Gündem Analiz – Muhammed Eyüp / 2025 Aralık / 157. Sayı
İslam aleminin kanayan yaralarından biri de hiç şüphesiz Doğu Türkistan’dır. Küresel küfür güçlerinin abluka ve saldırıları altındaki bu İslam beldesi, bugün şiddetli bir yok etme ve İslamsızlaştırma politikasıyla karşı karşıya kalmaktadır.
Komünist Çin rejimi tarafından uzun yıllardır işgal altında tutulan bölgede bugün başta Uygur Türkleri olmak üzere tüm Müslümanlar saldırıların hedefindedir. Bölgede yaşayan yaklaşık 20 milyon Müslüman, İslam’dan vazgeçmeleri ve kafirlerin hevaları çerçevesinde oluşturulmuş bir tür “Çin İslamı”nı yaşamaları için zorlanmaktadır.
Doğu Türkistan’da İslam
Doğu Türkistan coğrafyasında İslam hakimiyeti 700’lü yıllarda başlamış, coğrafyanın merkezi konumundaki Kaşgar kenti, Kuteybe bin Müslim komutasındaki İslam orduları tarafından 715 yılında fethedilmiştir.
Zaman içerisinde bölgede İslam’ın hakimiyeti pekişirken Müslüman nüfus da artmaya başlamıştır.
Doğu Türkistan’ın İslamlaşması süreci ilerleyen yıllarda, özellikle Karahanlılar devrinde hızlanmıştır. 934 yılında İslamiyet’i kabul eden ve ilk Müslüman Türk devletlerinden olan Karahanlılar, Doğu Türkistan coğrafyasında İslam’ı yaymıştır. Özellikle dönemin önde gelen Müslüman sultanlarından Abdulkerim Satuk Buğra Han bu süreçte büyük bir pay sahibidir. Satuk Buğra Han hem Çinlilerle hem de İslam’ı kabul etmeyen Türklerle yaptığı savaşlar vesilesiyle bölgede İslam’ın yayılmasına vesile olmuştur.
Karahanlılar döneminin ardından Doğu Türkistan Kara Hıtaylar, Moğollar, Timurlar gibi çeşitli güçlerin egemenliğinde kalmıştır. Bu süreçlerde de İslam her geçen gün hakimiyetini daha da artırmış, bölgede güçlü bir İslami anlayış yerleşmiş, halkın büyük çoğunluğu İslamiyet’i benimsemiştir.
İslami eğitimin, medreselerin ve diğer İslami çalışmaların güçlendiği bölge, zamanla İslam aleminin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
Çin ve Rus işgalleri
1700’lü yıllara kadar Doğu Türkistan, farklı güçler arasında el değiştirmiş olmakla birlikte, genel olarak İslam’ın ve Müslümanların egemenliği altında kalmaya devam etmiştir.
Ancak 1700’lü yıllarla birlikte bölge, emperyalist iki küfür gücünün yayılma alanı haline gelmeye başlamıştır: Çin ve Rusya. Çin bölgeyi doğudan, Rusya ise batıdan kuşatma girişimlerinde bulunmuştur. Rusya Batı Türkistan’ı istila ederken, Çin de 1762 yılında Doğu Türkistan’ı tamamen işgal altına almıştır. Bu dönemde Doğu Türkistan’da Çin ve Rus nüfuzu artış göstermiş, Müslüman halka yönelik baskılar şiddetlenmiştir. Çin ve Rusya çeşitli anlaşmalar imzalayarak Türkistan coğrafyasını ikiye bölmüş, milyonlarca Müslüman sürgün edilmiş veya katledilmiştir.
Çin işgali ve Rus baskısı bölgedeki Müslümanların çeşitli kıyam girişimlerinde bulunmasıyla neticelenmiştir. 1800’lü yıllarla beraber bu kıyamlar günden güne büyümüş ve geniş kapsamlı bir hal almaya başlamıştır. Bu kıyamların en fazla dikkat çekenlerinden biri, 1862-1877 yılları arasındaki kıyamdır.
Atalık Gazi Yakup Bey komutasındaki Müslümanlar, işgalci Çin yönetimini mağlup etmeyi başararak bölgede İslami bir yönetim tesis etmiştir. Geçmiş yıllarda Batı Türkistan’da Rus işgaline karşı da mücadele eden Yakup Bey, 1871’e kadar yürüttüğü başarılı muharebelerle, işgalci Çin ordusunu Doğu Türkistan’ın birçok bölgesinden tamamen çıkarmıştır.
Devam eden yıllarda Çin ve Rusya, bölgedeki İslami yönetime karşı saldırılarına devam etmiş, buradaki kıyamı tamamen sona erdirmek üzere harekete geçmiştir. 1871 yılında Doğu Türkistan’ın kuzey kesimleri Rusya tarafından işgal edilmiş, bölgenin tamamı ise 1876-1877 yıllarında Çin orduları tarafından yeniden işgal altına alınmıştır.
Bu yıllarla beraber Çin, Doğu Türkistan’ı tamamen sömürgeleştirerek kendisine bağlı bir toprak parçası haline getirmeye yönelik çabalarını hızlandırmıştır. 1884 yılında Çin yönetimi, Doğu Türkistan’ı kendisine bağlı bir toprak parçası olarak ilan etmiştir. Çinliler bu tarihte bölgeye “Sincan” adını vermiştir. Bu kelime “yeni toprak, sınır bölgesi” anlamına gelmektedir. Bugün birçok kişinin söz konusu anlamdan haberdar olmadan, bu kadim İslam coğrafyasına “Sincan” demesi, bu bölgeyi Çin’in bir parçası gibi addetmesi teessüf vericidir.
Yeni Kıyam Hareketleri ve Komünist Rejim
1876’daki son işgalin ardından Doğu Türkistan’da kıyam hareketleri devam etmiş, Müslüman halkın Çin işgaline yönelik tepkileri sürmüştür. Bu doğrultuda, 1912 yılında Çin’de yaşanan bir yönetim değişikliği, Doğu Türkistan’daki kıyam hareketlerini yoğunlaştırmıştır.
Bu kıyam hareketleri, 1933 ve 1944 yıllarında iki kez başarılı olmuştur. Doğu Türkistan’da Müslümanlar işgalci Çin rejimine karşı kanlı muharebelere girişmiştir. Uygur ve Kırgız Türkleri başta olmak üzere Müslümanlar hem Çin’e hem de Rusya’ya karşı büyük bir direniş sergilemiş, bölgede iki kez İslam devleti oluşturulmuştur. “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti” ismiyle kurulan devlet 1933-1934 yılları arasında ayakta kalmıştır.
Ancak Doğu Türkistan’ın kuşatılmış durumu ve Çin’in devam eden saldırıları, Müslümanların kurduğu devletlerin yıkılmasına sebebiyet vermiştir.
Devam eden yıllarda Çin’de yaşanan iç savaşta komünistler galip gelmiş ve Çin devletine Çin Komünist Partisi egemen olmuştur. İslam’a karşı hususi bir düşmanlığı bulunan komünistlerin iktidara gelmesi, Doğu Türkistan’daki Müslümanlara yönelik zulmü de daha üst bir seviyeye taşımıştır.
1949 yılında kafir Çin ordusu Doğu Türkistan’ı tamamen istila etmiş ve tüm kıyam hareketlerini bastırmıştır. 1955 yılında ise bölgede kukla bir yönetim teşkil edilmiştir. Bu kukla yönetimin maksadı, Doğu Türkistan’da İslam’a karşı içeriden bir savaş yürütmek ve Müslümanları asimile etmektir.
Bu dönemin ardından Çin rejimi, bölgedeki Müslümanları asimile etmek, İslam’dan koparmak ve kendileri gibi kafir bir kavim haline getirmek için yoğun bir program icra etmeye başlamıştır.
Ebu Musab es Suri, Çin rejiminin bölgedeki politikalarını şu şekilde özetlemektedir:
1. İbadetlerin yerine getirilmesine mâni olmak ve İslâmî öğretimin yayılmasını önlemek, böylece yeni nesillerin İslâmî kimlikleriyle bağlantısını kesmek.
2. Türkistan halkına eğitim ve ifade hürriyeti gibi meşru insani haklarını teslim etmek bir yana; takipler, tutuklamalar ve hatta öldürme gibi yollarla haklara tecavüz ederek bu insani hakların önüne geçmek.
3. Doğu Türkistan’ın zenginliklerine el koymak, bölgenin asli sakinlerinin bölge hayrına işler yapmasına mâni olmak, onlara fakir ve sıkıntılı bir hayat dayatmak ve beldenin iktisadi gelişimini ihmal etmek.
4. Dünyayı Doğu Türkistan’da, sözde bir özerk yönetim kurarak aldatmak. Bu yönetim perde gerisinden Çinlilerce idare edilmekte, onlara bağlı olan kukla Türkistanlı görevliler de bu idareyi uygulamaktadır.
5. Doğu Türkistan’ı Çinli göçmenlerle boğmak, asli sakinlerin yaşadığı yerleşim ve çalışma alanlarını bunlarla işgal etmek.
6. Türkistan topraklarında çevrenin zehirlenmesine ve Türkistan halkında hastalıkların yayılmasına yol açan nükleer patlama çalışmaları tatbik etmek.
7. Müslüman Türkistan halkını doğum kontrol politikasını uygulamaya zorlamak ve bu politikayı ihlal edenlere en yüksek cezaları vermek.
8. Türkistanlılar ve Çinliler arasında evliliği teşvik etmek.
Doğu Türkistan ve Günümüz
Doğu Türkistan’da Çin’in baskıları ve asimilasyon politikaları 1940’lardan bugüne artarak devam etmektedir. Bölgedeki Müslümanlar, 1990 yılındaki Barın Kıyamı gibi çeşitli kıyam girişimlerinde bulunuyor olsa da Çin rejimi tüm bu girişimleri katliamlarla bastırmaktadır.
Çin rejimi özellikle son 20 yıllık süreçte Doğu Türkistan’daki baskılarını daha da artırmıştır. Bölgedeki tarihi camiler ve diğer İslami yapılar ya yıkılmakta yahut “Çinlileştirilmekte”dir. Birçok caminin kubbe ve minareleri kaldırılmış, çoğu içkili mekanlara dönüştürülmüştür. Dualara ve ezana bile Çin rejimini öven ifadeler yerleştirilmektedir.
Müslüman kadınlar zorla Çinlilerle evlendirilmekte, evlere Çinli erkekler yerleştirilmektedir.
Milyonlarca Müslüman toplama kamplarına kapatılmış vaziyettedir. Bu kamplarda işkenceler, tecavüzler devam etmektedir. Yüz binlerce Müslüman Uygur, fabrikalarda hapsedilmiştir ve zorunlu işçi olarak çalıştırılmaktadır. Toplama kamplarına ve cezaevlerine atılanların çocukları yetimhanelere doldurulmuştur ve küfür inanışı üzerine, birer Çinli komünist gibi yetiştirilmektedir.
Namaz, oruç, tesettür, sakal, Kur’an kıraati gibi İslami pratikler yasaklanmıştır. İslami bir yaşantıya sahip olan kişiler takip altına alınmakta, hapsedilmekte ve toplama kamplarına gönderilmektedir.
Çin rejiminin bu saldırılarından kaçan Müslümanlar, dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış haldedir. Çoğunluğu Uygur Müslümanlar olan bu kişiler de her an Çin’e iade edilme tehlikesi altında hayatlarına devam etmeye çalışmaktadır. Çin, bölgeyi terk edenlerin ailelerini tutuklayarak onları geri dönmeye zorlamaktadır. Türkiye’den de birçok Uygur sığınmacının Çin rejimine iade edildiği bilinmektedir.
Doğu Türkistan, İslam aleminin ayrılmaz bir parçasıdır. Bugün bölge bir Endülüs olma yolunda sürüklenmektedir. Nasıl ki bugün “geçmişte Müslüman bir Endülüs vardı” diye ağıtlar yakıyorsak, yarın da Türkistan için aynı şeylerin yaşanması muhtemeldir. Türkistan’ın Endülüs olmaması için çalışmak ise tüm Müslümanların boynunun borcudur.










