Fotoğrafın Dili; Sudan

Fotoğrafların Dili – İmran Kılıç Sevim / 2026 Şubat / 159. Sayı

Esselamü aleyküm ve rahmetullah.Hamd alemlerin Rabbi, Hakim’i, Melik’i, İlah’ı olan Allah’a azze ve celle, O’nun selamı tüm Nebi’lerin, Rasûl’lerin, ulemanın ve alem-i İslam’ın üzerine olsun. “Fotoğrafın Dili” başlıklı yazımızda bu defa Sudan’da sadece açlığa değil akbabalara yem olmaya terk edilmiş bir çocuğumuzdan bahsedeceğim. Rabbim muvaffak kılsın. Dilimizdeki düğümleri çözsün, sözümüzü anlaşılır, kalplere dokundurtsun.

Merhaba! Ben… Benn… Doğrusu ismimi bilmiyorum. Birinin beni çağırmayalı o kadar zaman oldu ki; ismimi, konuşmayı, dimdik ayakta durabilmeyi unuttum. Çünkü uzun zamandır kıtlıkla mücadele ediyoruz. Kardeşlerim, arkadaşlarım… Herkes bir bir yok oldu. Ta ki bir 1993 sabahına kadar… O gün diğerlerinden bambaşka bir gündü. İçime bir umut doğmuştu. Duyduğuma göre Birleşmiş Milletlere ait insani yardım gemisi buraya, Sudan’a geliyordu. Uzun süredir ne bir yudum su içebildim ne de bir lokma yemek bulabildim. Yerdeki kurumuş otlardan başka boğazımdan bir şey geçmemişti. Ailemden sağ kalanlarında benden kalır yanı yoktu. Açlıktan yürüyemiyorlar zoraki hareket ediyorlardı.

Ailemle sürünerek de olsa Birleşmiş Milletler Kampı’na yaklaşmıştık. Benim hemen hemen 800 metre kadar bir mesafem kalmıştı. O kadar aç ve yorgundum ki artık sürünmeye dahi mecalim kalmamıştı. Ailem beni geride bırakarak kampa doğru ilerlemeye çalışıyordu. Kocaman arabalar ve ağabeyler görüyordum. İşte! Dedim. İşte beni kurtaracak adam. Şimdi bana birkaç lokma ekmek verir diye düşündüm. Aniden abinin yüz hatları donuklaştı ve korkmaya başladı. Arkamda duran ve beni yemek için bekleyen akbabayı görmüş olmalı. Tüm kalbimle dua ettim. Acı çekerek paramparça olmak istemiyordum. Belki de açlıktan ölmek daha az acı verirdi insana. Kıtlıktan ve yeteri kadar beslenememekten dolayı herhangi bir hastalık riskine karşı bize dokunmuyorlardı. En azından akbabayı başımdan savurur diye tahmin etmiştim. O sırada abinin ismini duydum. Kevin. Kevin Carter. Arkadaşları ona böyle sesleniyordu.

Çantasını kurcalamaya başlamıştı Kevin abi. Evet bana bir lokma ekmek atacaktı. Tıpkı zengin insanların kedi beslediği gibi. Tırmalamasın, hastalığı bulaşmasın diye uzaktan bir lokma ekmek fırlatır gibi… Ben heyecanla beklerken şaşkınlığım daha da arttı. Çantasından çıkardığı şey çok farklı, daha önce hiç görmediğim türden bir şeydi. Yenildiğini zannetmiyorum. Hayal kırıklığına uğramıştım. O sırada elinde tuttuğu aletten bir yerlere dokundu ve “Çok güzel bir fotoğraf oldu” dedi. Ne olduğunu anlamadım. Galiba o akbabaları kaçırmak için bir şeydi. Kevin abi alete dokununca akbaba korkmuş ve uçmuştu. Daha sonra hızla uzaklaştı yanımdan. Ben yine aynı çaresizliğin, açlık ve kıtlığın içinde bocalamaya devam etmek zorundaydım. Keşke. Keşke beni kampa kadar götürseydi…

Bu olaydan sonra yaşadım mı? Öldüm mü kimse merak etmedi. Öğrendim ki sadece fotoğrafım çekilmiş. Benim nasibime kıtlık ve sefalet düşerken kendisinden medet umduğum, resmimi çeken Kevin abiye ödüller verilmiş. Üstelik benim en zorda olduğum anı kullanarak. Üzülmüştüm. Hem de çok. Bana yardım etmediği için kendisine kızanlara “Ben yardım görevlisi değilim” demişti. Yardım görevlisi değildi. Evet. Ama bir insandı. Vicdanı olduğunu düşündüğüm bir insan.

Tam 1 yıl geçmişti aradan. 1994’ün Temmuz ayıydı. Kevin abi sürekli tepki almış bana yardım etmediği için. Depresyona girmiş. Dediler ki egzoz gazı verdiği kamyonetin içinde intihar etmiş. Bir de not bırakmış geriye “Eğer yeteri kadar şanslıysam yanına geliyorum” diye. Oysa ikimizin hayatı çok farklıydı. Onun karnı tok, bense küçücük bedenimle kıtlıkla mücadele ediyordum. Onun her şeyi var, benimse sadece Rabbim! Egzoz gazıyla ölmüş. Ne tuhaf. Bizim de kıtlığa mahkûm edilmemiz bu yüzden değil miydi? Petrol için iç savaş çıkması, ülkenin bölünmesi… Demek ki bu madenler öldürüyordu insanı ya da bunlar uğruna öldürülüyordu insanlar. Suçlu-suçsuz, mazlum-zalim, zengin-yoksul demeden. Kevin abi ölmüştü artık. Ve bende son nefesimi vermek üzereydim. Ona küsmemiş, ah etmemiştim. Ama onun dokunmaktan bile uzak durup ölüme terk ettiği bu çocuğun da hesabını soracak bir Rabbi vardı. O el-Adl (Çok adil)’dir. Bir ses duyuldu ardımızdan “O çocuk ölmüş olsa bile bu çekilen fotoğraf onun gibi yüz binlercesini kurtarmıştır.”

İsmi dahi bilinmeyen, ölüme terk edilmiş, ardında sadece bir fotoğraf kalmış tüm çocuklarımızın anısına…