Helal Lokmanın Önemi

Kapak Dosya – Hakan Sarıküçük / 2020 Temmuz / 92. Sayı

Hamd, kullarına karşı pek lütufkâr olup nimetlerini onlardan esirgemeyen ve Rezzak olan Allah’a,

Salat ve selam, “Allah’ım! Bana merhamet et, bana rızık ver, bana afiyet ver ve beni doğru yola eriştir!” diye dua ederek ümmetine ellerini hayırla doldurmanın yollarını öğreten Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e,

Allahu Teâlâ’nın affı ve mağfireti, lütuf ve ihsanları helalinden kazanıp helalinden harcayan, yerken ve içerken helal olmasına dikkat eden mümin erkek ve mümine kadınların üzerine olsun. 

Allah azze ve celle’nin yaratmış olduğu bu muazzam kâinat, insanoğlunun hizmetine sunulmuştur. İnsanoğlu fakir ve muhtaç, kudret sahibi olan Allah azze ve celle ise Minnet ve Kerem sahibidir. 

“Ben onlardan bir rızık istemiyorum. Ben onların beni doyurup beslemelerini de istemiyorum.” (Zariyat, 57)

Ayet-i celilede kulluk mefhumundan sonra rızık ifadesi geçmektedir. Rızık endişesi, insanoğlunun hayatta kalmanın ardından en çok kafa yorduğu, en çok kalbini bağladığı ve en fazla önem verdiği mesele olmuştur. Bu endişe, aynı zamanda kulluğa zarar veren, kişinin olgun manada kulluğuna engel olan büyük bir imtihana dönüşmüştür. 

Cenab-ı Hak, insanoğlunu beslenme ihtiyacı ile yaratmış, bu ihtiyacını karşılarken kullanılacak gıdaların da helal olmasını emir buyurmuştur. Nitekim ayet-i kerîmede şöyle buyrulur: “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların Helal ve temiz olanlarından yiyin…” (Bakara, 168)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de şu hadisi şerifleriyle bize helal ve haram hususunda ne kadar ihtiyatlı olmamız gerektiğini pek güzel ve veciz bir şekilde beyan buyurmaktadır:

“Şüphesiz helal bellidir. Haram da bellidir. Fakat bu ikisi arasında (helal veya haram olduğu açıkça belli olmayan) birtakım şüpheli şeyler vardır ki pek çok kimse onları bilemez. Şüpheli şeylerden kaçınan bir kimse, dinini ve haysiyetini korumuş olur. Şüpheli şeylerden sakınmayan bir kimse ise zamanla harama düşer. Tıpkı sürüsünü başkasına ait bir arazinin etrafında otlatan çoban gibi ki sürünün bu araziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arazisi vardır. Unutmayın ki, Allah’ın yasak arazisi de haram kıldığı şeylerdir.”[1]

Helal mal, sahibini helale sevk eder ve haramlardan korur; haram bir mal da sahibini harama meylettirir, helale yöneltmez. 

Helal ve harama karşı dikkatli olmak, insan hayatının maddi ve manevi istikâmetine tesir eden en mühim sebeplerden biridir. Helal lokmanın tedariki için de kazancın helal olması zaruridir.

Abdülkadir Geylani Hazretleri de bizi şöyle ikaz etmiştir: “Haram yemek kalbi öldürür, helal yemek ise ihya eder. Lokma var seni dünya ile lokma var seni ahiret ile meşgul eder. Lokma var, seni Hâlık Teâlâ’ya rağbet ettirir.”

Hiç şüphesiz, haram ve şüpheli şeylerle beslenen bir kimsede ibadet aşkı ve kulluk heyecanı olmaz. Haram ve şüpheli gıdalardan kalbe ancak kasvet, bunalıp sıkılma ve gaflet sirayet eder. Temayüller, nefsani arzulara göre şekillenmeye başlar. Böylece gönül hantallaşıp duygusuzlaşır, yalnız kendi menfaatini düşünür. Merhamet ve şefkat fukarası haline gelir. Böylesi kalp ve bedenler, baştanbaşa bir kötülük barınağı ve ahlâksızlık yuvasına döner. Neticede İslâm ahlâkı ve yüce faziletler adeta unutulur.

Haram lokmanın, kalbimize yapmış olduğu menfi tesirler hakkında Mevlânâ: “Köpek bile atılan bir kemiği veya ekmeği koklamadan yemez. (Ya sen ey insan, senin helal-haram gözetmemen insanlığına yakışır mı?)”[2]

Bu dinin güzelliği ve olgunluğu, dünya ve ahiret arasında bir denge kurmuş olmasıdır. 

“Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.” (Kasas, 77)

Allah azze ve celle insanoğluna, sadece kendisine kulluk etmesini ve sadece kendisine itaat etmesini emretmiştir. Bununla birlikte kendisinin vermiş olduğu helal rızıktan faydalanmalarını ve bunun karşılığında da O’na şükretmelerini emretmektedir. Kendilerine vermiş olduğu rızık vesilesiyle, O’nun rızasını gözetmelerini ve O’na itaat yolunu aramalarını istemiştir. Böylelikle nimet ve şükrü bir araya getirmiş olacaklardır. Dünya hayatı daha güzel ve daha yaşanabilir bir diyar olacak, yeryüzü aydınlanacak ve mümin kullar huzur bulacaklardır.

Allahu Teâlâ, rızkı istediği kişiye istediği şekilde verir. O minnet sahibi ve çok cömerttir. O’nun cömertliği kendisine şükredenleri de nankörlük edenleri de kafirleri de Müslümanları da kapsamaktadır. 

Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Kâfirlere, dünya hayatı süslü gösterildi. İman edenlerle alay ediyorlar. Oysa kıyamet gününde Allah’tan korkanlar onlardan üstündürler. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.” (Bakara, 212)

Kur’an çok açık bir şekilde insanın bolluk olsun, darlık olsun rızık konusunda imtihan olacağını haber vermiştir: “İnsana gelince, Rabbi onu imtihan edip kendisine ikramda bulunduğunda ve bolca nimetler verdiğinde, o: “Rabbim bana ikram etti” der. Ama Rabbi onu imtihan edip rızkını daralttığında ise ‘Rabbim beni aşağıladı!’ der.” (Fecr, 15-16) Allah azze ve celle, burada insan tabiatı ile ilgili olarak cahil ve kendine zulmeden olduğunu ve kendisine verilen nimetlerin sürekli olacağına inanan bir yapıya sahip olduğunu bize haber vermektedir. “İnsan çok cahil ve çok zalimdir.” (Ahzab, 72)

Allahu Teâlâ, müminin yaptığı hiçbir iyiliği zayi etmez. Onun yapmış olduğu iyiliğin karşılığını dünyada rızkını genişleterek ve belaları ondan def ederek, ahirette de cennetine koyarak ve onun derecesini yükselterek verir. Kâfir ise yaptığı iyiliğin karşılığı olarak dünyada yedirilir. Kendisinin yapmış olduğu iyilik dünyadayken rızkının genişletilmesine, belaların def edilmesine ve düşmanlarına karşı kendisine yardım edilmesine sebep olabilir. Fakat tüm bunları yaparken Allah için niyeti olmadığından dolayı yapmış olduğu iyilikler, kendisi için ahirette bir yarar sağlamaz.

Enes bin Mâlik radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; “Allah hiçbir Mümine, yaptığı tek hayrın bile karşılığını ihmal etmek suretiyle zulümde bulunmaz. Yaptığı her iyiliğin karşılığı hem dünyada hem de ahirette kendisine verilir. Kâfir ise yaptığı hayır sebebiyle dünyada öylesine rızıklandırılır ki ahirete vardığında, karşılığı verilecek tek hayrı kalmaz.”[3]

Allahu Teâlâ, kullarının sabrını ve şükrünü ölçmek için bazılarına rızık verir, bazılarına da kısar. Allah’ın kendisine merhamet ettikleri hariç, insanların geneli kendisine nimet verildiği zaman sevinir ama şükretmez, yoklukla imtihan olduğu zaman da kızar ve sabretmez.

“İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman, onunla sevinip şımarırlar. İşlediklerinden dolayı başlarına bir kötülük gelince bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler. Allah’ın, dilediğine rızkı genişlettiğini ve daralttığını görmediler mi? Şüphesiz ki bunda, iman eden bir kavim için elbette öğüt ve ibretler vardır.” (Rum, 36-37)

“Allah’ın dilediğine rızkı genişlettiğini, dilediğine de daralttığını görmezler mi!” (Zümer, 52).

Allah azze ve celle mutlak tasarruf sahibidir. O, hikmeti ve adaleti gereği istediğine rızık kapılarını açar istediğine de kapatır. Kul, bütün bunların Allah’tan olduğunu, ilahî bir takdirin gereği olduğunu bildiği vakit artık onun inancında ümitsizliğe yer olmaz. O, artık sebepleri değil, bütün bu sebepleri yaratan Allah’ı bilir.

“Şüphesiz ki bunda iman eden bir topluluk için elbette ibretler vardır.” (Zümer, 52)

İşte onlar Allah’ın dilediğine rızkı genişlettiğini ve istediğinden de onu çekip aldığını bilirler ve bunların hepsinin ilahî bir takdire ve hikmete bağlı olduğuna inanırlar.

Malın helal olanında hesap, haram olanında ise azap vardır. Bundan dolayı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Kul, malını nereden kazanıp nerede harcadığından sorguya çekilmedikçe bulunduğu yerden kıpırdayamaz” buyurmuştur. Bundan dolayı kişi, malını nereden kazanıp nereye harcadığının hesabını vermedikçe mahşer yerinden ayrılamamaktadır.

Ebu Zer radıyallahu anh’tan gelen hadis-i Kutsi’de, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah azze ve celle’nin şöyle buyurduğunu bildirmektedir: “Ey kullarım! Benim doyurduklarım hariç hepiniz açsınız. O halde benden sizi doyurmamı isteyin ki sizi doyurayım. Ey kullarım! Benim giydirdiklerim hariç hepiniz çıplaksınız. O halde benden sizi giydirmemi isteyin ki sizi giydireyim.”[4]

Hiçbir Müslüman kula, haramla meşgul olduğu halde “Ya Rabbi benim rızkımı artır!” demesi yakışmaz. Bundan dolayı kendisine helal kılınan rızkı talep edip duanın icabetine mâni olan haram rızıktan da kaçınır.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan gelen rivayette Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Allah azze ve celle temizdir, temizden başka bir şey kabul etmez. Allah’ın müminlere emrettiği şeyler, peygambere emretmiş olduklarının aynısıdır. Nitekim Allahu Teâlâ, peygamberlere “Ey Peygamberler, temiz olanlardan yiyin de salih amel işleyin.” (Müminun, 51) diye, müminlere de: “Ey iman edenler, size rızık olarak verdiklerimizin temizlerinden yiyin.” (Bakara, 172) diye emir buyurmuştur. Sonra da uzun yoldan gelmiş, saçı başı dağınık, toz toprak içinde kalan ve elini semaya kaldırıp: “Ya Rabbi! Ya Rabbi!” diye dua eden bir adamı zikredip şöyle buyurdu: “Bu yolcunun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır ve haramla beslenmiştir. Peki, böyle bir kimsenin duasına nasıl icabet olunsun?”[5]

Bu hayat, Allahu Teâlâ’nın vermiş olduğu rızka razı olma ve kanaat etmekten ibarettir. Nitekim Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan gelen rivayette Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’ın sana verdiğine razı ol, insanların en zengini olursun.”[6]

Hiç şüphesiz, Allah kiminle beraber olursa onun için rızık yolları ve rızka götüren bütün sebepler kolaylaştırılır. 

Cabir bin Abdullah radıyallahu anh’tan gelen rivayette, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Allah’tan hakkıyla korkun ve dünyevi talepte bulunurken mutedil olun. Zira hiç kimse, Allah’ın kendisine takdir ettiği rızkı, eksiksiz bir şekilde elde etmeden ölmez. Kişinin rızkı gecikse bile, sonunda ona mutlaka kavuşacaktır. Öyleyse Allah’tan korkun ve talepte mutedil olun, gayrimeşru yollara sapmayın, helal olanı alın, haram olanı terk edin.”[7]

Bir şiirde şöyle denilmektedir;

Sen gafil isen sana Allah’tan korkmak yaraşır,

Allah’tan korkarsan, ummadığın yerden sana rızıklar ulaşır.

Kim Allah’a itaat ederse, Allah onun karşılığını en güzel biçimde dünyada rızkını genişleterek verir. “Erkek olsun kadın olsun, kim mümin olarak salih amel işlerse, şüphesiz ki biz onu güzel bir hayatla yaşatırız. Elbette onları, yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandıracağız.” (Nahl, 97)

Sonra da onu ahirette “ebedi bir cennetle” rızıklandırır. “Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadarıyla cezalandırılır. Kim de erkek olsun kadın olsun mümin olarak salih amel işlerse, işte onlar cennete girecekler ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır.” (Mümin, 40)

Fakat kul, tüm çabasını rızkı talep etmek için sarf ederse, Rezzak olan Rabbine karşı görevlerini ihmal etmiş olur. “Şüphesiz ki rızkı veren de iktidar sahibi olan da Allah’tır” Yani bütün mahlukatın rızkına kefil olmuştur. Bu hususta hiç kimseye en ufak bir ihtiyaç duymaz. Varlık âlemi içinde bütün bu rızıkları, takdir edilen sahiplerine ulaştırması, O’nun kuvvetinin delillerindendir.

“Yeryüzünde kımıldanan hiçbir canlı yoktur ki onun rızkı Allah’a ait olmasın. Allah, her canlının dünyada karar kılma yerini de emanet olarak bırakılan yerini de bilir. Hepsi apaçık bir kitapta (Levhi Mahfuz’da) mevcuttur.” (Hud, 6)

Yakinen inanıyoruz ki Allahu Teâlâ, rızıkları paylaştırmış ve herkesin ne alacağını ezelden takdir buyurmuştur.

Ebu Humeyd es-Saidî radıyallahu anh’tan gelen rivayette Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Dünya talebinde mutedil olun”[8]. Yani rızkı güzel bir şekilde talep edin. Nasibiniz olanı talep ederken Allahu Teâlâ’nın size kolaylaştırdığı şekilde talep edin. Size takdir edilene kanaat edin ve başkalarının hakkına göz dikmeyin. Rızık talebinde bulunurken, bunu kendinize gaye edinin, Allah’ın zikrini unutmayın. Böyle yaptığınız takdirde Allahu Teâlâ’nın övgüsüne mazhar olursunuz. 

Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Bunlar öyle erkeklerdir ki onları ne bir ticaret ne de bir alışveriş Allah’ın zikrinden alıkoyar.” (Nur, 37)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu durumu bir önceki hadisin devamında şöyle açıklamıştır: “Çünkü herkes kendisi için yaratılmış olana müyesserdir (kazanmaya hazırlanmıştır).” Yani herkes ancak ve ancak kendisi için takdir edilen rızkı elde eder. Bundan ne fazlasını ne de azını yiyebilir. Herkes için takdir edilen rızık, takdir edildiği vakitte kendisine ulaşır. Kendisine geç gelme ve erken gelme gibi bir şey söz konusu değildir. Bunların hepsi Allahu Teâlâ’nın ezeli ilminde belirlenmiştir.

İnsanların arasında en zeki ve en çalışkan olan bazı kişilerin, kısıtlı bir rızıkla yaşadıklarını görürsün. Bunun aksine, cahil ve çalışkan olmayan bazı kişilerin de bol bir rızıkla yaşamakta olduklarını görürsün. Her iki sınıf da Allah azze ve celle’nin kendileri için takdir etmiş olduğu kaderi yaşamaktadırlar. Rızkı kısıtlı olan kişi bunun hikmetini bilemez, rızık genişletilen cahil de bunun sebebini anlamaktan uzaktır. Çünkü kullar için takdir edilen rızkın hikmeti, anlaşılmaktan uzak, karmaşık, gizli, iç içe girmiş ve derin olduğu için kulların bunu anlaması, idrak etmesi imkânsızdır. Hem zenginliğin hem de fakirliğin sebeplerinin olmadığı zannedilir fakat her şeyin bir sebebi vardır. Kul bu sebepleri anlamaktan uzaktır. 

“Allah sizi yarattı, sonra sizi öldürüyor. Sizden kimini de bildikten sonra bir şey bilmesin diye, ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilir. Hiç şüphesiz, Allah bilendir ve her şeye güç yetirendir. Allah, rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara (kölelerine) vermiyorlar ki onlarla rızık bakımından eşit olsunlar. Hâlâ Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?” (Nahl, 70-71)

Cenab-ı Hakk’a Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin duasıyla iltica ediyoruz:

“Allah’ım! Bana helal rızık nasip ederek haramlardan koru! Lütfunla beni senden başkasına muhtaç etme!”[9]

Allah’ım! Bize geniş rızık ver. Bizi haramlarından koru ve helalinle zengin kıl. Fazlınla yetindir, başkasına muhtaç etme. Bizi kullarının en kanaatkârı kıl. Hiç şüphesiz sen rızık veren ve ikram sahibisin. Rızık veren sadece sensin.

Nefsim için ve sizin için hidayet, doğruluk ve helal rızıklar diliyorum. Hiç şüphesiz O, yardım eden, rızıklandıran ve doğru yola eriştirendir.


[1]. Buhârî, İman, 39

[2]. Mesnevî

[3]. Müslim, r.2808

[4]. Müslim, r.2577

[5]. Ahmed bin Hanbel, c.2/328, r.8330; Müslim, r.2309; Tirmizi, r.2989

[6]. Ahmed bin Hanbel, c.2/310, r.8081; Sahihe, r.930. Tirmizi bu rivayetin hasen olduğunu belirtmiştir. 

[7]. İbni Mace, r.2144; İbni Ebi Âsım, es-Sünne, r.420; Hâkim, Müstedrek, r.7924; Elbani, Zilal-i Cenne, r.420.

[8]. İbni Mace, r.2142; İbni Ebu Âsım, es-Sünne, r.418; Hâkim, Müstedrek, r.2133; Elbâni, Zilal-i Cenne, r.420.

[9]. Tirmizî, Deavât, 111