Helal Bahçesinin Meyveleri

Serbest Köşe – Derya Fıçıcı / 2025 Kasım / 156. Sayı

Onlara şöyle söyle: “Size bunlardan daha güzelini haber vereyim mi? Takvâ sahiplerine Rableri katında altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve hepsinden öte Allah’ın rızâsı vardır. Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.” (Âl-i İmran, 15)

Allah azze ve celle haramlara karşı sabrı kuşanıp nefsini helal daire içerisinde koruyan, gözünü dünyaya değil cennet nimetlerine dikip, içi içine sığmadan Rabbine kavuşmayı bekleyen kullarına hazırladığı nimetleri, Kur’an’ın birçok ayetinde zikrederek cennet yolcularının yolunu bu güzel ayetlerle süsleyip, onları yüksek cennetlere davet etmektedir.

“Allah mü’min erkek ve mü’min kadınlara altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel ve hoş meskenler va’detmektedir. Allah’ın hoşnutluğu ise hepsinden daha büyüktür. İşte en büyük başarı ve kurtuluş budur.” (Tevbe, 72)

Rabbimizin katından inen bu ayetlerin nüzuluna şahitlik eden nesil! Kimi zaman geceleri uykusuz geçirdi kimi zaman yüksek cennetler için birbirleriyle yarıştılar. Gökyüzünün beyaz bulutları bile pas tutmuştu gözlerinde. Değil mi ki dünyaya ait ne varsa bir gün göçüp gidecekti…

Evet, yüreğinin tam ortasından arşa bağlanmış bu neslin dünyası nasıldı? Takva ile kuşanmış bu hayatların dünyasında neler vardı? Saadet asrı denmesinin sebebi neydi bu döneme?

Yiyecek ve içeceklerin bol bol, çeşit çeşit olması mıydı? Elbiseleri, fistanları kat kat mıydı, bu sebepten mi saadet asrı demiştik?

Değildi elbet. Açlıktan bellerinin büküldüğü, namaza takatlerinin olmadığını okumuştuk kitaplardan. Hurma yemekten midelerinin kavrulduğunu, geniş imkanlara sahip olduklarında dahi onlardan yüz çevirdiklerini, dünyaya karşı zühd sahibi olduklarını öğrendik.

Zaten dünya nimetlerinin çok olması saadet asrına sebep olsaydı en saadetli asır şu günler, şu zaman olmaz mıydı?

Sofraların önümüzde dolup taştığı, elbiselerimizin çeşit çeşit olduğu şu günlerde huzura ve mutluluğa ne kadar da hasretiz oysa ki. Tozlu kaldırımların gamdan, kederden yıkanmaya ne çok ihtiyacı var!..

Onlar helal bahçesinin meyvelerini devşirdiler. Bizler ise haram çukurlarının karanlığında kaldık. Helal dairesinin mükafatı sadece yüksek cennetler değildi. Her helal cennetin dünyadaki gölgesi, her haram ise cehennemin dünyaya yansıyan harı (ateş) idi.

Helalin değdiği yerlere bir gezinti yapalım, cennetin gölgesini görecek miyiz bakalım. Bir çift düşünelim ki hayatlarını Allah azze ve celle’nin rızasıyla onun ölçülerinde birleştirmiş bu çift tarafından, tertemiz bir yol yürüyerek, gözlerini haramdan koruyarak, tamamen Rabbinin rızasını gözeterek kurulmuş bu yuvayı ziyaret edelim.

Allah’ın rahmetini üzerlerine çeken bu iki kişinin yuvasında neler görebiliriz? Allah’ın gönül evlerine yerleştirdiği ülfeti görebiliriz. Secde izlerini, şükrün, hamdın lezzetini, bereketini görebiliriz.

Bu evin ışıkları nur; ikramı takva, yaygısı ise zühddür.

Bu evin kazancında asla haram yoktur. Ne faiz ne kumar ne şans oyunları ne içki. Alın teriyle kazanılmış tertemiz rızıktan başkası girmez bu eve. Çirkin işlerden korunmuş iffet ve haya bu evin süsüdür.

İşte bunlar helal bahçesinin meyveleridir ve daha niceleri…

Düşün ki bu evlerden meydana gelmiş bir belde, bu beldelerden meydana gelmiş bir ülke!.. Allah azze ve celle’nin dini, onu bize öğreten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yolu iki cihan saadetidir. Hem ahiretimizi hem dünyamızı güzelleştirir.

Ne zaman helal bahçesinden uzaklaşır, işte o zaman büyük avizelerle, spot ışıkları ile aydınlatılmış evler her şeye rağmen karanlıklar içinde kalır.

Eşyaları altından, gümüşten, yakuttan olsa da huzur yoktur bu evlerde. İpek atlastan yaygılar, billur kaplar olsa da ne yiyeceğinin ne içeceğinin tadı yoktur.

Faizin karanlığı, içki, kumar, zina gibi haramların şerri bulaşmış Allah azze ve celle’nin gazabını çekme pahasına yapılan kötü ameller kalpleri karartmış ve içinde kin, nefret, öfkeden başka hiçbir şey barındırmaz.

Bu evlerden oluşmuş bir belde düşünün onca sokak lambalarına rağmen karanlıktadır. Çığlıklar, feryatlar, öfke nöbetleri, travmalar…

Uzaktan bakarsın lambalar şehrine ve düşünürsün yanan ışıkların ardında hangi acılar var diye… İnsanlığın damarlarına zerk edilen bu zehir ancak Allah azze ve celle’nin katından gelen nur ile aydınlanır. Allah azze ve celle’nin kitabı ve onun Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in yoluyla!..

“Allah göklerin ve yerin nûrudur. Onun nûrunun misali, içinde kandil bulunan bir kandilliktir. Kandil bir cam içindedir, cam inciyi andıran bir yıldızdır; (bu kandil) doğuya da batıya da ait olmayan, yağı neredeyse ateş dokunmasa bile ışık veren mübarek bir zeytin ağacından yakılır.” (Nur, 35)

Allah dilediği kimseleri bu nura iletir, kalplerini açıp onu görenleri bu nur ile buluşturur. Çünkü bu nur yerleri ve gökleri kaplamıştır. Bu nur hiç kesilmez, sınırlandırılamaz. Bir kalp ne zaman bu nura kavuşmak isterse onu görür.

Selam ve dua ile.