Serbest Köşe – Ümit Şit / 2017 Mart / 52. Sayı
Enes b. Malik der ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında otururken bir ara bize “Şimdi karşınıza cennet ahalisinden bir adam çıkıp gelecektir.” buyurdu. Ardından Ensar’dan bir adam çıkageldi. Yeni abdest aldığı için sakallarından su damlıyordu ve ayakkabılarını da sol koluna asmıştı. İkinci gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında otururken aynı şeyi söyledi. Ardından aynı adam çıka geldi ve hali dünkü haline benziyordu. Üçüncü gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem aynı sözü söyledi. Yine adam çıkageldi ve hali önceki günlerde ki haline benziyordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kalkıp oradan ayrılınca, Abdullah b. Amr b. el-As radıyallahu anh söz konusu o adamın peşine gitti ve ona “Babamla kavga ettim ve evine üç gün boyunca girmeyeceğime dair yemin ettim. Yeminimin yerine gelmesi için bu süre zarfında eğer izin verirsen yanında kalmak istiyorum” dedi.
Adam da “Olur” karşılığı verdi. Abdullah sonrasını bize şöyle anlattı: “Adamın yanında üç gece boyunca kaldım ancak gece ibadetine kalktığını hiç görmedim. Sadece uyurken bir ara kendine gelip uyandığı zaman sabah namazına kadar yatağında Allah’ı zikredip tekbirler getirirdi. Sabah namazı vakti de abdestini güzelce alıp namaza çıkardı. Fakat bu süre zarfında hayırdan başka bir şey konuştuğunu da hiç duymadım. Üç gün geçtikten sonra ben onun amellerini pek basit ve değersiz görmeye başlamıştım. Ona ‘Ey Allah’ın kulu! Aslında babamla aramda herhangi bir kavga veya bir ayrılma yoktu. Ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem üç defa bize: ‘Şimdi karşınıza cennet ahalisinden bir adam çıkıp gelecektir’ buyurdu. Ve üçünde de sen çıktın, ben de yanında durup Allah Rasûlü’nün buyurduğu gibi seni cennetlik kılan amelin ne olduğunu öğrenmek ve amel etmek istedim ancak öyle kayda değer büyük bir amelinin olduğunu da göremedim. Allah Rasûlü’nün buyurduğu gibi seni cennetlik yapan nedir?’ Dediğimde: “Benim amelim gördüğünden başka bir şey değil, ancak içimde Müslümanlardan hiç kimseye karşı bir art niyetim yok. Allah’ın birine verdiği bir hayır içinde kimseye bir hasedim olmadı” karşılığını verdi. Ben de ‘İşte seni cennet ahalisinden biri kılan ve bizimde güç yetiremediğimiz budur’” dedim. (Ahmed b. Hanbel)
Ey insan, dün bir tohum iken, bugün fidan oldun. O gün fidan iken; eğildin, büküldün, kimi zaman istikametini şaşırdın. Yeri geldi Rabbini unutup dünyaya ve meşgalelerine dalarken, yeri geldi cuma namazlarını kaçırmadın. Bir zaman günahlara müptela olurken, başka bir zaman Ramazan orucunu kaçırmadın. Bir gün oldu annene babana öfff! hitabından fazlasını yüzlerine haykırırken, gün oldu bayramlarda ellerine sarıldın. Dün arkadaşını arkasından çekiştirirken, gün oldu alnından öptün. İşte sen böyle çelişkiler yumağı içerisinde bocalarken, fazlasıyla hak etmene rağmen Rabbin sana azap etmedi. Üstüne sana hidayet verdi de sen iman ehlinden, davet ehlinden, ilim ehlinden biri oldun. Günahkâr bir fidan, meyve veren bir iman ağacına dönüştü. Şimdi her secdede, her rükûda canını daha önce almadığı için Allah’a buğulu gözlerle hamd ediyorsun. Artık dünyaya İslam penceresinden bakıyor, İslam’ın şekillendirdiği bir beyinle tefekkürde bulunuyorsun.
Sonra yanında bulunan sevap heybesine baktın içi boştu. Daha sonra günah heybesine baktın içinin dolu olduğunu görünce bedenini alevler sardı. Sonra, sevap heybesinin altı delik olmadığı, günah heybesinin de altının cılız bir iple kapatıldığını görünce yılmadın! Karamsarlık bulutunu dağıtarak umut dolu güneşli günlere doğru yürümeye karar verdin. Her sevabı kaçırmama ve her günahı sildirme adına seferber oldun. En küçük bir hayrı seni cennete taşıyan bir amel kabul ettin. En küçük bir günahı ise cehenneme götüren bir şer olarak gördün. Her gününün sonunu bugün Allah için ne yaptın tabelasına bakarak değil, bugün Allah için ne yaptım sorusunun cevabını bulma adına verdiğin mücadelelerle geçirdin. Sen azmettin, yoruldun, bir adım attın Allaha doğru. Rabbin sana misliyle geldi. Sana tahmin bile edemeyeceğin kapılar açtı ve tahmin bile edemeyeceğin Salih kullarla tanıştırdı. Sen tek başına bir ümmet iken İbrahim aleyhisselam misali, şimdi asrısaadet içinde Müslümanlarla beraber gibiydin. Her çalışmada yer almak için çabaladın durdun. Ta ki, Müslümanların hatalarıyla, kusurlarıyla, eksiklikleriyle yüzleşene dek… Oysa geçmiş yıllarda yaptığın onca hatalara, devirdiğin onca kayalara, batırdığın onca gemilere rağmen içinde bulunduğun topluluktaki Müslümanlardan bir anda Musab bin Umeyrler, Sad b. Muazlar, Abdullah ibni Mesudlar olmalarını bekliyordun. Oysa onlarda senin çıktığın yoldan çıkarak buraya gelmişlerdi ama sen bunu hatırlamadın. Bu eksikliklerle nasıl yol alınabilir, nasıl mesafeler kat edilerek cennette bir köşk sahibi olunabilir endişesi ile düşündün. Her söylediğini şıp! diye anlayacak ve uygulayacak bilgisayar endeksli bir Müslüman topluluk düşlüyordun. Çünkü daha yolun başındaydın ve bu heyecanının bir çıkışı olduğu gibi inişe geçeceğini bilmiyordun. Zamanla Müslümanların ‘insanoğlu’ olduklarına kanaat getireceğin günler gelecekti elbet ama bugün sırf Allah için yaptığın çalışmalarda Müslümanların nefisleri ile alakalı sorunları görmek zor geliyordu. Kaldırılamaz bir kaya parçası olarak görüyordun. “Şu kardeş bunu nasıl yapar”, “şu işi bu bacı nasıl yapar” gibi cümleler zihnini tırmalıyordu. Aslında şu gerçeği unutmuştun, sahabe zamanında da nefsi durumlar söz konusu olmuş, ince hatalar yaşanmış ama nebevi öğreti ile pratik bir şekilde çözülmüş ve hatada ısrar edilmemişti. Oysa sahabeyi örnek alırken, hatalarıyla beraber insanlar arasında en hayırlı insanlar olduklarını aklımızdan çıkarmamak örnek almanın en doğrusudur. Sen asrısaadette olmadığını ve verimli Müslüman topraklarının nasıl bir inkılapla çorak arazilere dönüştürüldüğünü ve bu arazide yetişen insan filizlerinin hep yarım hep eksik olacağını unutmaman gerektiğini anlamak için belli zaman aralıklarıyla sabır hapını alman ve düşünce şurubunu içmen en doğru karar olacaktır.
Ey Müslüman kardeşim, bu sabır ilacı ve düşünce şurubu sende hüsnü zan etkisi yapacaktır. Zamanla kalbin temizlenecek ve kardeşlerine karşı kin yerine muhabbet, hased yerine imrenme ortaya çıkacaktır. Unutma ki ne bulunduğun topluluğun başındaki konumun ne de sana verilen görev ve sorumluluklar, kardeşini küçük görmen için bir gerekçedir. Bilakis vereceğin imtihanın zorluğunu ve sorumluluğunun derecesini gösterir. Unutma ki kardeşinin başarısı senin için bir sorun değil, senin başarının ta kendisidir. Çünkü sen ve kardeşin bir binanın iki tuğlasından ibaretsiniz. Gün gelecek kendinde bulunduğuna övündüğün özellikleri Allah elinden alacak. Gün gelecek liderliğinin rütbeleri düşecek. Gün gelecek güçlü kalemin kırılacak. Gün gelecek eşsiz hitabın, ağzının mühürlenmesiyle son bulacak. Gün gelecek yüksek bellekli hafızan çökecek. Kabına sığmaz şimşek misali hareketliliğin, bulutların dağılmasıyla sabitlenecek. İşte sen ve kardeşin Yüce Rabbinizin huzurunda eşit bir şekilde duracaksınız. İşte o zaman kimin kalbi imanın gölgesinde Müslüman kardeşine sevgi ile doluysa o kazanacak. İşte o zaman kimin kalbinde art niyet ve hased yoksa o gülümseyecek. Tıpkı o gülümseyecek olan, cennetle müjdelenen o adam gibidir.
“Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: ‘Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman etmiş olanlara karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin.’ ” (Haşr, 10)










