Kulaktan Kalbe Akan Söz

Serbest Köşe – Derya Fıçıcı / 2023 Temmuz / 128. Sayı

O gün birbirinin aynı olan anlamsız günlerden birine uyanmıştım. Hatta benim için uyumak yaşanası, uyanmak ise kabustu. Hiçbir dakikasını, hiçbir anını yaşamak istemiyordum bu hayatın. Herkesten her şeyden nefret ediyordum. Yataktan çıktığımda yürüyen ceset gibiydim. Koridorda annemle karşılaştım. Her zaman çatık olan kaşları ve asık olan yüzü bugün oldukça neşeliydi. Anladım ki babam yine uzun iş seyahatlerinden birine çıkmıştı. Bu demek oluyor ki annemin bankadaki hesabı kabarmış, yeni aldığı son model arabasıyla gezip tozup arkadaşlarına rahatça hava atabileceği günler gelmişti. Babam ne zaman uzun iş seyahatlerine çıksa annemi paraya boğar, kesenin ağzını annemin asık yüzünü güldürecek kadar açardı. Annem o sahte gülüşüyle mutluluk maskesi takmış o yüzüyle bir de düşünceli anne moduna girerek “Ah Meryem, ne zaman bitecek senin bu ergenlik depresif hallerin tatlım? Çok üzülüyorum senin bu haline. Hadi bugün biraz alışveriş yap da yaşama sevincin geri gelsin” diyerek cüzdanından çıkardığı kredi kartlarından birini elime sıkıştırdı. “Hadi ben çıkıyorum bay bay tatlım. İstersen babanın arabasını al. Anahtar bizim odada, komodinin çekmecesinde.”

Söylediklerinin bendeki etkisine bakmadan bugünkü ilgili annelik görevini yerine getirerek kendi hayatına doğru yola çıkmıştı bile. Depresyonuma iyi gelecek limiti yüksek kredi kartı ve son model bir araba anahtarı bırakmıştı. Daha ne yapsındı? Babam ise çalıştığı holdingi başarıdan başarıya taşımak, patronu tarafından övülmek, aldığı ödüllere bir yenisini daha eklemek için ülke ülke seyahat ediyor, kendine kurduğu bizden ayrı hayatına devam ediyordu. Herkes mutluydu. Bir ben bir de hizmetlimiz Katya mutsuzdu bu evde. Onun mutsuzluğunun çözümü kolaydı. Ülkesine gidip ailesiyle hasret gidermek için yıllık iznini bekliyordu. Ama ben ne istiyordum bu hayattan ya da bu hayat benden ne istiyordu? Cevaplayamadığım soru buydu.

Okuldaki sıra arkadaşım Lara Hristiyandı. Bana sorunumun manevi olduğunu, eğer Allah’a yönelirsem, kendi dinime göre biraz ibadet edersem bana iyi geleceğini söyledi. Kendisinin de zaman zaman böyle hissettiğini ve kiliseye gittiğinde, ayinlere katıldığında, Papazla konuştuğunda çok rahatladığını söylediğinde düşündüm. Benim dinim ne? Dinimin ibadetleri nasıl? Son geldiğim nokta, benim bir dinim var mı? Cevap ise “Yok”tu. Ailemden din adına hiçbir şey işitmemiştim. Ara sıra hizmetlimiz Katya’yı kendi inancına göre dua ederken görürdüm.

Adım da vefat etmiş olan babaannemin ismiydi. Babaannemi hiç görmemiştim ama adı Meryem ise o da mutlaka Hristiyan olmalı diye düşünüyordum. Kafamda deli sorularla, arabanın anahtarlarını alarak dışarı çıktım. İstanbul bugün tıpkı benim içim gibiydi. Karanlık, bulutlu ve puslu… Lara’nın söylediklerini düşündüm. Eğer o kendisini kilisede iyi hissediyorsa belki ben de kiliseye giderek kendimi iyi hissedebilirdim. Lara’yı aradım, kiliseye gitmek istediğimi, bana eşlik etmesini istedim. Bana verdiği adreste buluştuk. Lara kapıdaki görevliyle konuştu. Kapı açıldı, birlikte içeriye doğru ilerledik. İçeriye adım atar atmaz göğsüm daraldı. Her yerde heykeller, resimler, tablolar, yanan mumlar ve şamdanlar vardı. Biraz daha ilerlediğimizde içim daha da daraldı, huzursuzluğum arttı, midem bulanmaya başladı. Lara’ya kötü olduğumu, dışarı çıkmak istediğimi söyledim. Ve koşarak dışarı çıktım.

Dışarıda şiddetli bir yağmur başlamıştı. Arabayı park ettiğim yere doğru yürüyordum. Gök yarılmış sanki üzerime boşalıyordu. Arabaya bindiğimde zangır zangır titriyordum. Aracımın yanına bir araç park etti. Sağ kapıdan siyah örtülü bir hanım indi. Camım açık olduğu için beni görebiliyordu. Bir süre beni izledi. Sonra cama yaklaşarak “Hanım kızım rahatsız mısın? Bir ihtiyacın var mı?” diye sordu. “Yok hanımefendi teşekkür ederim” dedim. “Kızım senin rengin benzin atmış, bu şekilde araç kullanamazsın, yanında kimse var mı?” diye sordu. “Yok hanımefendi iyiyim birazdan toparlanırım” dedim. Hanımefendi arabasından bir USB bellek aldı, bana uzattı. “Belli ki senin bir sıkıntın var. Al bunu, içinde Kur’an-ı Kerim var. Dinlersen rahatlarsın, Kur’an her derde devadır.” dedi. Teşekkür ettim, ardından aracımı çalıştırıp bunaldığım zamanlarda denizi izlediğim sahil kenarına gittim. Herkesten uzak bir yere park ettim. Normalde hep müzik dinlerdim. Hanımefendinin her derde şifadır demesi beni etkilemişti. Kur’an-ı Kerim açtım. Daha önce Kur’an’ı duymuştum ama hiç özellikle dinlememiştim. Aman Ya Rabbi! Bu nasıl bir histi! Kendimi Kur’an tilavetine bıraktım. Son ses Kur’an-ı Kerim dinliyordum. Sanki ayaklarım yerden kesilmiş, semaya doğru yükseliyordum. Yağmur yağmaya devam ediyor, sanki yağmurla beraber ruhum da yıkanıyordu, arınıyordu. Bu ses, bu tilavet, bu sözler… Hiçbirini anlamasam da sanki ruhum hep onu aramıştı da bulunca sevinçten, mutluluktan, vuslattan deliye dönmüştüm. Yıllardır birbirinden ayrı kalan iki sevdalı birbirine kavuşmuş gibiydi.

Ruhumun dehlizlerinde, en ücralarında dolaştı. En yalnız yerlerime, kanayan yaralarıma tek tek pansuman yaptı. Kendimi dikiz aynasında gördüm. Yüzüm öylesine gülüyordu ki, yüzümdeki o karanlık gitmiş, yerini bir ışık, bir nur almıştı. Gözlerimin içi dahi gülüyordu. Ardından bir hüzün ama öyle tatlı bir hüzün ki, hep onunla yaşayabilir insan. Kundaktaki bir bebeğin annesine dudaklarını büzüp bakması, ondan şefkat merhamet dilenmesi gibi bir hüzün. Anne de ona şefkatle bakıyor, ellerini uzatmış ha dokundu ha dokunacak. İşte öyle bir hal. Ve gözlerimden boşalan yaşlar göğsümün derinlerinden gelen hıçkırıklar… Bir rahmet sarıp sarmalamıştı beni, her yandan kuşatmıştı. Bu sahile defalarca gelip ağladığım günler olmuştu. Sarılamadığım, dizlerine yatıp dertlerimi bırakamadığım babam için, şefkatini hiç hissetmediğim annem için o kadar çok ağlamıştım ki… Yalnızlıklarıma, acılarıma, içimdeki boşluklara o kadar çok ağlamıştım ki…

Ama şimdi başka bambaşkaydı. Bu istediklerimin hiçbiri umurumda bile değildi. Bu rahmet öyle güzel ki ne anne ne baba sevgisi, hiçbiri doldurmaz o an hissettiklerimin yerini. Ve onu hiçbir şeye değişmem.

Sonra günlerce aralıksız Kur’an-ı Kerim dinledim. Kulaklıkla sürekli gece gündüz Kur’an-ı Kerim dinliyordum. Dinlemeden yapamıyordum. Ruhum sadece onu dinleyince sakinleşiyor, huzur buluyordu. Sonra düşündüm. Bu, Allah azze ve celle’nin Kitabı. Onu dinlemek bu kadar iyileştiriyorsa insanı, onu yaşamak hayata geçirmek kim bilir nasıldır? O günden beri onu hayatıma geçirme çabasındayım ve ruhum artık yeryüzüne ait değil. Dünyanın dar sınırlarından ayrılalı çok oldu…

Selam ve dua ile