tabiriyle o sana “Allah’ın emaneti” olarak lütfedilmiştir. Allah sana onu emanet ettiyse mutlaka onu zayi edip etmediğini soracaktır. Son derece dikkatli ve gözü açık olmak zorundasın. Bu konuda bırak hanımını başka kadınlarla kıyaslamayı, Allah’a bu konuda nasıl hesap vereceksin ona bak. Çünkü hanımın “Allah’ın emanetidir.” Allah, kadınları kimsenin malı olarak değil, kısa bir süreliğine kocasına “Kendi emaneti” olarak vermiştir. Bir gün geri aldığında da hesabını soracaktır.
Ayrıca hanımını kendi iç dünyanda sürekli başkalarıyla kıyaslarsan harama kayma ihtimalini de unutmamalısın. Bu kıyaslamayı ne kadar dile getirirsen başka kadınlara bakma, onları hayal etme hatta belki büyük günahlara meyletme yoluna kayarsın. Allah korusun. O yüzden en iyisi Allah’ın sana verdiğiyle yetin. Hanımını, olduğu halden üst dereceye çıkması için yetiştir. Olduğu haliyle kabul et. Ama geliştirmeyi ihmal etme. Aksi halde şu hadis seni korkutmalıdır:
“Kadın bir kaburga kemiği gibidir. Kadın bir kaburga kemiğinden, bir eğri kaburga kemiğinden yaratıldı, onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın, kırılması da boşanmasıdır.”[4]
Hanımınla münasebetin her zaman “en güzel” olan tavırla olmalıdır.
İbn Abbas’tan nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “En hayırlınız, ailesine en güzel davrananınızdır. Ben de sizin aranızda aileme karşı en hayırlı davrananım.”[5]
2. Ey kadın! Eğer kocan, evinin, senin ve çocuklarının maddi manevi ihtiyaçlarını giderme konusunda elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorsa, sana kötü davranmıyor, kimseye muhtaç etmiyor, ihtiyaçlarını görmezden gelmiyor ve seni ve fıtratını anlamaya çabalıyorsa, ama bu konuda senin desteğine ihtiyaç duyuyorsa ondan, kapasitesinin ve fıtratının üzerinde bir şey bekleme. Ondan, seni bir kadın gibi anlamasını bekleme. Çünkü o bir erkek ve fıtratı farklı. Ondan rahatsız olduğun konular varsa tripler atma, anlamasını bekleme. Bu konuda yapman gereken uygun zaman ve yerde, ikiniz de sakin ve hazırken rahatsız olduğun konuyu güzel bir dille aç. Konuşmaya önce kocanın iyi taraflarını anlatmaya başlayarak giriş yapman, konuşmayı daha etkili yapacaktır. “Yok, ben yağ çekemem, neyse o” diyorsan öncelikle şunu söyleyeyim. Bu dediğim yağ çekmek değil, peygamber metodudur. Muhatabı, önce olumlu cümlelerle dinlemeye hazır hale getirmek, senin işini kolaylaştırır. Aksi halde eski zihniyetle düşünmeye devam edeceksen, o zaman eşinle arandaki sorunlardan şikayetçi olmayacaksın.
Rahatsızlığını dile getirdin diye hemen eşinde düzelme bekleme. Belki de bu isteğin, uzun yıllar sonra yerine gelecek. Ama sen pes etmeyeceksin. Sonuçta evlilik de bu değil mi? Birbirinin boşluklarını doldururken eziyet çeksen de birbirine dayanmak, birbirine destek olmak ve eşinin yanında olmak değil mi evlilik?
Diğer yandan sen de kocanı başka erkeklerle asla kıyaslama. Sakın böyle bir hataya düşme. Çünkü bu durumda erkek, kendini ispatlamaya çalışırken yanlışa düşebilir ya da sana karşı sertleşebilir. Ya da senin isteklerine karşı daha yavaş davranabilir. Zira erkek de kadın da kıyastan hoşlanmaz ve bunun acısını birinden çıkarmak isteyebilir. Dikkat et! Bu konuda zulümler zincirinin ilk halkası olmayasın. Ayrıca “falan erkeğe bak, nasıl senden daha fazla kazanıyor. Nasıl da eşine şöyle hediyeler alıyor” diyerek eşini kıyasladığında eşin asla dediğini yapmayacaktır. Yapsa da bu, çok içinden gelerek olmayacaktır. Sen en iyisi kocanı, başka kocalarla kıyas etmeyi bırak. Bu, asla işe yaramayan çocukça bir yöntemdir. Artık bundan vazgeçmelisin. Diğer yandan eşini kıyaslamanın sana vereceği bir diğer uhrevi zarar da harama kayma ihtimalin. Kocan yerine sürekli başka adamlara bakman, onları düşünmen caiz midir?
“Hayat şartları sizinkinden daha aşağı olanlara bakınız; sizden daha iyi olanlara bakmayınız. Bu, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hor görmemenize daha uygun bir davranıştır.”[6]
Kocanda hoş olmayan bir huy mu gördün? Burada devreye, bakış açısını değiştirme yöntemi girmeli hemen. Ondan daha aşağıda olan kişilerin durumunu düşün. Onların eşleri, bilhassa aklını kullanan insanlarsa nasıl idare ediyorlarsa sen de kocanı idare et ve “beterin beteri var” diyerek evliliğini güzelleştirmeye bak. Olumsuzluklara bakarsan herkesin evliliğinde olumsuzluklar var. Ama evlilikler, idare ile, bir gözün görmemesi, bir kulağın duymaması ile ilerler. Hiçbir evlilik mükemmel gitmez. Dışarıdan güzel gözüken evliliklerde bile sorun vardır. Ama mutlu evliliklerin en önemli sırrı, doğru ve idareci bir bakış açısına sahip olan karı kocanın gerçekçi bir olumlama yöntemiyle evliliğe bakmasında saklıdır.
Evliliğinde mutluluk istiyorsan kocanla rekabete asla girme. Çünkü erkek fıtratı, dışarıda sürekli rekabet halindeyken evinde sükûnet ister. Evde de kendisiyle sürekli rekabete giren bir kadın varsa erkek, fıtraten gardını almaya ve kadına erkek muamelesi yapmaya başlayabilir. Kadın, rekabetçi değil, rahatlatıcı olduğunda yuva sükunete erecektir.
Son zamanların popüler sözcüklerinden birine daha değinelim. “Evlilikte Romantizm” Kadınlar, reklamlarla, gerçekdışı aşk filmleriyle, sosyal medya platformlarındaki yalancı mutlu aile kesitleriyle yaşama amacını sadece romantizm üzerine kurmaya başladılar. Toplumu ve ümmeti yetiştirmesi gereken, eşini dünya işlerine, ahirete, cihada, davete hazırlaması ve onun çocuklarını yüksek bilinçle en güzel şekilde yetiştirmesi gereken Müslüman kadın için oldukça tehlikeli bir amaç ve yöneliştir bu. Evet, evlilikte elbette romantizm olur. Eşler birbirine vakit ayırmalıdır. Birbirine özel hissettirmeli, eşinin gözünün dışarı kaymaması için gereken ne varsa yapmalıdır. Hanımına arada bir çiçek elbette alabilir. Bunlar, ince ve hoş davranışlardır. Ama bu durum, günümüzde artık tehlikeli bir boyuta ulaşmaya başladı. Romantizm, bazı kadınlar için hayat tarzı olmaya, her gün istenmeye başlandı. İşte tehlikeli olan durum budur. Arada bir yapılması gereken jestler, her gün istenmeye başladıysa orada kadın kendine gelmeli ve “yaşama gayesini” hatırlayarak Allah’ı memnun etme görevini unutmamalıdır. Allah bu konuda neyden razıdır peki? Tüm işlerde olduğu gibi karı koca ilişkisinden de orta yollu olandan razıdır. Ne eşi ihmal edici ne de yüceltici olmayan koca, ideal kocadır. Aksi halde hayatında sürekli romantizm bekliyorsan, Allah ile arana bak. O’na yönel ve tövbe et. Sürekli gezmek, sürekli eğlenmek, sürekli gülmek, sürekli mutlu olmak, bu dünyaya geliş amacımız olamaz. Bu sürekli mutluluk, eğer kazanırsak cennete yaşayacağımız bir şeydir. Hedonist bakış açısından uzak ihlasla Allah’a yönelirsen, bu problemi de çözersin.
Modernizm ve onun şehvet düşkünü kodamanları, günümüz insanını kuklaya çevirmiş durumda. Erkeği de kadını da şehvetlerinin kurbanı ederek Allah’tan uzaklaştırıyorlar. Allah’tan uzaklaşma konusunda şeytanın günümüzde en çok kullandığı şey, insanın şehvetidir. O şehvet, eğer helal yollardan tatmin edilmez, ya da helal yolla yetinilmezse kişinin cehennemi olabilir. Aman dikkat!
“Ancak şehvetlerine uyanlar, sizin büsbütün yoldan çıkıp uçurumlara yuvarlanmanızı istemektedirler.”[7]
Peki çağımız insanını şehvete düşüren nedir? İmanın zayıflaması ve namazın terk edilmesidir. Çünkü insanı kötülükten alıkoyan ilk basamak namazdır. Eğer o zayi olursa günahlar peşinden gelir.
“Ama onlardan sonra öyle kötü bir nesil geldi ki, namazı terk ettiler ve şehvetlerinin ardına düştüler. Bunlar, helâk çukuruna düşerek yaptıkları bu azgınlıkların cezasını göreceklerdir.”[8]
Enes bin Malik radıyallahu anh şöyle dedi:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“İnsanlardan ilk kaldırılacak olan şey emanettir! İnsanlardan kaldırılacak olan en son şey ise, namazdır! Nice namaz kılanlar vardır ki, kendilerinde hiçbir hayır yoktur!”[9]
Namazın terki, şehvetin ortaya çıkması sonucunu doğurur. Bu da zinaların artmasına ve hatta eşcinselliğin normalleşmesine varabilir. Tıpkı günümüzde olduğu gibi. Burada kadına da erkeğe de düşen, şehvetlerine kurban olmamak, eşini olduğu gibi kabul edip evliliğiyle imtihan olduğunda kendinden daha zor durumda olanları düşünerek haline şükretmektir.
“Kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, haddi aşan azgın bir toplumsunuz.”[10]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün Hz. Fâtıma’ya uğramış, Hz. Ali’yi evde göremeyince, aralarında küçük bir anlaşmazlık olduğunu, bunun üzerine Hz. Ali’nin kızıp gittiğini öğrenmiş, onun Mescid-i Nebevide uyuduğunu haber alıp yanına gitmiş, Hz. Ali’nin toprağın üzerinde yattığını, hırkası açılıp vücudunun toprağa bulandığını görünce, toprakları eliyle temizleyerek ona “toprağın babası, toprağa bulanmış kimse” anlamında:
“Kalk, Ebu Turab! Kalk, Ebu Turab!” diye seslenmişti.[11]
Bak! Peygamberin kızı da damadı da tartışabiliyormuş. Evliliklerde esas olan hiç tartışmamak değil, tartışırken de tartıştıktan sonra da evlilik için iki tarafın da ne yapması gerekiyorsa onu yapmasıdır. Kısacası evlilikten beklentilerimiz yüksek olmamalı, eşlerin insan olduğu unutulmadan yapabileceğinin en iyisini yapan eşin, ideal eş olduğunu akıldan çıkarmadan, gerçekçi çözümlerle evliliğimizi güzelleştirme çabası vermeliyiz. Tabi ki iki taraflı olarak. Allah tüm Müslüman yuvalara selamet, huzur, mutluluk ve aklı selim lütfetsin.
[1]. Buhârî, Cuma 11, İstikraz 20, İtk 17, 19, Vasâya 9, Nikâh 81, 90, Ahkâm 1; Müslim, İmâre 20. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İmâre 1, 13; Tirmizi, Cihad 27
[2]. Nisa, 19
[3]. Müslim, Fedâil, 72
[4]. Müslim, Radâ 64; Nesâî, Nikah 15; Ahmed b. Hanbel, II/168
[5]. İbn Mâce, Nikâh, 50
[6]. Müslim, Zühd 9
[7]. Nisa, 27
[8]. Meryem, 59
[9]. Taberânî, Mucemu’s-Sağir, Taberânî, Mecma’u’l-Bahreyn 7/263, Albani Sahîhu’l-Cami’ 2/353
[10]. Araf, 81
[11]. Buhari, Edeb, bab: 113, hadis no:4