Zamanın Kıymetini Bilmek Yazın Zamanı Kullanmak

Kapak Dosya – Hakan Sarıküçük / 2019 Ağustos / 79. Sayı

Hamd, her birimize düşünüp öğüt alabileceğimiz kadar bir ömür verdiğini beyan eden[1] Yüce Rabbimize,

Salât ve Selâm, “O halde (bir işi) bitirdin mi başkasına girişip yorul”[2] ayeti kerimesini kendisine düstur edinerek hayatının her anını Allah’ı zikrederek ve dinine hizmet ederek geçiren Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e,

Allahu Teâlâ’nın afvu keremi ve hidayeti, ihsan ve bağışları, vakti hayatın ta kendisi gören ve gece-gündüz demeden yaz-kış ayrımı yapmadan şu kısacık ömür maratonunu en iyi şekilde değerlendiren ve bunun gayreti içinde olan kullarının üzerine olsun.

Hayat, çok kısa. Sanki dün gibiydi çocukluğumuz… Arkadaşlarımızla sokaklarda oyunlar oynadığımız, akşama kadar oyuncaklarımızla kendi aramızda bir dünya oluşturduğumuz, dış dünyaya kapalı, sadece hayal dünyası içinde dolaşan, aile içinde çok sevilen, kucaktan kucağa koşup duran, öpücük seli içinde hayatın en güzel, en masum zamanını yaşayan bizler işte bu kelimeler kadar kısa bir süre içinde büyüyüverdik. Hayatın içinde üzerimize düşen sorumlulukları da yüklenerek bir koşuşturmanın bir keşmekeşliğin içinde neredeyse kaybolduk. Artık o eski günlerin özlemi içinde çocukluğumuzu özler hale geldik. Hayatımızda bir iz bırakan o tatlı anlarımızı, yer yer hatırlayıp kendimizi teselli ederek moral bulmaya çalıştık. Yeri geldi o anılardan hiç çıkmak istemedik. Keşke geriye dönmek mümkün olsaydı da o günleri bir kez daha yaşasaydık, dedik. Ancak bunun olamayacağını çok iyi bilmemize rağmen yine de bunun hayalini kurup durduk. O kısacık hayal anının düşüncesi bile bizi mutlu etmeye yetti. 

Hayatımızın ilerleyen dönemlerinde sanki bir dağa tırmanan kişi gibi yokuşa çıkarken yorulsak da yer yer zorlansak da zirveye ulaşmanın kıymetini bilenler için bu hiçbir zaman sızlanma ve şikâyet konusu edilmedi. Çünkü zirvedeki manzara ve bakış açısı başka hiçbir yerde yoktu. Çünkü bu yola isteyerek çıkılmış, ona göre hazırlık yapılmış, ekipmanlar bu yola göre hazır edilmişti. Dolayısıyla yolun her bir adımı zevkle, isteyerek ve zirveyi merak ederek geçiyordu. Zirve aşkı ve hedefe varma isteği bu yolun sıkıntılarını göz ardı etmeye ve meşakkatleri önemsememeye sevk ediyordu bizleri. Ta ki zirveye vardığımızda bu manzara için ne yapsak azmış dedirtti bizlere… Bir kez daha olsun yine çıkarım, yine bu yolun meşakkatlerine katlanırım, deyiverdik. Tırmanırken çektiğimiz tüm sıkıntıları bir anda unuttuk. O muhteşem manzaraya kaptırdık kendimizi. “Aman Allah’ım ne güzel bir manzara bu! Ya Rabbi! Bu güzel manzarayı bana görmeyi nasip ettiğin için sana şükürler olsun” dedik. Milyarlarca insan arasında sadece bize ve bizim gibi o tırmanışın meşakkatlerine katlanarak hedefe varanlara nasip olduğu için kendimizi çok kısmetli hissettik. Özel bir insan olduğumuzun, çoğu kimseye nasip olmayanın bize nasip olduğunun idraki içerisinde Rabbimize hamd ettik. Hedefe varmanın mutluluğu bizim en önemli anılarımızın arasındaki yerini aldı. Devamlı anlatılacak ve anlatırken de gururla bahsedilecek bir iş haline geldi. İnsanların ağzı açık bir halde hayranlıkla dinledikleri, güzel bir macera olarak dudak ısıttırdı çevremizdekilere.  

İşte bu hayat yolunda bizler tıpkı bu misalde olduğu gibi bazen bir tırmanışın içinde zirveye yani Allahu Teâlâ’nın rızasına ulaşma umuduyla yolun yokuş olmasına, çile ve meşakkatine aldırış etmeden, zevkle ve hayattan zevk alarak bu yolda ilerliyoruz. Bazılarımız ise zirveye ulaşma arzusu içinde olmayarak bulunduğu mekândan ve konumdan razı bir şekilde monoton bir hayatın içinde gayesiz ve amaçsız bir hayat sürüyor. Güzel bir söz vardır. Bu söz tam da bu kişiyi yansıtır: “Tekne limanda güvendedir. Ama teknenin amacı bu değildir.” 

Bazılarımız ilk başta zirveye çıkma umudu içindeyken biraz yolu kat edince hemen pes etmeye ve geri dönmeye yelteniyor. 

Diğer bazımız ise bu yolda çıktığı bu kadar mesafenin kendine yeteceğini, buradan da manzaranın güzel göründüğünü söylüyor.

Bazılarımız ise yorulduğunu, kısa bir müddet soluklanmanın kendisine yeterli gelmeyeceğini uzun bir müddet dinlenmek istediğini, zamanı gelince tekrar yola koyulacağını söylüyor. Bu aldanış içerisinde çok uzun bir zaman bulunduğu yerde kalıyor ve artık orayı yaşanacak bir yer olarak belliyor. Hedefini unutuyor, zirveye ulaşma diye bir düşünce zihninden çıkıyor.

Bazılarımız ise neredeyse zirveye ramak kala, hedefe tam ulaşacağı anda pes ediyor. Umutsuzluk içerisinde, bitip tükendiğinden bahsediyor, artık gücünün kalmadığını, eski enerjisini yitirdiğini, bu işin kendisine göre olmadığını söylüyor. Bazen de gücünün tükenmesi neticesinde azmini yitirdiği için kendini salıveriyor ve bir anlık gaflet neticesinde zirveye en yakın olan kişi iken süratle uçurumdan aşağıya yuvarlanarak helak olabiliyor. 

Bu örnekler içerisinde bizler acaba hangisi sınıftanız? Bu soruya en güzel cevabı tabi ki yine biz vereceğiz? Hangisi olmak bize daha güzel gelir? sorusuna her birimiz “Tabi ki zirveye çıkan” cevabını veririz. Veririz vermesine ama iş icraata gelince bu zikrettiğimiz diğer grupların arasındaki yerimizi istemesekte alırız. Temenni ile amel birbirinden farklıdır çünkü. Herkesin söylediği gibi yaşaması mümkün olmayabilir. Zorluk herkesin katlanabileceği bir durum olmayabilir. Herkes bu meşakkate katlanacak gücü kendinde bulamayabilir. Bazen isteyerek bazen de şartların ve imkânların darlığı. Ne derseniz deyin. Şeytanın vesvesesi, nefsin heva ve hevesi, aşağıda kalan ve geride bıraktığımız tüm nefse hoş gelen şeyler ve daha nicesi… Bizi engelleyen her ne varsa, bizi yoldan alıkoyan veya belli bir zaman sonra geri döndüren ne varsa… İşte bunlar bizi zirveden alıkoydu. Ve bunlar sebebiyle zirveye ulaşamadık. 

Oysa yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir.”[3] Acaba zirveye tırmanma kararlılığını gösterebildik mi? Hazırlıklarımızı buna göre yapabildik mi? Ön hazırlıklarımızı tamamlayıp tam teçhizat yola koyulabildik mi? Gerçekten bunun isteğini kalbimizde taşıdık mı? Yoksa göstermelik ve gerçeklikten uzak bir istek olarak mı kaldı kalplerimizde? Şunu iyi bilelim ki zihnimizde nereye kadar gidebiliyorsak hakikatte de oraya kadar gidebiliriz. Çünkü her şey, önce düşüncede başlar ve ardından düşüncelerden yaşama yansır. Düşüncede netleşen amaçlar pratiğe yansıyana kadar bir mana ifade etmez. Ancak amele dönüşen fikir fayda verir. Yoksa, salt bir bilgiden öte geçemez. 

Allah ancak çalışıp gayret edene vereceğini söylüyor. “Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.”[4] Bu sebeple bizler gereken gayreti gösterdiğimizi söyleyebiliyor muyuz?

Eğer bu soruya vereceğimiz cevap “Evet” ise o zaman hiç üzülmeyelim. Çünkü Rabbimizin yardımı bizimle demektir. “Muhakkak her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Evet, her güçlükle beraber elbette bir kolaylık vardır.”[5]“Mü’minlere yardım etmek bizim üzerimize bir haktır.”[6] “Biz de ona kolay olanı kolaylaştıracağız.”[7]

Hedef ne kadar yüksek olursa olsun yapılacak iş hedefi gözde büyütmemektir. Çünkü aşağıdan çok yüksek görülen yol yukarıya doğru çıkıldıkça ulaşma ümidi içerisinde kısalmaya başlayacaktır. Yola çıkılınca hiçte aşağıdan bakıldığı gibi zor gözükmediğini ve yolun kolay olduğunu göreceğiz. 

O zaman ilk önce yapılacak iş zirveye çıkma isteğinde samimi olmak. Ardından bunun için yapılması gereken hazırlıkları yapmak. Gerekli olacak tüm ekipmanları tedarik edip “Bismillah” diyerek yola çıkmak. Sonrasında da Rabbimize tevekkül edip bu yolda bıkmadan usanmadan devam etmek. İşte hayatımızı özetleyen durumumuz bu. Yapacağımız tercihlerimiz ve bizi ulaştıracağı sonuç bu. Artık karar zamanı Tembellik mi? İsteksizlik mi? Yoksa Azim ve umutla hedefe yönelmek mi? Karar sizin… 

Ancak unutmayalım ki tercihlerimiz sonumuzu belirleyecektir.

Allah’a giden yolun sorumluluğunu bilen yolcular geri dönmez ve umutsuzluğa kapılmazlar. Öyleyse silkinerek kendimize gelmekten başka bir çaremiz yok. Bunca zamandır ertelediğimiz planları artık uygulamaya koyma zamanı… Vakit az… Zaman hızla akıp gidiyor… 

Merhum Mehmet Akif’in:

Vakti çoktan geldi hem geçmektedir arlanmanın

Davranın haykırmadan nakus-u[8] izmihlaliniz[9]

Öyle bir buhrana sapmıştır ki zira haliniz

Zevke dalmak şöyle dursun vaktiniz yok mateme

Davranın zira gülünç olduk âleme 

Mısraları bu gerçeği en güzel şekilde gözler önüne sermektedir. Zevke dalmak bir yana yaptıklarımızın pişmanlığını bile yaşamaya vaktimiz yok. Zamanın hızla akıp gidişi karşısında onunla omuz omuza koşmaktan başka bir çıkar yolumuz yok. Çünkü o hızla ilerliyor ve bizi geride bırakıyor. Öyleyse bizim yapmamız gereken bu koşuda onunla aynı tempoyu yakalamak ve beraber devam etmek… Ancak o zaman vakitten faydalanabiliriz. Ancak o zaman hayatı dolu dolu yaşayabiliriz.

Önümüzde yaz tatili bulunmakta. Bazılarımız bundan nasıl faydalanabileceğini bildiği için diğer günlerden farklı bir durum arz etmiyor. Nihayetinde bu günler de diğer günlerden çok farklı değil, yeter ki faydalanmayı ve buna göre program yapmayı becerebilelim. Hayat dün de 24 saat idi, bugün de yarın da hatta önümüzdeki ay ve sonralarında da günler hep aynı, zaman değişmeden azalıp kısalmadan devam ediyor. Ancak zamanı öldüren veya en iyi şekilde değerlendirenler bizleriz. Aldığımız veya alamadığımız kararlar, yaptığımız ya da yapmadığımız işler bizim zamanımızı direkt etkileyecek ve başarı veya başarısızlığımıza etki edecektir. Öyleyse bizim de biricik önderimiz Hz. Muhammed aleyhisselâm gibi “Bir işi bitirdiğinde bir başkasına girişip yorul” düsturunu baş tacı edinip çalışmaktan başka bir yolumuz yok. Bu yolun yazı-kışı yok, gecesi-gündüzü yok, dinlenmeye ayıracak bir lüksü yok. Hele hele tatile mi! Böyle bir şeye ise hiç yok! Dini meselelerde tatil olmaz. İbadetlerde tatil olmaz. Dini tebliğin tatili olmaz. Hakikat şu ki: Müslümanın emeklisi olmaz. Müslümanın emekliliği mezarda olur. Bizim dinlenmemiz(tatilimiz) ancak DİN’lenmemiz (Dini bilgilerimizi artırmak) için olmalıdır.  Şunu iyi bilelim ki; sadece güneşli günlerde yürürseniz hedefinize asla varamazsınız.

Unutmayalım ki kazma sallamaktan yorulan kişi kürekle çalışmaya devam etmez ise bir daha eline ne kazma ne de kürek alabilir. Ve iş yarıda kalır. Rabbimiz bizleri bu bilinç ile hareket eden kullarından eylesin. Ömrünü en bereketli şekilde geçiren ve hayat imtihanını başarıyla veren kullarından eylesin. Hayattan gereği gibi istifade edemeyen ve pişmanlıklar içerisinde ölümün gelip çattığı anda “Rabbim! beni geri gönder; Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım.”[10]diyen kimselerden eylemesin. 

Selam ve Dua ile. 


[1]. Fatır,37.

[2]İnşirah,7.

[3]. Bakara, 286.

[4]. Necm,39.

[5]İnşirah,5,6.

[6]Rum,47.

[7]. Leyl,7.

[8] Kiliselerde asılı bir vaziyette durup belirli vakitlerde çalınan çan. Kilisenin büyük çanı.

[9]Yok olma, bozulma, perişan olma. “Yani yok oluşunuzu ilan eden kilise çanları çalmadan davranın.”

[10]. Mü’minun, 99-100.