Ramazan Ayını Fırsat Bilmek

Kapak Dosya – Hakan Sarıküçük / 2019 Mayıs / 78. Sayı

Hamd, “Ey iman edenler; korunasınız diye, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de oruç farz kılındı.”[1] buyurarakRamazan ayını takvaya ulaşmak için ihya etmemiz gereken bir ay kılan Allah’a,

Salât ve Selâm “Ramazan ayına kavuşup da günahları bağışlanmadan bu aydan çıkan kişinin burnu sürtsün…”[2] buyurarak bu ayın ehemmiyetine vurgu yapan ve bu aydan istifade etmemiz gerektiğini bildiren Rasûlullah aleyhisselâm’a,

Allahu Teâlâ’nın afvu keremi, ihsan ve nimetleri Ramazan ayını gereği gibi ihya edebilme kararlılığında ve çabasında olan müminlerin üzerine olsun.

Ramazan ayı; oruç, namaz, gece ibadetleri, Kur’an tilaveti, sadaka, itikâf, zikir ve umre gibi ibadetleri içinde barındırması hasebiyle, kalplerimizin diriltilmesi, imanımızın inşası ve Allah’a giden yolculuğumuz açısından, altın bir fırsattır.

Bu saymış olduğumuz ibadetleri hakkıyla yerine getirdiğimizde, hiç şüphesiz kalbin ihyası, aydınlanması ve en büyük hedef olan “Allah’a giden yolda” büyük bir hazırlık olması bakımından çok büyük etkileri olacaktır.

Böyle olmaz da Ramazan ayını şekilden ibaret geçiştirecek olursak, olduğumuz hal üzere kalırız. Neticede Ramazan ayı yaşantımızda bir değişikliğe etki etmez. Ramazan’dan sonra da tembellik, gevşeklik ve dünyaya karşı olan bağımlılık konusundaki şikâyetler, olduğu gibi devam eder… 

Ramazan ayı; kalbi iman ile şarj etmenin, nefsi terbiye etmenin ve arındırmanın en büyük fırsatıdır. Bir Müslüman bu fırsatı asla kaçırmamalıdır.

Ramazan ayı, bir Müslümanın kalbini ihya etmesi ve Rabbi ile bağlarını güçlendirmesi için birçok amelleri barındırmaktadır.

Birincisi: Oruç…

Oruç, kişinin nefsine sahip olması ve onu kontrol altına alabilmesinin en büyük aracıdır. Nefis, kulun Allah’a yolculuğunda, önünde bulunan en büyük engeldir. Nefsin özelliği, sürekli olarak sorumluluktan ve haklardan kaçmaktır. Bu nedenle, nefsi terbiye etmenin en iyi yolu oruçtur. Oruç ile kişinin şehevi arzuları zayıflar.

Halimî isimli âlim bir zat şöyle demiştir: “Kişinin, helal olan her yemekten, bedenini ağırlaştıracak kadar yemesi gerekmez. Böyle yaptığında, uyku halinin ağır basmasına sebebiyet verir. Böylelikle de ibadetlerden uzak kalır. Bunun için, açlığını bastıracak bir miktar yemek yemelidir. Kişinin yemek yemekteki amacı, ibadet yapabilecek gücü elde etmesi olmalıdır.”

Oruçlu kişinin, yeteri miktarda yemek içmekle yetinmesiyle birlikte, yeteri miktarda konuşmayla yetinmesi ve fazla gülmemeye de dikkat etmesi gerekmektedir. Sözlerimiz boş sözlerden ve diğer dil felaketlerinden uzak olmalıdır.

İkincisi: Mescitlerden uzak kalmamak… 

Mescitlerin, kalbin aydınlanmasında büyük payı bulunmaktadır. 

Allah azze ve celle’nin “Allah, yerlerin ve göklerin nurudur” ayet-i celilesi’nin sonunda; “Allah; dilediğini nuruna kavuşturur. Allah; insanlara misaller verir. Ve Allah; her şeyi bilendir.”[3] buyurmaktadır. Allah azze ve celle, bir sonraki ayet-i celilesinde, bu nura sahip olmanın en büyük yerinin neresi olduğunu haber vermektedir; “O evlerde ki; Allah, onların yüceltilmesine ve içlerinde kendisinin adının anılmasına izin vermiştir. Onlar da sabah akşam O’nu tesbih ederler.”[4]Mescitlerde, kalpler Allah’a bağlanır ve nefis günahlardan engellenir. 

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem“Size, Allah’ın günahlarınızı sileceği ve derecenizi yükselteceği ameli haber vereyim mi?”buyurdu. Orada bulunanlar; evet, ey Allah’ın Rasûlü! dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem“Zorluğa rağmen abdest alıp çok adımla mescide gitmek ve bir namazı kıldıktan sonra, öbür namazı beklemektir. İşte ribat (bağ) budur… İşte ribat (bağ) budur…” buyurdu.[5]

Hiç şüphesiz, Müslümanın kalbi, imana çağıran etkenlerle, şehevi arzulara çağıran etkenler arasında sürekli bir şekilde halden hale değişir. Bunun için de kalbinin iman üzere sabit kalması, bağlanması gerekir. İşte bu durum, mescidin önemini ortaya koymaktadır. 

Erken vakitte, mescitlere gitmeli ve bir ihtiyaç olmadığı sürece, namazdan sonra yerimizi terk etmemeliyiz ki, bu şekilde meleklerin bizim için yapacakları duaya nail olabilelim…

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmaktadır: “Hiç şüphesiz, sizden biriniz namaz kıldığı yerden kalkmadığı sürece ve abdestli olduğu sürece, melekler onun için; “Allah’ım onu bağışla… Allah’ım ona merhamet et…” diye dua ederler.”[6]

Üçüncüsü: Kur’an’ı Kerim…

Ramazan ayı, Kur’an ayıdır. Hiç şüphesiz bu ayda Kur’an ile meşgul olmak, kalbin aydınlanması, doğru yolu bulması ve şifa bulmasının en önemli araçlarından biridir. 

“Ey insanlar; size Rabbinizden bir öğüt, göğüslerde olana bir şifa, Müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.”[7]

Müminin Allah ile olan bağı, Kur’an ile olan bağları ölçüsündedir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: “Size müjdeler olsun!.. Hiç şüphesiz, bu Kur’an’ın bir ucu Allah’ın elinde, diğer bir ucu da sizin elinizdedir. Onu sıkı sıkıya tutunuz! Hiç şüphesiz, siz ona tutunduğunuz sürece sapmazsınız ve helak olmazsınız…”[8]

Hiç şüphesiz Kur’an, sadece dille okumamız için inmemiştir. Bilakis, düşünmemiz ve bize fayda verecek manaları okuyup çıkarmamız için inmiştir. 

“Ayetlerini düşünsünler ve akıl sahibi olanlar öğüt alsınlar diye, sana mübarek bir kitap indirdik.”[9]

Seleften bazıları şöyle demiştir: “Kur’an’ın yanına oturduktan sonra kalkan birisi; ya bundan kazançlı olarak, ya da zararlı olarak kalkar.”

“Kur’an’dan; müminler için rahmet ve şifa olanı indiririz. Zalimler için ise ancak hüsranı artırır.”[10]

Hiç şüphesiz, kalbimizi ortak etmeden, sadece dille okuduğumuz Kur’an, hakiki manada bizleri değiştirmede etkili olamayacaktır.

Bu durum, asırlardır Salihlerin dikkat çekmeye çalıştığı gerçeğin ta kendisidir. 

Ali radıyallahu anh şöyle demiştir: “Düşünmeksizin yapılan kıraatten hayır gelmez!”

Hasan radıyallahu anh da şöyle demiştir: “Senin aklın, okumakta olduğun Sure’nin sonunu getirmekte iken, bu kıraat kalbini nasıl yumuşatsın ki?”

İbni Kayyim rahimehullah da bu konuda şunları aktarmaktadır: “Kalp için; Kur’an’ı, manasını düşünerek ve tefekkür ederek okumaktan daha faydalı bir şey yoktur. Hiç şüphesiz, Kur’an kendisinden önce inen bütün vahyi, Âlemin hallerini ve Ariflerin makamlarını içinde toplamıştır. Şayet insanlar, manasını düşünerek Kur’an okumanın faziletini bilmiş olsalardı, her şeyi bırakır onunla meşgul olurlardı. Bir ayetin, manası düşünülerek okunması, manası düşünülmeden ve tefekkür edilmeden okunan bir hatimden daha hayırlıdır.”

Dördüncüsü: Gece ibadetleri…  

Gece ibadetleri, kalbin ihyasında önemli yer tutan araçlardan biridir. 

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmaktadır: “Gece ibadetlerinden geri durmayınız. Hiç şüphesiz bu sünnet, sizden önceki Salihlerin alışkanlığı, sizi Allah’a yaklaştıran ve kötülüklerden alıkoyan, bedenden hastalıkları uzaklaştıran bir amel ve günahların kefaretidir…”[11]

Hiç şüphesiz, gecenin ikramına yönelerek, diğerleriyle birlikte gecenin sunduğu ganimetleri bölüşmek, kalpte imanı filizlendirmenin en büyük yollarından biridir. 

Allah azze ve celle, hadleri, farz namazları ve diğer farzları teşri etmeden önce, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ve Sahabe-i Kiram’a, gece namazlarını farz kılmıştı. Çünkü kişi, gecenin karanlığında Rabbiyle yalnız kaldığında ve kalbi O’na bağlandığında, kalbi temizlenir ve üzerine nur iner.

Kuşkusuz bu büyük amel; Kur’an’ı düşünmeyi ve tefekkürü, Rabbi Subhânehu ve Teâlâ’ya karşı boyun eğişin ve alçalmanın sembolü olan rükû ve secdeyi, bir de Allah’a yaklaşma fiilini, bir araya getirmektedir.

Bazı salih kişiler, şöyle demişlerdir: 

Dünyada; gece ibadetlerinde, yakarışta bulunanların, kalbinde hissetmiş olduğu tadın dışında, cennet ehlinin nimetlerine benzeyen başka bir şey yoktur. 

Muhammed İkbal, şöyle demiştir: “İster ilim ehliyle birlikte ol, istersen de hikmet ehliyle birlikte ol, seher vakti yakarışlarıyla geri dönmediğin sürece, bir kazanımın olmuş olmaz.”  

Allah’ın rahmeti üzerine olsun, bu sözleriyle şunu kast etmiştir: İster etkili bir vaiz ol, ister kalabalıkları galeyana getiren bir hatip ol, istersen de çok başarılı bir davetçi ol… Ne olursan ol! Ancak, şöhret ve güç elbiseni çıkarıp, sahte unvanlarını bir kenara koyup, Rabbinin gazabından korkan bir kul olarak, O’nun Rahmetine sığındığın bir anlık, sefer vaktin varsa, kendine fayda verebilirsin… 

Beşincisi: Faziletli vakitlerden faydalanmak… 

İbni Receb rahimehullah şöyle demektedir: “Hiç şüphesiz Allah azze ve celle, bazı ayları diğer aylardan üstün kılmıştır. Aynı şekilde bazı günler ve geceleri de diğerlerinden üstün kılmıştır. Örneğin; Kadir gecesini bin aydan üstün kılmıştır.”

Bütün bu faziletli zamanlarda, kişiye düşen görev, kendisini Allah’a yaklaştıracak amel ve taatlerde bulunmaktır. Bahtiyar kişi bu mübarek aylar ve günlerde, gereken ibadet ve taati yaparak, üzerine düşen vazifeyi yerine getirerek Rabbine yaklaşan kişidir. Böylelikle Rabbinin rahmet ve mağfiretine erişerek, cehennemden kurtulup, o korku ve dehşetinden emin olur.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmaktadır: “Hiç şüphesiz, Rabbinizin zaman içinde bazı vakitlerde ikramları vardır. Bu vakitlerdeki ikramları elde etmek için gayret gösterin. Ola ki, sizden biriniz bu vakitlerdeki ikramlara denk gelir de o vakitten sonra artık hiç günahkâr olmaz…”[12]  

Hiç şüphesiz, özel vakitlerdeki bu özel ikramlar, elde etmeye çalışanlara nasip olur. Üç vakit vardır ki, âlimler bu vakitleri, ibadet ve taat ile Allah’a giden kulluk yolculuğu olarak isimlendirmektedirler. Bu vakitler; gecenin sonu, günün ilk vakti ve gün sonudur.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmaktadır: “Hiç şüphesiz, bu din kolaylık dinidir. Kim bu dine galip gelmeye çalışırsa, dine galip gelemez, din ona galip gelir. Doğru olun, yakınlaştırın ve müjdeleyiniz. Günün başında, sonunda ve gecenin bir bölümüyle, ibadetlerde bulunarak yardım alınız…”[13]

Sabah ve akşam vakitlerindeki zikirlerin ve bu vakitlerde Allah’ı anan kişinin fazileti hakkında birçok nas varit olmuştur. Selef, günün başlangıcından ziyade, gün sonuna daha fazla önem vermişlerdir.[14]

İmam Hasan el-Benna rahimehullah şöyle demektedir: 

Değerli kardeşim!.. Önünde; her günün başlangıcında bir miktar, gün sonunda bir miktar ve geceden bir miktar vakitte, temiz bir ruh ile Mele-i Âla’ya yükselme fırsatın bulunmaktadır. Böylelikle dünya ve ahiretin en hayırlı amellerini elde edebilirsin. 

Önünde; Allah’ın Kitabı’nın ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinin yönlendirmiş olduğu, Allah’a itaat etme mevsimleri, ibadet günleri ve Allah’a yakınlaşma geceleri bulunmaktadır. 

Öyleyse… Bu vakitlerde, Zâkirlerden olmaya gayret et. Gafillerden olma. Öğrendikleriyle amel edenlerden ol, gevşeklerden olma. Bu vakitleri ganimet bil. Vakit kılıç gibidir. Kılıçla vuruşma. Ondan daha tehlikeli bir şey yoktur.

Bu değerli vakitlerden, haftalık olanına gelince; Cuma gününün büyük bir şerefi bulunmaktadır. Bu günde bir vakit vardır ki, bu vakitte dualara icabet edilir. Öyleyse, o değerli vakti elde etmek için gayretli olmalıyız. 

İmam Nevevi rahimehullah şöyle demektedir: Cuma günü, gün doğumundan, güneşin batımına kadar duayı artırmalıyız ki, dualara icabet edildiği o değerli vakte denk gelebilelim…[15]

Bize düşen, bu mübarek günde daha fazla gayretli olmaktır. Bu güne özel bir program yapmalıyız. En güzel şekliyle Cuma namazını eda etmek için de erken vakitte mescide gitmeliyiz.

Her ne kadar, Ramazan ayının diğer aylara nazaran bir fazileti, bir üstünlüğü bulunuyorsa da Kadir gecesinin daha büyük bir şerefi bulunmaktadır. 

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmaktadır: “Kim iman ederek ve ecrini umarak, Kadir gecesini ikame ederse, geçmiş günahları bağışlanır.”[16]

Kadir gecesini, Ramazan ayının son 10 gününde aramalıyız. Bunun için, Ramazanın son 10 gününde daha fazla gayretli olmalıyız. Hiç şüphesiz, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazanın son 10 günü olduğunda, hanımlarına yaklaşmaz, gecelerini ihya eder ve ailesini de ibadetler için uyandırırdı…

Bu değerli dönemlerden birisi de Hacc’a eşdeğer olan, Ramazan ayındaki Umre’dir. Bu nedenle, Umre yapmak için bu ayda gayret göstermeliyiz.

Her birimizin, bu değerli vakitlerden hakkıyla faydalanmak için, kendisine uygun bir şekilde program yapması gerekmektedir. Bu vakitlerden birini kaçırdığında, geri kalan vakitleri bırakmaması gerekir…

Altıncısı: İtikâf…

İtikâf, Allah’a ibadet etmek için mescide kapanmaktır. Ramazan ayında da bu ayın dışında da itikâfta bulunmak müstehaptır. İtikâfın en faziletlisi, bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesine denk gelmek için, Ramazan ayının son 10 gününde yapılmasıdır. 

İmam Ahmed, itikâfta bulunan kişinin, insanlara karışmaması, ilim dersi vermemesi ve hatta Kur’an dersi dahi vermemesi gerektiği görüşünü belirtmiştir. İtikâftaki kişinin, nefsiyle baş başa kalması, Rabbine münacatta bulunması, bütün vaktini zikir ve duaya ayırması gerekmektedir. 

İtikâf, insanlardan ve cemaatlerden uzak kalmaması gereken Müslümanın, şeriatın nezdinde tek meşru halveti ve insanlardan uzaklaşma halidir. 

Her ne kadar kısa olsa da bir Müslümanın, Ramazan ayının bu sayılı günlerini ve gecelerini ganimet bilerek, itikâfa niyet edip, Allah azze ve celle ile baş başa kalarak, mümkün olduğunca faydalanabilmek için, elinden geleni yapması gerekir. 

Ramazan ayının son 10 gününde itikâfa girmek için istekli olmalıyız. Bunu yapmaya imkân bulamıyorsak, en azından gecelerini ihya etmeliyiz. Özellikle tekli gecelerde kendimizi ibadete adamalıyız. En azından bu gecelerde insanlardan, konuşmaktan ve bizi Rabbimizle baş başa kalmaktan alıkoyacak bütün fiillerden uzak durmalıyız.

İbni Receb rahimehullah, bu konuda şöyle demektedir: “İtikâfın hakikati; kendimizi, yaratanın hizmetine vermek için, yaratılanlarla irtibatımızı kesmektir.”

Yedincisi: Dua… 

Dua da bir ibadettir. Bunun dışında kader geri çevrilmez. Bu ibadetle kul; bütün kâinatın sahibi karşısında, acizliğini ve fakirliğini itiraf etmiş olur. 

Duanın daha faziletli olduğu belirli bazı vakitler bulunmaktadır; ezan ile kamet arasındaki vakit, namazlardan sonraki vakit, gecenin son üçte birlik bölümü, Cuma günü imamın minbere çıktığı vakitle, Cuma namazını bitirdiği zaman arasındaki vakit, aynı şekilde Cuma gününün son vakitleri, Kadir gecesi veya yağmurun yağması esnasındaki vakit faziletli vakitlerdendir. 

Aynı şekilde oruçlu kişinin duası ve yolcunun duası da makbuldür.

Ramazan ayının her gecesinde, Müminler cehennemden azat olunurlar. 

Kulun Rabbine en yakın olduğu yer, secde halidir. 

Bizim üzerimize düşen, bu değerli anları ganimet bilerek bu vakitlerde Allah’a boyun eğip, acizliğimizi itiraf edip, O’na sığınmak ve O’na yakarmaktır…

Dünyanın dört bir yanında zulme maruz kalan Müslümanlara da çokça dua etmeliyiz. Bununla birlikte, dünyanın birçok yerinde Allah’a ve Rasûlüne kafa tutan, düşmanlık eden zalimlere de beddua etmeliyiz. Umarız ki Allahu Teâlâ, Müslümanları içinde bulunmuş olduğu bu sıkıntılardan kurtarır, acılarını hafifletir ve vaat etmiş olduğu yardımını gönderir.

“Biz, suç işleyenlerden öç aldık. Çünkü Müminlere yardım etmek üstümüze bir haktır.”[17]

Sekizincisi: Sadaka… 

Hiç şüphesiz, Allah’ın Kitabına dikkatlice bakan bir kişi, Müslümanları Allah yolunda infak etmeye teşvik eden çok sayıda Ayet-i Celile ile karşılaşacaktır. 

Kuşkusuz, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, insanların en cömerdiydi. En cömert olduğu dönem de Ramazan ayı idi.

“Onların mallarından sadaka al ki, bununla onları temizleyip arıtmış olasın.”[18]

Sadakada ilk fayda gören kişi, bizzat sadakayı veren kişidir. Çünkü sadaka vermek, kişiyi cimrilik hastalığından ve günahlardan kurtarır.

Nefsin, dünyanın çekim gücünden kurtulmasının ve göğe doğru yükselişinin başlangıç noktası, fıtratında var olan cimrilik hastalığından kurtulmasıdır. Bunu da Allah yolunda infak etme sonucunda elde edebilir. Böylelikle, bu haslet onun için bir karakter halini alır, dünya sevgisi kalbinden çıkar ve dünyalıklarda züht sahibi olur.

Tasadduk etmek, dünya ve ahiret için büyük bir fazilettir. Bu ibadet, hastalıkları tedavi eder, belâları def eder, işleri kolaylaştırır, rızkı artırır, kötülükleri önler, günahların etkisini temizler ve Rabbin öfkesini dindirir. Sadaka kıyamet gününde sahibine gölge olur, onu cehennem ateşinden korur ve ondan azabı uzaklaştırır.

Sadaka, kulun Rabbine olan yolculuğunda kuvvetli bir bağdır.

“Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışlara hakkını ver. Bu; Allah’ın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır ve işte onlar; kurtuluşa erenlerdir.”[19]

Bu ameli terk etmek için, kimsenin bir mazereti bulunmamaktadır. Allah azze ve celle, bizim için infak etmemiz gereken muayyen bir miktar belirlememiştir. Bu kapı bütün herkesin önünde açıktır. Herkes gücü nispetinde, infak edebilmektedir.

 “Onlar ki; mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık infak ederler. İşte onların mükâfatı Rabları katındadır. Onlar için korku da yoktur, üzülecek de değillerdir.”[20]

Dokuzuncusu: Fikir ve zikir…

Allah azze ve celle’nin zikredilmesi, anılması kalbin gıdası ve hayat kaynağıdır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmaktadır: “Rabbini anan kişi ile Rabbini anmayan kişi, diri ile ölüye benzer.”[21]

İbni Teymiye rahimehullah, bu hususta şunları söylemektedir: “Balık için su neyse, kalp için de zikir odur. Balık sudan uzak durursa, hali nice olur?

Cennetin binaları zikirle inşa edilir. Kişi Allah’ı anmayı durdurduğu zaman, melekler de cennetteki binaların inşasını durdurur. O kişi tekrar Allah’ı anmaya başladığında, melekler de inşaata devam ederler…”[22]

Fakat kişi, Allah’ı anarken dilinin söylediklerine kalbini de ortak etmeli ve bu konuda rivayet edilmiş hadis-i şeriflerde geçen lafızlarla zikir yapmalıdır. Bununla birlikte, bu zikirleri yaparken tefekkür ibadetini de ihmal etmemelidir.

“Muhakkak ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde; akıl sahipleri için elbette ayetler vardır. Onlar ki; ayakta, oturarak ve yanları üstü yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. Rabbimiz; Sen bunları boşuna yaratmadın, sen pak ve münezzehsin, bizi, o ateş azabından koru, derler.”[23]

Hasan-ı Basri rahimehullah şöyle demiştir: “Hiç şüphesiz, akıl sahipleri zikirle fikre ulaşırlar, fikir ile de zikre ulaşırlar. Böylece kalpleri dile gelir. Kalpleri konuştuğunda da hikmetle konuşur.” 

Kendimize sürekli takip edeceğimiz, belli virtler edinmemiz gerekmektir. Bu zikirleri yaparken de dilimizle birlikte, kalbimizle de bu amele ortak olmalıyız. Şunu da bilmeliyiz ki, tam bir sevap almak istiyorsak, ameli tam bir şeklide icra etmemiz gerekir. 

Ameller, şekilleri veya sayılarıyla birbirlerine karşı üstünlük göstermez. Bilakis ameller, kalpteki karşılıkları miktarınca, üstünlük arz eder. Aynı ameli iki kişi, aynı şekliyle yapabilir. Fakat bu iki kişinin yapmış olduğu aynı amel arasında yeryüzüyle gökyüzü arasındaki mesafe kadar bir fark olabilir.

Sabah ve akşam zikirlerinin veya diğer özel zikirlerin, üzerimizde büyük etkileri bulunmaktadır. Bunun için yapmış olduğumuz zikirleri önemseyerek, dilimizle tekrar ederken, kalbimizde iştirak edip, aklımızla da manalarını tefekkür etmeliyiz.

Onuncusu: Nefsimizi hesaba çekmek… 

Ramazan ayının geçmesinden birkaç gün sonra, nefsimizi kontrol etmek daha kolay olur. Onun için de yapmış olduğumuz amellerden dolayı nefsimizi sürekli hesaba çekmeyi ihmal etmemeliyiz. 

Hayatımızın birçok safhasında, nefsimizi hesaba çekebileceğimiz yerler bulunmaktadır. Bize düşen, hayatımızdaki bütün amellerde, kendimizi hesaba çekerek bu konularda nerede bulunduğumuzu tespit etmek, hatta mümkünse yapmış olduğumuz bütün hata ve günahları tespit ederek, bunlardan dolayı tövbe etmektir. Böylece hatalarımızı temizleyerek, daha doğru bir yaşantıya ulaşmış oluruz.

Ramazan ayından hakkıyla faydalanmanın yolları hususunda aktarmış olduğumuz bu on maddeyi göz önünde tutarak, kendimize bir program hazırlamalı ve bu mübarek ay boyunca bu programa riayet ederek, mümkün mertebe bu ayı en verimli bir şekilde eda etmek için gayret göstermeliyiz. 

Günlük, sadık kalmamız gereken hedefler belirlemeliyiz.

Mescide zaman ayırmak için belirli bir vakit tespit etmeli ve bu programa riayet etmeliyiz. Bu vakitte, Kur’an’ı anlayarak ve tefekkür ederek, yavaş ve ağır bir şekilde okumalıyız.

Evde bir kumbaramız olmalı ve günlük sadakamızı bu kumbarada biriktirmeliyiz. 

Fecir doğmadan önce, yarım saat bile olsa, teheccüt namazı için vakit ayırmalıyız.

Kendimiz için, örneğin “Subhanallah ve bihamdihi” “Estağfirullah”, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem için salavat, “La havle ve la kuvvete illa billah” gibi, genel manada zikir ve virtleri belirlemeli ve bu virtleri her gün tekrarlamalıyız.

Duanın makbul olduğu faziletli vakitlerde dua etmeye gayret göstermeli, bu vakitlerde Allah azze ve celle’nin bizleri, ailemizi, kardeşlerimizi ve tüm Müslümanları bağışlaması için yalvarıp yakarmalıyız.

Bunun yanı sıra, nefsimizle yalnız kalabileceğimiz vakitleri kollamalı ve bu vakitlerde kendimizi hesaba çekerek, hata ve kusurlarımızdan arınmanın yollarını aramalıyız.

Son olarak, Allah azze ve celle’den, hakiki manada Kur’an’a dönmemizde, ona sıkı sıkıya tutunmamızda, onun şifasıyla sağlık bulmamızda ve insanları ona davet etmeye bizi muvaffak kılmasında bizlere yardım etmesini diliyoruz.

Selâm ve Dua ile…


[1].  Bakara, 183.

[2].  Tirmizi, r.3545, c.5/550; Hâkim, r.2016, c.1/734; Ahmed bin Hanbel, r.7444, c.2/254, Sahih-i Câmi r.3510. Elbani, sahih hadis olduğunu belirtmiştir.

[3].  Nur, 35.

[4].  Nur, 36.

[5].  Sahih-i Müslim, r.251, c.1/219.

[6].  Ahmed bin Hanbel, r.8106, c.2/312; Ebu Davud, r.469, c.1/127; Nesai, r.733, c.2/55. Ahmed Muhammed Şakir bu rivayetin sahih olduğunu belirtmiştir.

[7].  Yunus, 57.

[8].  Bezzar, r.3421, c.8/346; Taberani, el-Kebir, r.1539, c.2/126; es-Sağir, r.1044, c.2/209, Sahih-i Câmi, r.34. Elbani bu rivayetin sahih olduğunu belirtmiştir.

[9].  Sad, 29.

[10].  İsra, 82.

[11].  Tirmizi, r.3549, c.5/552; Beyhaki, r.4425, c.2/502; Sahih-i Câmi, r.4079. Elbani, sahih olduğunu belirtmiştir.

[12].  Taberani, el-Kebir, r.519, c.19/233; el-Evsat, r.2856, c.3/180; Câmiu’d-Daif, r.1917. Elbani, zayıf hadis olduğunu belirtmiştir.

[13].  Sahih-i Buhari, r.39, c.1/23.

[14].  Letâifu Mearif, İbni Receb el-Hanbeli.

[15].  El-Ezkar, Nevevi, s.129.

[16].  Sahih-i Buhari, r.1802, c.2/672.

[17].  Rum, 47.

[18].  Tevbe, 103.

[19].  Rum, 38.

[20].  Bakara, 274.

[21].  Muttefekun Aleyh.

[22].  El-Vabilu’s-Sayyib, İbni Teymiye.

[23].  Âl-i İmran, 190-191.