Türkiyeli Şehitler – Cihan Malay / 2025 Haziran / 151. Sayı
Metin Yüksel, 17 Temmuz 1958’de Bitlis’te dünyaya geldi. İslami bir ortamda büyüyen Metin Yüksel’in babası “Molla Sadreddin Hoca” olarak bilinen Sadreddin Yüksel, köydeki medresede öğrencilere hocalık yapan bir kişiydi. Metin, ilk İslami eğitimini babasından aldı.
Metin ve ailesi, 1965 yılında İstanbul’a göç ederek Fatih’e yerleşir.
Daha küçük yaşlarda İslam’ı kendisine dert etmiş biri olarak kardeşi Nedim ile birlikte çeşitli dini kitaplardan alıntı yaparak çocuklara anlattığı konuları daha sonra ‘Çeşitli Dini Bilgiler ve İslam Tarihi’ adıyla bir kitapçık haline getirir. Yine kardeşleri Müfit ve Nedim ile birlikte mahalleden ve okuldan arkadaşlarıyla birlikte ‘İslam Cemiyeti’ adını verdikleri bir grup oluşturur.
ŞAHSİYETİ
Metin Yüksel, mücadeleci kimliğinin yanı sıra son derece merhamet ve şefkat dolu bir yüreğe sahip bir şahsiyete sahipti. Yoksul, özürlü ve hasta insanlara karşı özel ilgi gösterirdi. Onlara yakacak ve yiyecek yardımı yapardı. Onu tanıyan arkadaşları, cebindeki tüm parasını yoksul insanlara dağıttığına defalarca şahit olmuştu.
Bunun yanında yoksullar için çok önemli bir ihtiyaç alanı olan sağlık alanında da çalışmalar yürütmüştür. Birçok arkadaşının “Bunu beceremezsin” sözlerine kulak asmayarak, haftanın iki günü ücretsiz hizmet veren sağlık dispanseri açmıştır.
Yakın bir arkadaşı anlatıyor: Bir gün para babalarından birisi bizimle özel bir konuda görüşmek istediğini söyledi ve kartını verip bizi yazıhanesine davet etti.
Bir arkadaşı şöyle bir olayını anlatır: “Metin, oldum olası para babalarından hoşlanmaz ve bunu belli ederdi. Bir gün birkaç arkadaşla birlikte o zaman şartlarına göre oldukça görkemli yere gittik. Adam, istediği seviyeye ulaştıktan sonra Müslümanlara yapmak istediği yardımlardan söz ederek bize de para yardımı yapmak istediğini ima etti. Ancak bir sorun vardı. Kendisi ile aynı işi yapan bir firma vardı ve bu firmanın susturulması gerekiyordu ve bu işte bize düşecekti. Metin adamın konuşmasını dinledikten sonra adama ne yapmamızı istiyorsun? Adam, pişkin pişkin, “Ne gerekiyorsa. Yakın, yıkın, vurun korkmayın arkanızda ben olacağım” diyordu.
Metin, “Tamam. Anlaştık, gerekeni yapacağız. Yalnız bir şartım olacak” dedi. Adam, “Hay hay emrin olur, Metinciğim” dedi. Metin, “Bütün bu işler esnasında senin oğlun filanca da bizimle birlikte olacak” dedi.
Adam şaşırdı, rengi kâğıt gibi beyazlaştı, kekelemeye başladı. Ama bizim oğlan bu işlerden anlamaz, gibi kem kümle konuşmaya başladı.
Metin sandalyesinden kalktı, adamın masasına doğru yürüdü, kravatından tuttu ve: “Hemşerim, bizim kiralık katil olduğumuzu kim söyledi. Biz Allah için, canımızı her yerde, her zaman koymaya hazırız, koymuşuz da. Ancak senin gibilerin çıkarları için kıpırdatacak kılımız bile yok. Hep birlikte kalktık, kapıyı çarpıp, adamı şok halde bıraktık.”[1]
Aynı arkadaşı şöyle bir olayını da anlatır: “Bir gün dernek gençleri, Fatih Camisi’ne o zamanki çıkan İslami gazete ve dergileri satmaya gittiler. Çocuklardan biri telaşla polis arkadaşlarımızı yakalayıp, Fatih Emniyet Amirliği’ne götürdü, dedi. Metin, ellerinde kalan dergileri aldı ve “Bizde yakalanalım” dedi. Birkaç arkadaş itiraz ederek, başka yollarla çocukları kurtaralım dedilerse de Metin “Eğer hemen gidip yakalanmazsak ve emniyete gitmezsek çocukları döverler, gözlerini korkuturlar. Çocukları karakolda kendi başlarına bırakamayız” dedi. Metinle birlikte, birkaç arkadaş emniyet amirliğinin önüne gittik. Metin, yoldan geçenlere yüksek sesle dergi satmaya başladı. Polisler dergi satmamaya zorladılar. Metin onlara yaptığı iş suç ise, beni tutuklayıp götürün, diyordu. Polisler bizi tanıdıklarını ve bize zarar vermek istemediklerini söylediler. Metin bunun üzerine polislere, dergi satarken yakaladıkları çocukları, serbest bırakmalarını söyledi. Aksi taktirde, ne olursa olsun buradan gitmeyecek ve dergi satmaya devam edecekti. Bu kararlılık karşısında, aciz kalan polisler, çocukları serbest bırakmak zorunda kaldılar.”[2]
Aynı arkadaşı şöyle bir olayını da anlatır: “Bir gün Kemal Akın denilen, ufak tefek çelimsiz biri bir sebeple hiddetle yanımıza gelerek, hakaretler yağdırmaya başladı ve Metin’e tokat attı. Bizler şok olmuştuk. Metin bizi sakinleştirdi ve oradan uzaklaştırdı. Şöyle dedi: “Şu Kemal’e bir tokat atsam yarısı boşa gider ama bir Müslümana nasıl elimi kaldırabilirim.”[3]
İSLAM YOLUNA ADANAN GENÇLİK
Metin henüz 19 yaşında dönemin İslami çalışmalarda adını duymaya başladığı Akıncılar Teşkilatı’nın şube açma iznini alır ve bazı arkadaşlarıyla birlikte Fatih Akıncılar Teşkilatı’nı kurar. Bu şube diğer şubelerden daha aktif bir özelliğe sahip olmuş, dünya Müslümanlarını ve yaşadıklarını Türkiye’deki Müslümanların gündemine taşımaya gayret göstermiştir.
“Hakk ve İslam’ı müdafaa etmek, en büyük ibadetlerdendir. “, “Hakkın ordularının saflarına katılın.” sözlerinin sahibi Metin Yüksel, 1976 yılında yayın hayatına başlayan ve özellikle Filipinler, Eritre, Keşmir, Filistin gibi İslami mücadelenin yoğun olarak yaşandığı bölgelerden resimli bilgi ve haberler veren Gölge Dergisi’ni; İstanbul’da insanların yoğun olarak bulunduğu çeşitli semtlerde, caddelerde ve duraklarda tanıtma çalışmaları yapardı. Bu tür çalışmaları zaman zaman Anadolu’ya geçerek Ankara, Konya, Sivas, Adıyaman vb. şehirlerde de yapardı.[4]
Fatih Akıncılar Derneği’nin halka dönük İslami tebliğ faaliyet yöntemlerinden birisi, Fatih Otobüs Durağı’nın arkasındaki PTT binasının duvarına seyyar olarak yerleştirilen, ‘Duvar Gazetesi’dir. Türkiye’de ve dünyada o hafta içinde gelişen olaylara ait fotoğrafların altına, İslami bir bakış açısı ile yorumlar yazılarak, halkın dikkatine sunulurdu. Bazen öyle olurdu ki, duvar gazetesinin önünde, saatlerce 10-15 kişi toplanır dakikalarca bu yazılanları ilgiyle okurlardı.[5]
Metin, İstanbul’da zor durumda kalan Müslümanların yardımlarına koşardı.
Kadıköy’ün Moda semtindeki Moda Camii’nin imamını, bölgedeki bazı insanlar, sabah ezanını hoparlör ile okumaması için tehdit etmişler. Bu haber Metin’e ulaşınca, hemen harekete geçti ve arkadaşlarına, “Toplanın sabah namazına Moda’ya gidiyoruz!” dedi. 30-40 kişi camiye gidildi.
Cami imamı ve cemaat bu kadar kalabalık gençliği görünce çok şaşırmışlardı. Namaz sonunda, imama ve cemaate niçin gelindiği, bu konunun halledilmesi için devamlı olarak kendilerine destek verileceği, kimsenin zarar vermemesi için gerekeni yapacağı anlatıldı. Acil durumlarda çağırabilmeleri için telefon numaraları verildi.
Cezaevlerinde bulunan Müslümanların ziyaretlerine gider, onların hal ve hatırlarını sorar, ihtiyaçlarını karşılamaya gayret gösterirdi. Onun en hoşlandığı ve manevi huzur bulduğu görevlerin başta geleni cezaevi ziyaretleriydi.
Konya’da, Selçuk Akıncılar Şubesi üyelerinin tutuklanıp cezaevine tıkıldıklarını duyunca, hemen Metin ile birlikte 4 kişi, Konya Cezaevi’ne giderek mağdur arkadaşlarını ziyaret etmişti.[6]
SALDIRILAR
Her dönemde devam eden İslami çalışmalar bazı dönemlerde şiddetli bir şekilde söndürülmeye çalışılmıştır. Metin de İslami çalışmalarda yaptığı hizmetlerle İslam’ın sesi olmaya gayret gösteriyordu. İşte bu sesi susturmak için fırsat kollayan Komünistler, 26 Ekim 1977 günü Darüşşafaka Lisesi’nin önünde Metin Yüksel ve 3 arkadaşı, 8 kişinin silahlı saldırısına uğrar. Silahı tutukluk yapan Metin Yüksel, bu saldırıda ikisi midesine, biri de dizine olmak üzere 3 kurşun yarası alır. Hemen Vakıf Guraba Hastanesi’ne kaldırılıp tedavisi yapılır. Bu 3 kurşundan 2’si çıkarılır, bir tanesiyse şehid olana kadar vücudunda dolaşmaya devam eder. Kendisini ara ara rahatsız etse de bu durumundan şikayetçi olmaz. Metin Yüksel artık davası uğruna yaralanmış bir gençtir.
Kendisine bu saldırıyı yapan kişiyi daha sonra Metin’in arkadaşları yakalayıp sert davranınca, müdahale eder ve bu kişiye şu nasihatlerde bulunur: “Bak, sizin uğruna mücadele ettiğinizi sandığınız şeyi, biz de savunuyoruz. İnsanların sömürülmesini, köleleştirilmesini istemiyoruz. İnsanların, insanlara kulluk etmesine, itiraz ediyoruz. Teşhis aynı, tedavi metotlarımız farklı. İslam, şefkat ve merhametle insanların birbirine yaklaşmalarını öğütler. Eğer biz bugün, silah taşımak zorunda kalıyor ve sizin gibi şer güçlerle savaşıyorsak; bize başka çare bırakmadığınızdandır. Oysa biz sizin gibi insanlarla konuşarak, dinimizi anlatmak istiyoruz. Şimdi git arkadaşlarına söyle, Müslümanlarla uğraşmasınlar. Yoksa Fatih’i size dar ederiz, bizi şiddet kullanmak zorunda bırakmayın, seni serbest bırakıyorum. Bu yaptığım şey de senin ve benim ideolojimin arasındaki fark.”[7]
CAMİ AVLUSUNDA GELEN ŞEHADET
Metin Yüksel, üç arkadaşı ile birlikte 25 Aralık 1978’de Ruslar tarafından işgal edilen Afganistan Cephesi’ne gitmeyi kararlaştırdı.
Türkiye’de öğrenim gören İranlı tıp talebesi Ali Ekber Mehdipur, 22 Şubat’ta İzmir’de yapacağı konferansta yaşanabilecek olumsuzlara karşı “Acele İzmir’e gelsin!” diye haber bırakınca, Metin ve dört arkadaşı otobüsle İzmir’e gitti. Konferans sırasında küçük bir tartışma çıktıysa da büyümeden sona erdi.
Konferans bitiminden sonra bir arkadaşı Metin’e “İstanbul’a gitmeyelim. Buradan Ankara’ya, oradan yurt dışına gideriz” dedi. Metin, “Yakup Abi ile Cuma namazında Fatih’de buluşacak, onun bize vereceği parayı alacaktık” dedi. Arkadaşı, “Yakup abi belki oraya gelmez bile. En iyisi biz Ankara’ya gidelim, ben Ankara’da para bulurum” dediyse de, Metin, “İstanbul’a gidelim, hem son bir defa daha görmüş oluruz” diyerek arkadaşının düşüncesini kabul etmek istemedi.
Metin ve arkadaşları, sabah İstanbul’a indikten sonra Vakıflar Yurdu’na geçtiler. Önceki akşam Nuh ismindeki arkadaşlarının ülkücüler tarafından silahla yaralandığını öğrendiler. Olay bize bu şekilde anlatıldı ve biz de olayın cereyan ediş şeklini bir de Nuh’tan dinleyince, Metin “Bu insanlar çok ileri gitmeye başladılar” diyerek tepkisini gösterdi. Ardından Cuma namazına kadar dinlenmeye çekildi. Sonra namaz için Fatih Camii’ne geçtiler.
23 Şubat 1979 Cuma…
Tarih bir kez daha, Tevhid mücadelesinin sancaktarlığını yapan yiğit bir gencin verdiği söze sâdık kalışını kaydediyor ve mücadelesini kendinden sonra gelenlere emanet ediyordu.
Metin Yüksel şehid olduğunda yanında bulunan Mehmet Ali Tekin’in anlatımından Metin Yüksel’in şehadetini dinleyelim:
“O gün cami avlusunda farklı tipteki insanlar Metin’in de dikkatini çekti. “Bu tip insanlar buralarda pek görünmezlerdi. Bugün burada bir şeyler yapılmak isteniyor galiba. Bunlar bir şeyler yapacaklar” diyerek kuşkusunu dile getirdi. Ülkücüler önlerinde Ali Bilir (Metin’in katillerinden biri) ile 25-30 kişi ile avluya geldi.
Namaz çıkışında Ali Bilir, Metin’e “Metin dur!” diye üç defa bağırdı. Metin; sağ elini cebinden çıkararak, -yanında herhangi bir şey olmadığını gösterircesine- boş bir şekilde öne doğru uzattı ve “Gelin konuşalım” dedi. Metin sözünü bitirir bitirmez, Ali Bilir ve yanındaki şahıs tabancalarını çekerek ateş etmeye başladılar. Vurulup yere düşünce, onu kurşunlamaya devam ettiler. Olay yerine gelen polislerin ardından silah sesleri yerini sessizliğe bıraktı.
Metin, vurulmuş yerde yatıyordu. Onu taksiyle hastaneye yetiştirmeye çalıştılar ancak hastanede yapılan müdahaleler de fayda etmemişti zira söylediği “tüm nesillere ve çağlara çağrı olan şehadet” onu bir cami avlusunda çoktan bulmuştu.
Onun şehadet özlemi hakkında şöyle bir olayı anlatılır: “1978-79’larda, haftalık Tevhid Dergisi’ni çıkardığımız dönemde, Metin de sık sık gelir ve ne zaman namaza duracak olsak, hemen o da katılırdı. Bir gün, kendisine, ‘Metin, ne o, bizim abdestimiz sürekli olarak alınmıştır!’ mı diyorsun?’ diye takıldığımda, ‘Abi, birgün bir kurşunla gideceğiz, onun için, hep hazırlıklı olmalıyım.’ demişti. Öyle de oldu.”[8]
Şehid Metin Yüksel, pazar günü Fatih Camii’nde Türkiye’nin dört bir yanından gelen 50.000 Müslümanın katıldığı cenaze namazından sonra Edirnekapı’daki Necatibey Şehidliği’ne defnedildi.
Baş ucundaki mezar taşına Arapça yazılan dörtlüğün Türkçeye çevirisi şöyledir;
“Ya Rab! Ruhum, konuk olarak sana geldi
Sen afv-u mağfiretini ona ikram buyur.
Ruhum azabından korktuğu gibi rahmetinden de ümitlidir
Sen, onu hayal kırıklığına uğratma.”
Babası Molla Sadreddin Yüksel, oğlunun nâşı başında şöyle bir konuşma yaptı:
“Aziz Müslümanlar!
Gerek zamanımızın darlığı ve gerekse içinde bulunduğumuz gayr-i müsait şartları göz önünde bulundurarak; sadece iki hususa, kısaca temas etmek istiyorum:
Birincisi, dünyadaki umum Müslümanları ilgilendiren ve Kur’an-ı Azimüşşan’da da yer alan bir çağrıdır ki, ben onu tekrarlayacağım. Çağrı şu: “Ey iman edenler! Düşman bir cemaatle karşılaştığınız zaman, sebat gösterin, kaçmayın… Sabredin. Çünkü Allah yardımı ve zaferi ile, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 45-46)
Muhterem Müslümanlar!
Her şeyimizi, hatta imanlı gençlerimizin kıymetli hayatlarını, bu gibi hunharca cinayetlerden korumak için birleşmemiz şarttır ve elzemdir.
İkinci hususa gelince: Masum ve haddi zatında Cihanşümul İslam davasından başka hiçbir davası ve fikri bulunmayan evladım Metin Yüksel’i öldüren sapık zihniyeti, herhalde sırası gelmişken aziz Müslümanlara ifşa etmek, yerinde bir hareket olur. Evet, gerçekten İslam şuuru ile bezenmiş, bu imanlı genci hunharca şehid eden zihniyet, maalesef ve maalesef kavmiyetçilik ve ırkçılık zihniyetidir ki; bu zihniyete sahip olan kimseler, bizzat Hazret-i Fahr-ı risalet tarafından, İslam camiasının dışında gösterilmişlerdir. Efendimiz buyuruyorlar ki: “Halkı kavmiyetçiliğe, ırkçılık fikrine çağıran, bizden değildir. Kavmiyetçilik uğrunda savaşan, bizden değildir. Kavmiyetçilik için ölen de bizden değildir.”[9]
Dikkat buyurun, Hazreti Peygamber, böyleleri -ırkçıları- İslam camiasının dışına atıyor. Ve onları, o kudsi camiaya kabul etmiyor. Artık kimin haddine düşmüştür ki, onları mezkûr camianın içine kabul etsin.
Evet, kavmiyetçilik fikri, ırkçılık fikri, nereden gelirse gelsin, kimler tarafından kabul edilirse edilsin, parçalayıcıdır, bölücüdür. Ayrı ayrı ırklara mensup Müslümanları, birbirine düşürmektedir. İslam ise, toplayıcıdır, birleştiricidir.
Aşağıdaki hadis-i şerif, ırkçılık damarı ile, kendi ırkına mensûb olan gayr-i Müslimleri bile, ırkına mensup olmayan Müslümanlara, bin defa tercih eden kimselerin, yüzlerine bin defa şamar vurmaktadır. İşte bugün Hz. Peygamberin şiddetle ve nefretle reddettiği melûn zihniyetin temsilcileri, imanlı evlatlarımızı öldürmeye başlamışlardır. Mezkûr hadis şöyledir: “Ben, her takva sahibi mü’minin kardeşiyim. Habeşistanlı bir köle olsa bile. Ve mümin olmayan, her şakiden de uzağım. Kureyş Kabilesi’nden bir lider de olsa -akrabam da olsa-.”
Muhterem cemaat! Bu münasebetle söylediklerim, bundan ibarettir.”
Akıncılar Derneği Genel Başkanı Mehmet Tellioğlu basın toplantısında özetle şöyle konuştu:
“Unutulmasın ki, biz Allah’ın nizamı uğrunda milyonlarca şehid verdik. Gerekirse, milyonlarca şehid daha vermeye hazırız. Şehidler, mücadele bayrağımızı yükseltenlerdir.
Metin Yükseller şehid edilmekle mücadelemiz söndürülemez! Eğer bugün için susuyorsak, zannedilmesin ki korktuğumuzdandır. Allah’ın izniyle, volkan gibi öyle püsküreceğiz ki, lavlarımızın altında hiçbir münafık palikarya duramayacaktır.”[10]
MTTB Genel Başkanı’nın Açıklaması
Olayın camiden çıkarken olması ayrıca üzerinde durulacak bir durumdur. Bütün bunlar aslında İslam’a yapılan hücumlardır, saldırılardır. Bunları yapan âdi, insanlık dışı canileri şiddetle ve nefretle kınıyoruz. Zorla, öldürme ile, baskı ile hiçbir fikir önlenemez. İslam dinine inananlar ise, hiç susturulamaz. Bilakis onları daha da kamçılar.”
Cemil Yıldız ile Yapılan Metin Yüksel Söyleşisi
Metin, şehadetinden bir buçuk iki ay öncesi Fatih Akıncılarını kısa bir süre bırakmış ve Anadolu’ya geçmişti. Anadolu’da Müslümanları bir araya getirmeyi istemişti. Bunu, Anadolu’daki Müslümanları bilinçlendirmek düşüncesiyle yapmıştı. Anadolu’daki İslami çalışmalar için bizim şu an bile düşünemediğimiz, çok güzel planları vardı. Çok iyi hatırlıyorum, döndükten sonra, Vakıflar Yurdu’nda kalan arkadaşları toplamış ve Anadolu’daki Müslümanların cemaatleşmesi, belli bir yapıya gelmesi ve İstanbul’daki Müslümanlarla entegrasyonunun sağlanması noktasındaki düşüncelerini anlatmıştı. Bu noktada bölgede bir radyo kurmayı düşünüyordu. Gene o dönemde çıkan Şura Gazetesi’nden daha kapsamlı ve yurt dışındaki Müslümanlara da seslenebilecek bir gazete, dergi düşünüyordu.[11]
YAZDIĞI ŞİİRLERDEN SEÇMELER
“Sen Eritre’desin çocuk, sen Moro’da
Sen yıllarca zulmedilensin Azerbaycan’da, Kırım’da
Kan denizinde boğulansın Ortadoğu’da
Mahzunsun Kıbrıs’ta İran’da
Çığlık içimde düğüm, çığlık gözümde yaş
Yitik bir manadır verdiğim savaş.
Bekle Çocuk! Uzanıyor namluya öpülesi eller
Geliyor! Can pahası, kan pahası
İnsanca yaşamak isteyen ve yaşatmak isteyenler.”
———————–
KAYNAKLAR
Müfit Yüksel, 23 Şubat 1979, Yeni Şafak Gazetesi, 24 Şub 2013.
Mehmet Ali Tekin, Şehid Metin Yüksel Kardelenlerin Kan Kırmızı Açtığı Gün, 3.Baskı, İstanbul-2008.
Cihan Malay, Tarihe İz Bırakan Öncü Şahsiyetler, Nebevi Hayat Yayınları, Mart-2019.
[1]. Mehmet Ali Tekin, Şehid Metin Yüksel Kardelenlerin Kan Kırmızı Açtığı Gün, 3.Baskı, İstanbul-2008, s.131.
[2]. Mehmet Ali Tekin, Age, s.136.
[3]. Mehmet Ali Tekin, Age, s.138-139.
[4]. Mehmet Ali Tekin, Age, s.11-14.
[5]. Mehmet Ali Tekin, Age, s.18-21.
[6]. Mehmet Ali Tekin, Age, s.26-28.
[7]. Mehmet Ali Tekin, Age, s.133-134.
[8]. Selahaddin Eş, Hep, ‘Alimin ölümü, âlemin ölümü gibidir!’ deriz de…, Haksöz Dergisi, Ocak-Şubat 2005, Sayı:166-167.
[9]. Ebu Davud.
[10]. Yenidevir Gazetesi, 25 Şubat 1979
[11]. Müslüman Genç Dergisi, Şubat 1991, Sayı: 2 s.26