Serbest Köşe – Muhammed Emin Aksoy / 2025 Temmuz / 152. Sayı
İslam dini fıtrat dinidir. Vasat ve itidal dinidir. İslam, hayatın her alanında olduğu gibi tatil ve dinlenme faaliyetlerinde de bireyler ve toplumlar için rehberlik sunar. Tatil ve deniz ortamları günümüzde pek çok kesim için vazgeçilmez bir dinlenme halini almıştır. Müslümanlar gerek aile olarak gerekse topluluklar halinde bu alanlarda helal ve meşru çerçevede kalmak kaydıyla vakit geçirmeleri yasak değil, aksine mubah bir etkinliktir. Müslümanların bu ortamlarda İslamî adap ve erkâna riayet etmeleri, dinlenme ve tatil planlarını İslam’ın genel ahlak sınırları içinde yapmaları imani ve ahlaki bir zorunluluktur. Kadın ve erkeklerin böyle ortamlarda uyması gereken setr-i avret ve tesettür ahlakına riayet etmemesi, mahrem olmayan kadın ve erkeğin aynı ortamı paylaşması (ihtilatı) ve gözleri haramdan sakındırmama gibi olumsuzluklar yanında, şahısların günlük ibadetlerini eda ederken rahat ve gevşek tavırlar sergilemesi, ibadetlere gereken hassasiyeti göstermemesi fıtrat ve vasat dini olan İslam’ın hoş karşılamadığı, ahlaki bulmadığı tutum ve davranışlardır.
Sınırları İslam ahlakı ve İslam hukuku ile belirlenen deniz, havuz veya tatil etkinliklerine katılmak ve bu ortamları teneffüs etmek ruhun, kalbin, bedenin ve gözün huzur ve sükûnete erişmesi yanında aile ve kardeşlik bağlarının da gelişmesine katkı sunacaktır. Nefsin, hevanın ve modanın etkisine kapılarak İslam ahlakının ve fıkhın dışına çıkan söz konusu aktiviteler veya tatiller ise hem Allah’ın hoşuna gitmeyecek, onu kızdıracak eylemlerdir hem de iman sahibi kimsenin iç huzurunu ve maneviyatını ciddi anlamda yaralanmasına sebebiyet verecektir.
Bu yazıda Müslümanların özellikle yaz aylarında ve tatil ortamlarında İslam’ın hayat dolu mesajlarına dikkat etmeleri gereken birtakım kurallar, emirler, yasaklar ve tavsiyeler maddeler halinde okuyucuların istifadesine sunulacaktır.
Setr-i Avret ve Tesettür Adabı
İffet, edep, hayâ gibi kavramların alabildiğince örselendiği, tahrif edildiği veya küçümsendiği modern çağda Müslüman kadın ve erkekler bu kavramların gereğini yerine getirerek giyim kuşamlarına dikkat etmeleri son derece önem arz etmektedir. Bir kadın ya da erkek için normal zamanlarda son derece hassas olunması gereken sert-i avret ve tesettüre riayet adabı, deniz, havuz, kaplıca veya benzeri bölgelerde daha bir önem ve ciddiyet gerektirir. Gerek Kur’an’ı Kerim’de gerekse sünnette Müslüman kadının ve erkeğin mahrem yerlerini örtmesi gerektiğine ve gözlerini sakındırmalarına dair ayet ve hadisler mevcuttur.[1] Hayâ sahibi Allah, kullarının da hayâ ve iffet sahibi olmalarını ve örtünmelerini emreder.[2] Hatta abdest ihtiyacı ve diğer zaruret halleri hariç diğer bütün durumlarda kadın ve erkeğin yalnız başına olsa da setr-i avret adabına dikkat etmesi emredilmiştir.[3]
Mezhepler arası farklılıklara değinmeden genel manada kadın ve erkeğin değişik ortamlarda farklı kişiler yanında asgari örtünme sınırları belirlenmiştir. Buna göre kadınların yabancı erkeklere karşı kapatması gereken yerler; elleri, yüzleri ve ayakları hariç bütün bedenleridir. Kadınların kendi aralarında örtmesi gereken asgari yerler; diz ve göbek arasıdır. Erkeklerin örtmesi gereken asgari yerler de aynı şekilde diz ile göbek arasıdır.[4] Özellikle Müslüman kadının imanının gereği sayılan tesettür, onun hayâ ve iffetinin sembolüdür. Mümince bir duruş, cahili bir baskı, köhnemiş örf ve adetler, eziklik duygusu veya moda çılgınlığına kapılmadan her yerde ve mekânda bu hassasiyeti korumayı gerektirir. Aynı şekilde erkeklerin de denizde veya tatil bölgelerinde İslam ahlakı ve hukukuna riayet etme kaydıyla mekânın şartlarına göre giyim-kuşamına özen göstermeli ve İslam’ın temsilcisi olduğunu unutmamalıdır.
Diğer açıdan setr-i avret ve tesettür adabına uymak, kadın ve erkeklerin giysileriyle mahrem bölgelerini örtmeleri gerektiği anlamına gelir. Bu aynı zamanda, giysilerin vücut hatlarını belli etmeyecek kadar geniş olması, dikkat çekici olmaması ve ince kumaşlardan kaçınılması demektir.
Kadın ve Erkeklerin Aynı Ortamı Paylaşmaması (İhtilat Yasağı)
İslam, zorunlu bir durum olmadıkça kadın ve erkeğin gereksiz yere veya sırf eğlence için ihtilat etmelerini uygun görmez. Daha açık bir ifade ile kadın ve erkeklerin aynı ortamda laubali bir tutum içinde olmalarını yasaklamıştır. Müslüman bir kadın veya erkeğin deniz ve benzeri tatil mekânlarında aynı ortamda bulunmaktan ve eğlenmekten özenle kaçınması gerekmektedir. Bu kapsamda ister setr-i avret ve tesettür adabına riayet eden aralarında evlilik engeli olmayan yakın akraba olsun, ister tamamen yabancı olsun, karşı cinslerin birbirine oldukça yakın mesafede aynı ortamı paylaşmaları, eğlenmeleri veya gereksiz yere vakit geçirmeleri İslam açısından sakıncalı bulunduğu ve hoş karşılanmadığı bir durumdur.
Müslüman kadın ve erkeğe yakışan duruş, İslam’ın genel ahlak disiplinine bağlı kalarak setr-i avret ve tesettür adabına uymak kaydıyla erkeklerin karşı cinslerin bulunduğu ortamlardan uzak mekânlarda deniz vb. etkinliklerini icra etmeleridir. Aynı şekilde kadınlarda hem denize giriş ve çıkışlarda hem de deniz içinde uygunsuz ve olumsuz bir durumla karşılaşmamak adına kendilerini daha güvende hissetme kâbilinden denize girme etkinliklerini erkeklerin bulunduğu ortamlardan uzak mesafede yapmaları en uygun tercihtir.
Gözü Haramdan Sakındırmak
Müslüman kadın ve erkeğin normal zaman ve mekânlarda gözlerini harama götürecek bakışlardan sakındırması istenmektedir. Deniz veya tatil beldeleri gibi insanların giyim kuşamları hususunda genellikle daha dikkatsiz ve gevşek davrandıkları yerlerde gözlerin günaha meyletmesi, nefsine ve şeytana mağlup olarak karşı cinse yönelmesi aynı oranda daha fazla olabilmektedir.
Bu gibi mekânlar, aralarında evlilik engeli olmayan karşı cinslerin (Namahrem) gereksiz ve nedensiz yere birbirine bakması, her fırsatta yüz yüze gelmesini sağlayan ortamlar olması hasebiyle Müslümanın kalbinde ve ruhunda olumsuz etkiler bırakan hallerdir. Bu tehlike ile karşılaşmanın en yoğun olduğu yerler haremlik ve selamlığa dikkat edilmeyen tatil beldeleri, deniz veya havuz ortamlarıdır. Dolayısıyla gözlerin kalbe açılan bir pencere olduğu unutulmamalıdır. Gözleri harama götürecek bakışlardan sakındırmak, kalbin kötü düşüncelerden korunmasını ve tarafların vicdani huzura kavuşmasını sağlar. Allah’a karşı derin saygı içinde olmanın, imanın tadına ve lezzetine kavuşmanın önemli noktalarından biri; gözlerin harama götürecek bakışlardan kaçınmasıdır. Zira bu bakışlar şeytanın insan bedenine sapladığı zehirli oklardandır. Her kim de Allah korkusundan dolayı bu bakışlardan sakınırsa ona iman huzuru ve lezzeti verileceği ifade edilmiştir.[5] Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. O buna mutlaka erişir. Gözlerin zinası (şehvetle) bakmaktır.”[6] buyurarak kadın ve erkeklerin bu tehlikeye karşı dikkat etmeleri ve tedbir almalarını salık vermektedir.
İbadetlerde Gereken Hassasiyetin Unutulmaması
Müslüman kadın ve erkekler farz ve nafile ibadetlerde gerekli ihtimamı gösterdikleri sürece Allah’ı hoşnut eder ve onun rızasına kavuşur, hatta onun veli kulları zümresine dâhil olurlar. Müslüman nerede olursa olsun; darlıkta, genişlikte, mutlu gününde hüzünlü gününde Mevla’sı arasında en sıkı bağ olan ibadetleri terk etmeyeceği gibi, başından savacağı veya gevşeteceği bir duruma getirmemesi gerekmektedir.
Normal koşullarda özenle yerine getirilen, eda edilen ibadetlerin, tatil ve deniz ortamı gibi dinlenme amaçlı yerlerde ifasında daha az titizlik ve özensiz bir hal alması muhtemeldir. Bu gibi mekânlarda eğlencenin, muhabbet ve aktivitelerin hazzına kapılarak namazların huşudan uzak, cemaatle eda edilmesi gerekirken bireysel ve geçiştirerek kılınması, akabinde tesbihatların terk edilmesi, günlük sabah akşam zikirlerinin önemli oranda ihmal edilmesi, vird halini alması beklenen Kur ’an okumanın günlerce yüzünün açılmaması gibi olumsuzluklar Müslüman bireylerin karşılaştığı ve dikkat etmesi gereken tehlikelerdir.
Tatil beldeleri, termal tesisler ve deniz gibi yerlerde özellikle namazların edası sırasında giyim kuşam adabına özen gösterilmesi büyük önem taşımaktadır. Zira İslam dinini yaşayan ve temsil eden Müslüman kadın ve erkekler, namaz ibadeti esnasında asgari miktarda setr-i avret ve tesettürle yetinmemesi gerekmektedir.
Şayet erkeklerin üst tarafını örten giysileri varsa namaz kılarken yalnızca diz kapak ile göbek arasının örtünmesi kâmil ve yeterli bir örtünme şekli olmadığı ifade edilmiştir. Bu şekilde kılınan namazın sıhhatine engel değilse de namazın adap ve vakarına aykırı, mekruh bir davranış olduğu kabul edilmektedir. Ebû Hureyre’den rivayetle, Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz omuzunda onu örten bir şey olmadan tek bir elbiseyle namaz kılmasın.”[7] Bu hadisten yola çıkan âlimler, namazın sahih olması için avret mahallini örtmek yeterli olsa da namazın vakar ve edebine uygun olması açısından kişinin namaz kılacağı elbisenin bedeni kaplaması, geniş olması ve vücut hatlarını belli etmemesine dikkat çekmişlerdir.[8] Dar ve kısa giysiler içinde kılınan namazın rükû, secde ve teşehhüt esnasında kapanması gereken yerlerin görülmesi veya açılması kaçınılmazdır. Bu şekliyle kılınan bir namazda örtünmesi zorunlu olan göbek, göbek hizası altında sırt bölgesi veya diz kapağı üstü gibi setr-i avret bölgelerinin açılmasıyla namazının ifsat edilmesi yüksek bir ihtimaldir.
Beden ve Çevre Temizliği
Sosyal bir varlık olan insan zamanının çoğunu topluluklar içinde diğer insanlarla geçirmektedir. Fıtrat dini olan İslam, insanın beden ve çevre temizliğine son derece önem vermektedir. Allah’ın temiz olması ve ancak temiz olanı kabul etmesi, efendimizin Müslümanın her yedi günde bir banyo yapması, saçı olanın saçına özen göstermesi, koltuk altı temizliği, avret bölgelerindeki kılların alınması, bıyık ve tırnakların kısaltılması, muhatabını rahatsız edecek şekilde ağız ve beden kokusunu önleyecek tedbirler alması gibi bir dizi tavsiyeleri bulunmaktadır. Bu rabbani ve ahlaki ilkelerin gereğini yerine getirmek, yaz aylarında, deniz veya toplu mekânlarda yapılan faaliyetlerde ihmal edilmeyecek kadar önemlidir.
Aynı ortamı, aynı mekânı paylaşan Müslümanlar, özellikle yaz aylarında Allah’a, kendi bedenlerine ve Müslüman kardeşlerine karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirmek suretiyle genel hijyen adabına riayet etmelidirler. Bunun yanında İslam ahlakının Müslümanda görmek istediği diğer bir husus çevre temizliğidir. Kişi ruh, kalp ve beden temizliğine verdiği önemin aynısını yaşadığı çevreye de vermeli, İslam ahlakının mührü, Müslümanın bulunduğu sokak, cadde, deniz veya tatil mekânlarına da vurulmalıdır. Hz. Peygamber tarafından insanların gelip geçtiği, oturup kalktığı yerleri kirletenlerin lanetlenmesi[9], yolda çalı çırpı vb. zararlı unsurları temizleyen kişinin Allah’ı hoşnut ettiği için geçmiş günahlarının bağışlanması[10] dikkati caliptir. Yine eziyet veren bir şeyin yoldan kaldırılmasının imanın bir parçası olarak kabul edilmesi[11] ile kötü birisi öldüğünde insanların, hayvanların, şehir ve ağaçların bile ondan kurtulup rahat ettiğini[12] ifade eden hadisler Müslümanın Allah’tan emanet olarak aldıkları çevre hukukuna dikkat etmeleri gerektiğine dair açık bir uyarıdır.
[1]. A’râf, 26-27; Ahzâb, 35, 59; Nûr, 31, 60
[2]. Tirmizi, 3556
[3]. Bezzâr, 1701; Beyhakî, 14475
[4]. Kuveyt Fıkıh Ansiklopedisi, 24/167
[5]. Taberânî, 10362, Hâkim, 7875
[6]. Buhari, 6611
[7]. Buhari, Müslim
[8]. Nevevî, Müslim Şerhi, 4/231
[9]. Müslim, 269
[10]. Buhari, Mezâlim, 28
[11]. Buhari, 2631
[12]. Buhari, 6551