Türkiyeli Şehidler – Cihan Malay / 2025 Kasım / 156. Sayı
HAYATI
1971 Sivas doğumlu olan Metin, ilkokul ve İmam-Hatip lisesini Sivas’ta okuduktan sonra çeşitli yerlerde işçi olarak çalışır.
Şehadetinden iki yıl önce (1993) kaçak yollarla Fransa’ya çalışmaya gider. Orada istediği işi bulamayınca, Almanya’ya geçer. Almanya’da bir camide müezzinlik yapmaya başlar. O, 8 yaşından itibaren namazlarını kılardı. Gençliği, şehadetine kadar tam bir İslami şuur ve düşüncede geçti. Aynı zamanda çok iyi bir davetçiydi. Kur’an ve Sünneti çok okurdu. Öğrendiği bilgiyi etrafındakilere aktarırdı.
Devamlı şunu derdi: “Rabbimden üç isteğim vardı. İkisi kabul edildi. Birini de bekliyorum.
İlki, saliha bir eşti. Rabbim böyle bir evliliği nasip etti. Bu evliliği Mücahit ve Furkan isimli iki oğlumla süsledi.
İkincisi, ailemle birlikte hac yapmaktı. Rabbim bunu da kabul etti.
Üçüncüsü ise gençliğimden beri ve son olarak hac da Uhud Şehitliği’nde Hz. Hamza ve Musab b. Umeyr’in kabri başında ettiği dua. Rabbimin razı olacağı ve Firdevsler’de ağırlayacağı şehadet.”
Türkiye’ye dönüp annesi, babası ve hanımını hacca götürdüğünde babası felçli olduğu için onu sırtında tavaf ettirir. Annesine şehid olması için bıkmadan usanmadan dua etmesini ister.
Sonrasında tekrar Almanya’ya döner. Bosna’ya geçmeden önce Almanya’da bir rüya görür. Şehid olacağını ve hanımının başka biriyle evlendiğini görür. Hanımını ve henüz dört ve iki yaşında olan çocuklarını kayınbabasına bırakır.
Almanya’da müezzinlik yaptığı cami cemaatinden Bosna’ya yardım götüren insanlar vardı. Onlarla tanıştı, Bosna cihadı hakkında bilgi aldı ve yıllardır içindeki boşluğun bu olduğunu, Allah için mal ve canla çalışmak olduğunu anladı. 1995 yılında 23 yaşında Bosna cihadına katılmaya karar verdi.
BOSNA’DA
Bir süre Suriye’de Arapça eğitimi alan Metin, bu Arapçasını Bosna’daki Araplarla iyice geliştirir. Bosna’ya geldiğinde bir ay kadar eğitim alır. Arapça, İngilizce ve Fransızcayı iyi bildiğinden diğer mücahitlerle hemen kaynaşır ve Türk mücahitlerle diğer mücahitler arasında köprü olur.
Bosna’daki Arap mücahidlere şehid tahtında isimli marşı sık sık söyler. Onlarda artık şehid tahtında isimli marşı çok severler ve Abdulmetin’i görünce akıllarına şehid gelir.
1995 yılı mayıs ayında yapılan birinci operasyona katıldı. Geri dönerken mücahitlerin kazanmış olduğu zafere sevinip gülemiyor, şehadet fırsatını kaçırdığından dolayı ağlıyordu.
Daha sonra temmuz ayında yapılacak olan ikinci operasyona hazırlanmaya başladı. Operasyondan bir hafta önce mücahitler seçildi. Abdulmetin’de bunların içindeydi. Fakat yeri gerilerdeydi. Bunu şehadetine bir engel olarak görerek itiraz ediyor ve en ön safta olmayı istiyordu. Ancak her şey belirlenmiş, görev taksimi tamamlanmıştı.
23 Temmuz 1995’te ikinci operasyon başladı. Operasyonun ilk saatlerinde iki kaşının arasına aldığı bir kurşunla yıllardır beklediği, özlemini duyduğu cennetlere uçtu.
BİR ARKADAŞI ŞEHİD OLDUĞU GÜNÜ ANLATIYOR
Osman (Bilal) Karakuş anlatıyor:
“Abdulmetin abi cepheye gidip geliyor. Bizim kamptaki emirliğimizi yapıyor.
Bir hafta içinde bizim mücahidlerin operasyonu olacakmış. Abdulmetin abi de gitmek istiyor. Bizse gitme bizimle kal, eğitimi bitirip beraber gidelim diyoruz. Abdulmetin abi sık sık rüyasında şunları görüyormuş: “Sen neden hala eğitim yerinde bekliyorsun.” Yani “cepheye gel senin şehadet düğünün yakın” der gibicesine. Gerçekten yaşayan bir şehid gibi Abdulmetin abi.
Cepheye Abdulmetin abiyi, Yusuf ve Musa’yı gönderdik. Dün kuşluk vakti yolcu etmiştik. Tekbirlerle arkadaşları cepheye gönderdik.
Ben yaralı olduğum için hastaneye gittim.
Hastanede bizim Türklerden üç kişide yaralı yatıyor. Birisi sağ dirseğinden vurulmuş. Diğeri sağ diz kapağının altından, diğeri ise sağ ayağını mayına basarak kaybetmiş. Ama hiç üzülmüyorlar, aksine bizlerden daha mutlular.
Hastane dönüşünde aracımızı Arap komutanlardan birisi durdurdu. Abdulmetin abinin şehid olduğunu söyledi. “Allahu Ekber” diyerek hem seviniyor hem de buruk buruk ağlıyordum.
Abdulmetin abiyi ve diğerlerini o kadar çok seviyorduk ki bu ayrılık bana çok acı geldi. Allah şehadetlerini kabul etsin. Beklediği şehadet geldi. İnşallah bizlerde sizin kervanınıza katılacağız.
Abdulmetin, Yusuf, Şamil ve Musa’da Rablerine kavuştular. Bunlar dünyevi ticareti bırakıp ticaretin hası olan Allah celle celaluhu ile yapılan ticareti tercih ettiler. Ve kazananlardan oldular.
Şehid tahtında isimli parçayı çok severdi, şu anda inşaallah şehid tahtında Rabbe gülümsüyordur.”
Şehadeti nasıl oldu?
“Operasyon 21 Temmuz 1995 Cuma sabahı saat 4.30’da başlar. Abdulmetin abi düşmana henüz 10 kurşun atmış daha fazlasını atamadan mitralyözden (makineli tüfekten) gelen bir kurşun kaşlarının ortasına değer ve artık Abdulmetin abi şehittir.
Operasyon bittikten sonra Abdulmetin abi bulunamaz. İki mücahid kayıptır. Birisi Yemenli diğeri Abdulmetin. Abdulmetin abiyi dört gün sonra vurulduğu mekândan 30 metre aşağıda bulurlar. Dağın tepesine doğru çıkarken ecel onu yolda yakalar. Sırpların leşleri vurulduktan bir saat sonra leş gibi kokmaya başlamasına rağmen Abdulmetin abi 4 gün sonra bulunur ama hala yeni vurulmuş gibi.
Operasyona 10 dakika kala kolundaki saatine bakar. Saatinin durduğunu söyler arkadaşları da “sen gidicisin” derler, o da şöyle seslenir arkadaşlarına: “10 dakika sonra kimilerimiz Rabbimize kavuşacak, kimilerimizde dünya sürgününe devam edecek.”
Şehadet tarihi 21 Temmuz 1995 Cuma Sabah Saat: 4.30.”
VASİYETİ
“Şehadetimle dostlar üzülmesin. Abdulmetin öldü demesinler. Gençti yazık oldu, gitmeseydi ölmezdi, demesinler. Çünkü Allah yolunda canlarını verenlere ölü denmez. Bakara ve Âl-i İmran sûrelerindeki ilgili ayetleri okuyun, tefsirlerini araştırın. Bunun için dostlarım sevinsinler. Üzülmesinler. Bana üzülmekten çok kendi akıbetlerinin nasıl olacağını düşünsünler.
Allah düşmanları ve benim düşmanlarıma gelince, Abdulmetin öldü diye sevinmesinler. Bir Abdulmetin ölür, Rabbim 5 Abdulmetin’i cihadda diriltir.”
Onun bir arkadaşı anlatıyor: “Allah onun bu sözünü dua olarak kabul etti ki şehid olduğu gün Türkiye’den 5 yeni mücahit gelmişti.”
ŞEHADETİNDEN BİR HAFTA ÖNCESİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
Kardeşlerim! Önce Allah Teâlâ’ya dua ediyorum: “Rabbim! Benim ve bütün mücahitlerin ayaklarını sabit kılsın. Bizlere ihlas nasip eylesin. Yalnız ve yalnız kendi rızası, adının yücelmesi için savaşmayı ve o yolda ayaklarımızı sabit kılmayı nasip eylesin. En sonunda bu yoldayken, yolunda cihad ederken bizleri katına şehid olarak almayı nasip eylesin.
Değerli kardeşlerim! Şehadet ne demek? Şehadet deyip geçmeyin. Eğer bizler şu ortamda, fitnenin ayyuka çıktığı şu zamanda şehid olamazsak, şehid olarak ölmezsek yani Allah yolunda cihad ederken ölmezsek, bilemiyorum nasıl hesap vereceğiz?
Kabre, kabrin fitnesine nasıl dayanacağız? O kadar uzun hesaplara nasıl dayanacağız? Bilemiyorum. Rabbim kardeşlerime nasip ettiği gibi bana ve kardeşlerime şehadeti nasip etsin.
Şehadet deyip geçmeyin, kardeşlerim! Şehadet ne demek? Ne diyor Efendimiz, “Şehidin şehadeti sırasında kendisinden akan ilk kan damlasında, Rabbu’l-âlemin o kanını, canını kendi yoluna adadığı için bütün günahlarını siliyor. Kul hakkı hariç. Bütün günahlarını siliyor. Kabir fitnesinden emin kılıyor.”
“(Sakın ha sakın) Allah yolunda öldürülenleri (şehitleri) ölü olarak hesap etmeyin (onlar ölmemiştir). Hayır, onlar diridirler ve Rableri katında rızıklandırılmaktadır.
Kendilerinden sonra gelenlere hiçbir korku ve hüznün olmadığını müjdelerler.” (Âl-i İmran, 169-170)
Şehadet böyle bir şey. Daha tatmadık. Allah bize onu tatmayı nasip etsin.
Rabbim beni bu dünyadan şehid olarak alsın. Başka türlü ölüm nasip eylemesin.
Yatakta ölmeyi unutun, unutun! Hesap zor, kabir zor, mahşer zor. Ama şehide… Şehide kabir fitnesi yok, onlar kıyâmet gününe kadar, mahşere kadar özel bir yerde cennette yaşıyor. Mahşer gününde Rabbimiz onların başına bir taç takacak, herkesin sıcakta terlediği bir yerde şehitlere hazırlanmış koltuklarında rahat rahat oturuyor, yetmiş akrabasına şefaat, yetmiş iki hûri nasip ediyor Allah Teâlâ. Şehid ve mücahit hanımları üzülmesinler. Allah Teâlâ, cennete gidecek mücahidin hanımını hûrilerin prensesi yapıyor. Şehitlik böyle bir duygu.
İnsan bin defa ölmeyecek… Bir defa ölecek. Şu dünyada ölümlerin en güzeli, ulaşılabilecek en yüce nokta, şehadet mertebesine kavuşmaktır.
Rabbim şehadeti bizlere nasip eylesin. Şehitlik kadar güzel bir şey yok.
Kardeşlerim! Sizlere tavsiyem, ne yapın edin cihadın tadını, izzetini, bereketini, lezzetini, şevkini, aşkını tatmadan bu dünyadan göçmeyin. Sakın ha sakın, yataklarınızda ölmeyi hayal etmeyin. Namazlarınızda, ibadetlerinizde Allah’a dua edin ve deyin ki: “Ya Rabbi! Benim canımı şehid olarak al.”
Ve şehadete hazırlanın kardeşlerim! Kendinizi hazırlayın. Gerek spor yapın, kondisyonlu olun. Ruhunuzu hazırlayın. Hatunları alıştırın. Bacılarıma da tavsiyem, bir şehid hanımı olmayı arzu etsinler.
Hazırlanın, bu asır İslam’ın asrı olacaktır. Bu asır -Allah’ın izniyle- Allah’ın nurunu söndürmek isteyen kâfirlerin sonu olacaktır. Müslümanların dünyaya hâkim olacağı ve İslam’ın yeryüzüne yayılacağı güzel bir asır olacaktır.
Bediüzzaman diyor ki: “Üzülmeyin! Şu istikbal inkılabı içerisinde en gür sadâ İslam’ın olacaktır.” Bu görünüyor. Çeçen cephesi, Bosna cephesi, Filistin cephesi, Filipin cephesi… Her geçen gün cepheler artıyor.
Bu asırda yaşayacak mücahidler, Müslümanlar, sakın ha sakın yatakta ölerek cennet hayalleri kurmasınlar.
“Yoksa, Allah içinizden cihad edenleri ortaya çıkarmadan ve sabredenleri belirlemeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz?” (Âl-i İmran, 142)
Benzetmede hata yoktur. Cennetin vizesi, cihaddır. Hayat, iman ve cihad boşuna denilmemiş.
Yatakta ölmeyi unutacağız. Bakın şu ayet-i kerimede Rabbimiz bizleri nasıl uyarıyor:
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu (kıyameti) gerçekleştirinceye kadar bekleyin. Allah günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez.” (Tevbe, 24)










