Nebevi Aile – Halime Yılmaz / 2025 Temmuz / 152. Sayı
Eşinle Ortak Noktalarda Buluş ve Onu Olduğu Haliyle Kabul Et!
Hamd, alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, onun ailesi ve ashabına olsun. Allah’ ın selamı, rahmeti, bereketi ve hidayeti tüm Müslüman kardeşlerimin üzerine olsun.
İnsanın eşi, hayatta hemen hemen her alanda ortağıdır. Sevinirsin, eşin ortak olunca sevincin artar. Üzülürsün, eşinle paylaşınca üzüntün hafifler. Yersin, eşinle yiyince o yemeğin tadı bir başka olur. İçersin, içtiğin içecek eşinle beraber olunca unutulmaz olur. Gezersin, eşinle gezince eksik tamam olur. Gülersin, eşin gülüşüne eşlik edince gülümsemen anlam kazanır. Ağlarsın, eşin sana sarılınca hüznün dağılır.
Bir koca olarak fıtraten bir davranış sergilersin, hakkaniyetli ve anlayışlı bir kadın bunu yargılamaz, seni anlar ve senin bu fıtri tavrından dolayı seni cezalandırmaz, yormaz, söylenmez. Sen de kendini ona ait hissedersin. Ona, bugüne kadar verdiklerinden daha fazlasını veresin gelir.
Bir kadın olarak yaratılışın gereği bir davranış sergilersin, hakkaniyetli ve anlayışlı bir koca bunu yargılamaz, seni anlar, senin bu fıtri davranışından dolayı seni ayıplamaz, üzmez, itmez, küçümsemez. Sen de kendini ona ait hissedersin. Ona, bugüne kadar verdiklerinden daha fazlasını veresin gelir.
Yani hayat, iyisiyle kötüsüyle, gülüşüyle hüznüyle, imtihanıyla güzelliğiyle eşler için ortaktır. İnsanın girdiği bütün insani ilişkilerde kendisini ait hissettiği yer, ilişki içinde olduğu kişilerle ortak paydada buluştuğu, anlaşıldığı, küçük hatalarında hoş görüldüğü, büyük hatalarında düzeltmesi için destek gördüğü yerdir. İnsan, kiminle daha çok paylaşımda bulunursa, kiminle daha çok ortak faaliyetler yaptıysa, kiminle daha çok temastaysa ve bu temaslar yerinde ve etkileyici ise o kişiyi daha çok sever. Onu daha çok dinler. O kişiye daha çok saygı duyar. O kişiyi koruma içgüdüsüyle hareket eder. Ama bu temaslarda en önemli kriter, anlayışlı bir temas olmasıdır. Yoksa bütün karı kocalar birbiriyle her an işler bakımından temas halindedir. Ama hepsi mutlu değiller ve birbirine sempati duymakta hepsi eşit değillerdir. Peki neden? Çünkü eşlerin birlikte çok vakit geçirmesi çözüm değil. Ya da eşlerin sürekli ortak faaliyet ve paydalarda buluşması, onların birbirine sevgisini artırmayabilir. Burada eşleri birbirine karşı soğutan nedeni bulmak gerekiyor. O da nedir? Eşlerin birbiriyle vakit geçirirken birbirini tam olarak tanımamaları, neyi sever neyden hoşlanmaz umursamamaları, birbirinin fıtratına ve sınırlarına saygı duymamaları, birbirini eğitmeyi, bulunduğu halden daha iyi bir hale yükseltmeyi becerememeleridir. Evet bu bir beceridir. Eşini anlama, onu fıtratına göre kabul etme, bununla birlikte onu olduğu hal üzere bırakmadan gelişmesine yardımcı olma, bu konuda aşamayla ilerleme, acele etmeme, eşinin tek başına ilerleyemediği yerde ona arkadan destek olma becerisidir bu. Bu beceriye en üst düzeyde sahip olan tabi ki yegâne önderimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’ dir.
Bir gün Safiye validemiz, Hz. Peygamber Efendimize, Hz. Aişe annemizin evinde iken bir tabak yemek gönderdi. Güzel yemek yapmasıyla bilinen Safiye annemizi Aişe annemiz kıskandı ve bu duygunun tesiriyle hizmetçinin eline vurarak yemeği yere döktü, tabak iki parçaya ayrıldı.
Bunun üzerine Allah Rasûlü orada bulunanlara “Anneniz kıskandı.” buyurarak iki parçaya ayrılan tepsiyi alıp eliyle birleştirdi, yiyeceği içine koydu. Sonra da evdekilere “Yiyin!” buyurdu. Evdekiler yediler. Daha sonra hizmetçiye sağlam olan başka bir tepsi verdi, kırık olan tepsiyi ise Hz. Aişe’nin odasında tuttu.[1]
Kıskanmak, insanın doğasında vardır. İnsan, sevdiğini kıskanır ve onu kimseyle paylaşmak istemez. Yani Aişe radıyallahu anha annemizin, Safiye annemizin gönderdiği yemek dolu tabağı kıskanarak yere atması tabiatı gereği normaldi. Çünkü o gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Aişe’nin evindeydi. Kadın psikolojisi böyle bir durumda şöyle çalışır: “Eşim şu an benim yanımda ve ben onu herkesten daha güzel beslerim. Bakımını herkesten iyi yapar, ona herkesten daha iyi muamelede bulunurum. Eşim benim yanımdayken kimse bana ona daha iyi bakacağını ima dahi etmemelidir. Aksi halde kendimi tutamayabilir ve normal şartlarda yapmadığım şeyleri yapabilirim.”
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem‘de kadının bu fıtratını herkesten daha iyi bildiği ve daha da önemlisi bilmesiyle beraber daha iyi kabullendiği için sıradan bir erkek gibi değil de seçkin bir koca ve özel bir insan gibi tavır takınıyor. Eşinin kıskançlığını anlıyor, onun fıtratına saygı duyuyor, onu asla azarlamıyor, sesini yükseltmiyor. Onu, herkesin içinde terbiye etmeye çalışmadan kırılan tepsiyi üşenmeden tamir ediyor. Alemlere rahmet olan Peygamber evinde de rahmet timsali bir eş olduğunu pratik olarak ispatlıyor. “Ben peygamberim, insanlara tebliğ sorumluluğum var, sizin küçük kıskançlıklarınızla uğraşamam. Oturun, aranızdaki meseleyi adam gibi çözün, beni gereksiz işlerinizle meşgul etmeyin” demiyor. Vakar ve sükunetle, büyük bir öngörüyle kırılan tepsiyi Aişe’ nin evinde bırakıyor ve böylece gelecekte olabilecek başka anlaşmazlıkları önlemiş oluyor.
Sıradan ve kadının fıtratını umursamayan sert bir erkek ne yapardı sizce? Ben cevap vereyim: En hafif vereceği tepki şu olurdu: Kadına kızar ve herkesin içinde onu azarlardı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’ in tebliğ, davet, ilim, cennet yolunda onu örnek aldığımız gibi aile yaşantısında da örnek almak zorunda olduğumuzu artık anlamamız gerekiyor. O, her alanda bizim için pratik örnektir.
Peygamber, eşlerinin fıtri hallerini kabul ettiği gibi dini işlerle meşguliyeti onu, eşiyle ortak paylaşımlardan alıkoymuyordu. Her zaman dediğimiz gibi eşlerle uzun süre vakit geçirmek marifet değildir. Asıl marifet, kaliteli zaman geçirmek ve unutulmaz anların ortak paylaşımını yapabilmektir. Bunları yaparken de anı yaşamaktan zevk almaktır. Aişe annemizin ağzından onunla peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ortak paylaşımını dinleyelim:
“Vallahi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i odamın kapısında dururken gördüm; Habeşliler, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‘in mescidinde harbeleri ile oynuyorlar; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem deben oyunlarını göreyim diye elbisesi ile beni örtüyordu. Ben (bakmaktan) vazgeçinceye kadar, benim (hatırım) için ayakta duruyordu. Siz, eğlenceye düşkün genç yaştaki bir tazenin buna ne derece can atacağını takdir buyurun.”[2]
Alın size güzel bir ortak paylaşım. Erkek için de kadın için de söylüyorum bunu. Senin zevk aldığın bir durum olmasa da eşinin hoşlandığı ve dinin de yasaklamadığı bir faaliyet varsa eşine bu konuda eşlik etmen, peygamber uygulamasıdır. O, yaptığı o işten sıkılana kadar sıkılmadan onu memnun etmeye çalışman, boş iş değildir. Eşinin yüzü gülene kadar o işte sabır göstermen, senin olgun bir Müslüman olduğuna delildir; birilerinin geleneksel dogmalarla küçümseyerek alaya aldığı utanılacak bir eylem değildir. Utanılacak bir şey varsa o da sünnetleri görmezden gelmektir.
Eşleri olduğu halleriyle kabul etmek bu konuda oldukça değerli bir cümle olacaktır. Erkeğin fıtratında bu anlamda kadını gördüğünde etkilenme özelliği var. Bazı kadınlar günümüzde bunu kabullenmekte zorlanıyor ve kocalarına karşı görevlerinde ihmalkâr davranabiliyorlar. Ama bu hem vebaldir hem de erkek fıtratını anlamamaktır. Aşağıdaki hadisleri de bu bağlamda anlamak gerekir:
Ebu Hureyre radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bir erkek karısını yatağına çağırır da karısı gelmez ve erkek ona dargın olarak gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lânet ederler.” [3]
Bir başka rivayete göre de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bir erkek karısını yatağa çağırır da kadın gelmezse, kocası ondan memnun olana kadar Kâinatın Sahibi o kadına lânet eder.”[4]
Günümüz feminizm zihniyetiyle hadise bakanlar erkeği fıtri olan bu yönüyle sapkın ilan etmekte ve dışlamaktadır. Halbuki erkeğin bu yönü, neslin devamını, kadınların korunmasını ve erkeğin kavvam olma özelliğine sahip olmasını sağlar. Bu zihniyette olan kadınlara şunu hatırlatmak lazım: Kadının inişli çıkışlı duygusal yönünü de erkeğin anlamasını beklemeyin o zaman. Zira bu durum da erkeklere garip gelebilmektedir. Çünkü bu da onun fıtratında yok.
“Kadın bir kaburga kemiği gibidir. Kadın bir kaburga kemiğinden, bir eğri kaburga kemiğinden yaratıldı, onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın, kırılması da boşanmasıdır.”[5]
Gelenekçi sert erkek gözüyle bu hadise bakan bazı erkekler de kadının hassasiyetini dikkate almadan yaşamayı seçmekte ve bu gibi hadislerde yapılan uyarılara aldırış etmeden sorunlarına çözüm aramaktadırlar.
Hülasa; insan evliliğinde mutlu olmak istiyorsa eşinin fizyolojik, psikolojik, sosyolojik ihtiyaçlarını ve fıtri yapısını göz ardı etmeden ve olduğu gibi kabul ederek eşine yaklaşmak zorundadır. Aksi halde evlilik içinde mutluluk hayal olur.
Hamd, alemlerin rabbi Allah’a mahsustur.
[1]. Buhari, Nikah, 106; İbn Mâce, Ahkam, 14; Ebu Davud, Buyu, 91; Nesâî, İşretü’n-Nisa, 4
[2]. Müslim, İdeyn 18
[3]. Buhârî, Bed’ü’l-halk 7; Müslim, Nikâh 122. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Nikâh 40
[4]. Müslim, Nikâh 121
[5]. Müslim, Radâ 64; Nesâî, Nikah 15; Ahmed b. Hanbel, II/168