Kalbin Sahibine Dönüşü

Serbest Köşe – Hatice Nergiz / 2025 Kasım / 156. Sayı

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Hamd, âlemlerin Rabbi, kalpleri sevgiyle dolduran, kullarına merhameti sonsuz olan Allah’a mahsustur.

Salât ve selâm, O’nun sevgisini en güzeliyle yaşayan, en güzel anlatan, kalbi Allah sevgisiyle dolu olan Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme, ailesine ve ashabına olsun.

İnsan, sevmek üzere yaratılmıştır. Kalp, sevgiyle dolar ama her sevgi onu yüceltmez. Bazı sevgiler kalbi aydınlatır, bazıları karartır. İşte Allah sevgisi, kalbi arındıran; dünya sevgisi ise haddini aşarsa kalbi zincire vuran, karartan bir sevgidir. Allah sevgisi sadece dilde kalmamalı kalbe inmelidir. Kalpte olan Allah sevgisi de ancak salih amellerle ve tam bir kullukla kendini gösterir.

Kur’an şöyle seslenir:

“İnsanlardan kimi, Allah’tan başka şeyleri Allah’a eş tutar da onları Allah’ı sever gibi sever. Müminlerin Allah’a olan sevgisi ise daha güçlüdür.” (Bakara, 165)

Mabud en ziyade mahbûptur” (en çok sevilen varlık bütünüyle mabud hâline gelir). Sevgi, ibadetin başlangıcıdır. Sevdiğin şey senin mabudun olur. Yani kim neyi çok severse, kalbini ona yöneltecek ve o şey onun için “ibadete layık bir ilâh” gibi değer kazanacaktır.

Allah sevgisiyle dolu bir kalp; fedakârdır, sabırlıdır, razıdır. Dünya sevgisiyle dolan kalp ise doymaz, huzursuzdur, kırılgandır. Bu sebeple dünyada yaşamadığımız imtihanlara karşı takındığımız tavır da Allah’a olan sevgimizle orantılıdır. Başımıza gelen güzelliğe şükürle karşılık vermek yine başımıza gelen musibete de sabırla karşılık vermek Rabbini; yaratıcısını hakkıyla seven mümin kulun tavrıdır.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Dünyayı seven ahirete zarar verir; ahireti seven de dünyaya. Siz bâkî olanı (ebedî olanı) fanî olana tercih edin.”[1] 

Yine Rasûlullah bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: “Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.”[2]

Dünya güzeldir ama bir yolculuğun konaklama yeridir. Sahip olduklarımız kalbimizde değil, elimizde durmalı. Çünkü bir gün her şey elimizden gidecek ama kalbimizde ne taşıyorsak onunla Allah’ın huzuruna çıkacağız. Kabre sadece Rabbimizin razı olduğu salih amellerle gireceğiz. Ne mal ne mülk sadece salih amellerle…

Müslümanlar olarak bu gerçeği biliyoruz. Ancak bildiğimiz şeyle amel noktasına geldiğimizde nefsimize yenik düşebiliyoruz. İşte tam o anda Rabbimize olan sevgimizi zırh edinmeli ve onun önüne hiçbir şeyi geçirmemeliyiz.

O’nu sevmek, Yaratıcıyı en derin yerden hissedebilmektir. Allah sevgisi, yalnızca dilde kalan bir iddia değil; kulun kalbini, aklını, ruhunu sarıp sarmalayan bir haldir.

O sevgiyle kılınan namaz başka olur… 

O sevgiyle edilen dua daha içli olur… 

O sevgiyle dökülen gözyaşı arş-ı alaya yükselir.

Çünkü Allah’ı sevmek, kulluğun özüdür.

Rabbimizi sevmek, kulluğun zirvesidir. Allah sevgisiyle atan bir kalp, dünya yüklerini hafif hisseder; O’nun rızasına yönelen bir gönül, fânî sevgilerin peşinden koşmaz.

Kulluğun özü, ibadetin ruhu, sabrın ve şükrün kaynağı işte bu ilâhî sevgidir.

Allah’ı sevmek, O’nu tanımakla başlar. Çünkü kişi ancak bildiğini sever. Allah Teâlâ’nın isimlerini, sıfatlarını, sonsuz rahmetini, azametini bilen bir kalpte O’na karşı derin bir sevgi filizlenir. Bu sevgi, kalpte yer edindikçe kul, O’nun rızasını her şeyin önünde tutar. Nefsi değil, Rabbi için yaşar. Harama yaklaşmaz, emirlere sarılır, zorlukta sabreder, nimette şükreder.

Allah sevgisi kuru bir iddia değil; hayatın her anına yansıyan bir ışıktır. Bu sevgi varsa, kul ibadet ederken huzur bulur. Kur’an okurken ayetler kalbine işler. Geceleri secdede Rabbine yakınlık duyar. Kalp dünya sevgisinden arındıkça, Allah sevgisiyle nurlanır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: 

“Üç şey kimde bulunursa, imanın tadını alır: Allah ve Rasûlünü her şeyden çok sevmek…”[3]

Sahabe-i kiramın hayatı bunun en güzel örnekleriyle doludur. Onlar Allah’ı öyle sevmişlerdir ki, malı mülkü değil, sadece Allah’ın rızasını istemişlerdir. O sevgiyle hicret etmiş, savaşmış, sabretmiş, can vermişlerdir.

Çünkü Allah sevgisi varsa, dünya yük değildir. Çünkü Allah sevgisi varsa, zorluklar bile güzeldir.

Bunun en güzel örneğini hemen yanı başımızda Gazze’de görüyoruz.

Bombaların göğü parçaladığı, enkazların arasında çocukların yetim kaldığı, sabahın acıyla, gecenin kanla harmanlandığı yer… Ama aynı zamanda sabrın, direnişin ve Allah sevgisiyle ayakta kalmanın adı da Gazze’dir.

Bu şehirde insanlar, sadece bir coğrafyayı savunmuyor; imanlarını, izzetlerini, Rablerine olan bağlılıklarını da savunuyor. Çünkü onların yüreğinde ne tank korkusu var ne açlık endişesi… Onların yüreğinde Allah sevgisi var.

Allah’ı seven bir kalp, bu sevgiyi sadece sözle değil; canıyla, malıyla, evladıyla ispat eder. Gazzeli anneler, evlatlarının kefenine sabır sarar. Gazzeli babalar, gözyaşlarını içine akıtarak sabah ezanını bekler. Çünkü bilirler ki Allah’a karşı duyulan sevgi, kulun en büyük gücüdür.

Tıpkı Kur’an’da bildirildiği gibi:

“Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır…” (Tevbe, 111)

Her yıkımda yeniden inşa ederler; her ölümde yeniden doğarlar. Çünkü Allah sevgisi, onları tükenmez bir sabırla donatmıştır.

Bilirler ki dünya zindanı, ahiret nuruna perde olamaz.

Bilirler ki, düşmanın gücü geçicidir, ama Allah’ın kudreti sonsuzdur.

Onların sabrı, Allah’a olan sevgilerinden gelir. Çünkü Allah’ı gerçekten seven bir kalbin, zulüm karşısında boyun eğmesi mümkün değildir. O kalp ne zaman yere düşse, dua ile ayağa kalkar. Ne zaman çaresiz kalsa, Allah’a yönelerek güç bulur.

Gazze’nin çocukları…

O çocuklar, bombalar arasında oynarken bile “Allahu Ekber” diyorsa, bu sevginin izidir.

Gazze’nin kadınları…

Evlatlarını toprağa verip “Elhamdülillah” diyebiliyorlarsa, bu sabrın değil, Allah sevgisinin tezahürüdür.

Çünkü onlar biliyor: 

Bu dünya, fani bir imtihandan ibarettir.

Ve gerçek kurtuluş, Allah’a sevdalı bir kalple bu dünyadan göçebilmektir.

İmam Gazali der ki: “Dünya, seni Rabbinden alıkoyuyorsa o artık bir yük, bir tuzaktır. Ama seni Rabbine yaklaştırıyorsa nimetlerin en güzelidir.”

Allah sevgisi ne bir eşyaya ne bir mala ne bir makama sığar. O sevgi; secdede, gözyaşında, bir yetimi güldürmekte, bir kalbi onarmaktadır.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Üç şey kimde bulunursa, o kişi imanın tadını alır: Allah ve Rasûlü’nü her şeyden çok sevmek, sevdiğini sadece Allah için sevmek, küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi kerih görmek.”[4] 

Dünya gelip geçici, ne kadar koşarsan koş seni yolda bırakacak. Ama Allah’a yönelirsen, O seni asla yalnız bırakmayacak.

Rabbini sevmek; sana ihanet etmeyecek tek sevgiyi seçmektir. O sevgi, kalbi yormaz; aksine dinlendirir. Çünkü Allah’ı sevmek, O’nun seni her halinle kabul ettiğini bilmektir.

İnsanın kalbi, ancak Allah sevgisiyle dirilir. Mal sevgisiyle değil, şöhretle değil, makamla değil. Kalbin gıdası sevgidir; ama öyle bir sevgi ki, insanı dünya yükünden arındıran, ahiret bilinciyle donatan, kalbi yumuşatan bir sevgi…

Ey Allah’ım! Kalplerimizi Senin sevginle dirilt. Bizi Senin sevgine erdir ve sevdiğin kullar arasına kat…


[1]. Ahmed b. Hanbel, Zühd

[2]. Müslim

[3]. Buhârî, İman, 9

[4]. Buhari, İman 9