Nebevi Aile – Halime Yılmaz / 2025 Kasım / 156. Sayı
17. Eşine Özel Vakit Ayır:
Hamd, alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salat ve selam Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’ e, onun ailesi ve ashabına olsun. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, hidayeti ve inayeti tüm Müslüman kardeşlerimin üzerine olsun.
Kadın olsun erkek olsun insan kendisinin “özel” olduğunu hissetmekten hoşlanır. İnsan hangi meslekte olursa olsun, hangi makama sahip olursa olsun bu istek hiçbir zaman bitmez. Çünkü insan, kendisini özel hissettiği yerle gerçek bir bağ kurar ve kendisini oraya ait hisseder. Aksi takdirde bağlar zayıflar.
Bu özel olma isteği sahabede de vardı. Bizde de var. Bunu inkâr eden, fıtratını inkâr eder.
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem meclisinde bulunan her bir kimseye ikram ve hürmet gösterirdi; öyle ki herkes onun kendisine en çok değer verdiğini zannederdi.”[1]
İnsan, kadın veya erkek olsun bu özel ilgi ihtiyacını sosyal çevresinde karşılama isteğine sahip olduğu gibi evinde de bu isteğe sahiptir. Hatta evinde ve özellikle eşinden böyle bir ilgi görme ihtiyacı daha fazladır. Erkekler dış dünyadaki keşmekeşten yorulup evine döndüğünde eşi ve çocuklarından ilgi görecek, onlar için “yeri doldurulamaz” biri ve “o evin direği” olduğunu hissedecek ki kendisini o eve ait hissetsin ve o aile için yapması gerekenleri içinden gelerek yapsın. Dolayısıyla da mutlu bir yuvayı ayakta ve dik tutan bir koca olabilsin.
Kadınlar da sabahtan akşama kadar bitmeyen çocuk bakımı, ev işleri, farz olan ilmi almak ve vermekle meşguliyetlerin arasında özellikle kocası ve çocukları tarafından “o yuvanın dişi kuşu” olduğu ve “dünyanın en özel kadını” olduğunu hissedecek ki kendisini o yuvaya ait hissedebilsin. Eşine karşı sorumluluklarını içinden gelerek yapabilsin. Dolayısıyla da mutlu bir yuvanın şenlendiricisi ve toparlayıcısı olabilsin.
“Hissedecek” diyerek kastettiğim kişinin kendisi değil; ona bunu hissettirecek olan eşidir. Zira eşi tarafından “sıradan” bir kadın ya da koca gibi hisseden kişi, bu hissiyata kendi kendine düşmez. Muhakkak ki ona bunu hissettiren bir eş vardır.
Çocukların, anne ya da babalarını “özel ve değerli” görmelerine vesile olan en önemli vesilelerden biri de eşlerin birbirini özel hissettirmesi ve bunu çocuklarına göstermekle kalmayıp ara sıra da olsa onlara “anneniz-babanız benim için çok özel biri. Sizin için de öyle olmalı” demeleridir. Bunu yapabilen kaç karı-koca vardır bilmiyorum. Ama bu basit sözün, ailedeki denge ve huzuru oldukça etkileyici olduğundan eminim.
Eşine özel hissettirmekten bahsettik. Şimdi de eşe özel vakit ayırmaktan bahsedelim.
İnsan, monotona bağladığı işlerde çoğu zaman otomatikleşir. O iş onun için sıradanlaşmaya başlar. Ardından kişi o işi, zaten olması gereken yerde imiş gibi davranır. Zamanla o işin bir kıymeti kalmamaya başlar. Başkaları için hayatının anlamı diyecek kadar önemli olan iş, o kişiye normal görünür. O kişi uzun süre bunu normalleştirince de o nimeti unutuverir. O iş bazen raflarda tozlanıp yıllanır da yine hatırlanmaz. Ta ki yok olana kadar ya da her zamanki işlevini yapmamaya başlayana kadar. O yok olma süreciyle birlikte insan o işin farkına varır. Ama yok olanı geri getirmek artık mümkün değildir.
Eş ilişkisi de buna benzer. Yeni tanıştıklarında birbirini düşünmeden bir dakika bile geçiremeyen eşler evlenirler. İlk yıllarda birbirine doyamazlar. Evliliğin üzerinden yıllar geçer, çocuklar olur. Onların terbiyeleri, sorunları, iaşeleri derken karı koca birbirini unutur. Bazen varlığını bile unutur. Eşi, olması gereken yerde zaten diye düşünerek ona özel zaman ayırma ihtiyacı hissetmez. Eşinin dertleriyle dertlenmeyi, ümmetin derdiyle dertlenmek kadar önemli görmez. Eşini yok saymaya başlar. Eşi, “artık eskisi kadar birbirimize vakit ayırmıyoruz, bir yemeğe gidelim mi? Bir sahil kenarı yapalım mı? Biraz sadece ikimiz bir sokakta yürüyüş yapıp hava alalım mı?” dediğinde “Ne gerek var. Zaten sürekli birbirimizi görüyoruz. Sürekli aynı evdeyiz” gibi sözlerle eşini öteler. Böylece karı-koca sıradanlaşan, paylaşım yapılmayan, dertlerin tek başına çözüldüğü ve toz kadar küçük sorunların dağlar kadar ağırlaştığı gün gelene kadar birbiriyle doğru düzgün konuşmayan “ev arkadaşına” döner. O ev de yuva olmaktan çıkar. Otel gibi kullanılır.
Değerli Müslümanlar! Evlerinize ve en çok da kendinize bu kötülüğü yapmayın Allah aşkına! İnsanın eşine “özel” zaman ayırmasından daha doğal ne olabilir? İnsanın sadece eşiyle vakit geçirmek istemesi ayıp değildir. Bu istek, toplumumuzdaki bazı kesimlerin “geleneklerinden” kaynaklı ayıp kabul edilebilir. Ama bu kabul ediş, bizi bağlamaz. Diyelim ki bu gelenekten gelen bir ailede yetiştik. Yine bir şey değişmez. Bir şey yanlışsa her zaman yanlıştır. Bu yanlış kabulleniş, nesiller ve yıllar boyu böyle devam etmiş olabilir. Ama birilerinin bu yanlışa bir dur demesi gerekmez mi?
Eşinize özel vakit ayırmanız, İslam davetine ayırdığınız vakitten değersiz değildir. Çünkü insan önce ailesinden sorumludur. Eğer ailen, senin ihmalin sebebiyle yanlışa sapıyorsa bundan sorumlu olmayacak mısın sanıyorsun? İslamla hidayet bulsun diye gece gündüz ilgilendiğin insan en ufak bir sapma göstermesin diye kendini nasıl paralıyorsan, bu çabayı ailen için de vermek zorundasın. Çünkü önce onlardan sorumlusun.
Günün birinde Selman, kardeşi Ebu’d-Derdâ’yı ziyaret etti. Evine gittiğinde Ebu’d-Derdâ’nın eşini bakımsız elbiseler içinde görünce çok şaşırarak, “Bu ne hâl?” diye sordu. Ümmü’d-Derdâ, kocasının ilgisizliğinden şöyle yakındı: “Kardeşin Ebu’d-Derdâ’nın dünyaya ihtiyacı kalmadı ki!”
Selman, Ebu’d-Derdâ’nın dünyadan, dünyalıklardan ve ailesinden vazgeçmiş bir şekilde ibadetlere aşırı düşkünlüğünü görünce onu şöyle uyardı: “Rabbinin senin üzerinde hakkı vardır. Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır. Ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Şu hâlde her hak sahibine hakkını ver!”
Sabah olunca Ebu’d-Derdâ Peygamber Efendimize gelerek Selman ile arasında yaşanan hâdiseyi anlattı. Rasûlullah, “Selman doğru söylemiş.” buyurarak Selman’ın kardeşine olan uyarılarını takdir etti.[2]
Unutma! Ailenin senin üzerinde hakkı var.
Peki eşine özel zaman ayırmaktan kastım ne? Saatlerce onunla birlikte olmak mı? Daveti bırakıp sadece onunla diz dize oturmak mı? Kuran, kitap okumadan sadece bütün gününü eşine harcamak mı?
Aklı başında olan bir insan, eşine özel vakit ayırmaktan kastedilenin bunların hiçbiri olmadığını bilir ve anlar. Ama biz yine de açıklamasını yapalım. Eşe özel vakit ayırmak ne demektir?
1. Çok uzun zamanlar olmasa bile belki sadece beş dakika da olsa o dakikalar içerisinde sadece eşinle ilgilenmen, onunla kalman, onun gözünün içine bakman, o esnada kalben, zihnen, bedenen yani her şeyinle ona ait olduğunu samimiyetle göstermen demektir. Bunu herkes yapabilir değil mi? Çok çalışan bir patron da az çalışan bir işçi de isterse bunu yapabilir. Kimse kusura bakmasın ama eşinize ayıracak beş dakikanız yoksa neden evlendiniz? Siz peygamberden ya da onun değerli hanımlarından daha mı üstünsünüz ki kendinizi bundan müstağni göresiniz. “İnsanların bana en sevimli geleni kadınlardan Aişe, erkeklerden de babası Ebû Bekir’dir.”[3] diyen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kadar eşini sevdiğini söylemeye üşeniyorsan, bu senin sorunun.
Hz. Aişe anlatıyor:
“Rasûlullah, Habeş oyununu seyretmem ve onların beni görmemeleri için kapıda durdu, ben de onun arkasında saklandım ve onun omuzları üzerinden oyunları seyrettim.”
İslam’ı tebliğ ile görevlendirilmiş bir Peygamber, hanımına Habeş oyununu izlesin diye yardımcı oluyor, ona eşlik ederken “boş işlerle beni meşgul ediyorsun” derken onu gören yoksa ve sen hala “bunlar boş işler, bizim daha mühim işlerimiz var” diyorsan, sen bu dini yanlış anlamışsın demektir. Ama buradan kastım, asla şu değildir: Sürekli eşle beraber olmalıyız, sürekli diz dize onunla vakit geçirip Allah’ın dinini askıya almalıyız asla demiyorum. Diyemem de. Bu hem İslam’ a hem de hayatın akışına ters bir şey olur. Benim kastım az da olsa eşinle özel vakit geçir, ona değerli olduğunu hissettir. Eğer normal biriyse ve sen de o vakit içinde gerçekten sadece onunla ilgilendiysen bu ona yetecek ve seni sıkboğaz etmeye çalışmayacaktır.
2. Eşinle özel vakit geçirirken elinden telefonu bırak, o esnada ne çocuklarını ne evi ne dertlerini ne işi düşünmemeye sadece o ana odaklanmaya çalış. O anın tadını çıkar. Bunu yapman, seni umarsız bir anne ya da baba yapmaz. Bunu yapman, dinini ihmal ettiğin anlamına gelmez. Bunu yapman, ayıp değildir. Bilakis helalinle vakit geçiriyorsun. Niyetin halisse ecir bile alırsın. Ama bunları yapabilmen için doğru bir zamanı seçmiş olmanız gerekir. Mesela çocuğunuz hastayken böyle bir faaliyet yapmaya kalkarsanız, rahatlamak bir yana dursun eşinizle kavga edip dönebilirsiniz. O yüzden doğru zamanı seçmeli, çocuklarınızı güvenli bir ortama bırakmalı, farz ibadetlerinizi aksatmamalı, davetçi rolünüzü unutmadan bu faaliyete adım atmalısınız. Ama asla sürekli bu faaliyeti erteleyen olmayın. Mutlaka pişman olursunuz.
3. Eşini yemeğe götürmek, onunla sahil kenarında bir saat dolaşıp beraber nefes almak, evde çay-kahve içerken yarım saat birbirine güzel sözlerle hitap etmek, eve gelince eşine sımsıkı sarılmak, gün içinde müsait olan eşin diğer eşi arayıp “sadece sesini duymak istedim” demesi ya da güzel mesajlar atması, aile büyüklerinin evlerinde bir an yakalayıp eşine uzaktan göz kırpmak ve tebessüm etmek, özel vakit geçirme örneklerinden bazısıdır. Sorarım size: Bunları yapmak ne kadar vaktinizi alır? Özellikle birlikte yemeğe çıkmak ve gezinti yapmaktan kastım bunu her gün yapmak da değil üstelik. İki eşin de müsait olduğu arada bir yapılan bir gezintinin eşlere ancak faydası olur. Diğerleri ise sık sık yapılabilecek “özel” hissettiren ve hiç masraflı olmayan şeylerdir. O yüzden kimse bahane üretmesin ki benim eşime ayıracak özel vaktim yok diye. İsteyene vakit çok.
4. Eşine arada bir hediye almak, onun hoşlanacağı sürprizlerle onu sevindirmek de ona özel hissettirir. Bu da çok sık yapılmak zorunda değil. Eş, hiç beklemediği bir anda yapılırsa daha da özel hissettirir. Bunları söylerken sadece kocalar için söylüyormuşum gibi algılanmamalıdır. Kocalar, evlerine gelirken maddi güçleri neye yetiyorsa hanımına, onun sevineceği hediye almalı, onu güzel bir şekilde vermelidir. Kadınlar da kocalarına onların seveceği bir hediye almalı ve doğru ve saygılı bir üslupla ona takdim etmelidir. Kocan arabasını seviyorsa onun için araba aksesuarları araştırıp verebilirsin. “Senin için arabanın ne kadar kıymetli olduğunu biliyorum. Onun için sana, beni onun içinde hatırlatacak bir hediye aldım” diyebilirsin. Hanımın gül seviyorsa demetle almak zorunda değilsin. Bir tane gül alırsın, kelimelerinle öyle süsler verirsin ki eşin nankör bir insan değilse ona dünyayı vermişsin gibi sevinir. Ona “Bu gül kadar benim için biriciksin, değerlisin ve özelsin” diyerek verirsen onu mest eder ve gönlüne girersin.
Tüm bu anlatılanlara baktığımızda eşlerin birbirlerini özel hissettirmesi o kadar da zor değil. Sadece toplum olarak alışık değiliz bazı şeylere.
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’ a mahsustur.
[1]. Tirmizi, Şemail, hadis no:326
[2]. Buhârî, Savm, 51; Tirmizi, Zühd, 63
[3]. Buhârî, Megazî 63









