Türkiyeli Şehidler – Cihan Malay / 2026 Ocak / 158. Sayı
Bülent Tuna, 1970’te Eskişehir’de doğdu. Çocukluğunu Eskişehir’in küçük bir köyünde geçirdi. Kur’an hafızlığını burada tamamladı. Çocukluğunda başlayan Kur’an’a ve öğrenmeye olan bağlılığını ömrü boyunca hep sürdürdü.
Salih amellere olan düşkünlüğü, onu tanıyanlar tarafından çokça söylenen bir durumdur. Bu durumu şöyle anlatılır:
“O, zühd ve takva sahibi bir gençti. Pazartesi ve Perşembe oruçlarını hiç aksatmazdı. Teheccüd namazlarının müdavimiydi. Gecenin bir vakti kalkar, namazını kılar, uzun tuttuğu duasının ardından o güzel sesiyle Kur’an okurdu.
İnsanlara iyiliği emredip kötülükten nehyederdi. Güzel ahlaklı, yumuşak huyluydu. Her daim mazlumun yanında yer alırdı. Hayır ve takva işlerinde insanları etkiler, onların üzerinde tesir uyandırırdı.
Talebe okutur, ihtiyaç sahibi olanların yardımına koşar, arzu hallerini dinlerdi. Taleplerini geri çevirmezdi.
“İşte yarışanlar, bunun için yarışsın” (Mutaffifin, 26) ayetinin düsturuyla hayatının her alanında bu şekilde yaşamaya gayret etti.
Az konuşurdu. Güzel gözleriyle, güzel bakardı. Gözleri hiçbir zaman boşa düşmeyen bir tüfeğin çelik namlusu gibi pürüzsüz, bir gül kadar dokunaklı bakardı. Bir çocuk masumiyeti vardı o gözlerde.”
Bosna’da Aradığı Şehadet
Bosna’da Sırp katillerin eğlence olsun diye zengin kimselere para karşılığında insan avcılığı yaptırdığı ve daha nice feryatların yaşandığının medyaya servis edilmeye başlaması tüm Müslümanları derinden etkiledi. Hele bir de Türkiye’den Bosna’ya giderek kardeşlerine yardım eden kimselerin anlattıkları, şehadet arayan bir gönlü yerinde durduramazdı.
Bosna’nın Sırplara karşı yetersiz insan ve mühimmata rağmen başlattığı mücadele yıllarında, Bülent Tuna, üniversite öğrencisiydi. Üniversitedeki kaydını dondurup, iliklerine kadar işlemiş cihat ve şehadet arzusuyla 1993 yılında Bosna’ya gitti.
“Nerde bir mazlum Müslüman varsa, orada uzanan bir Müslüman eli olmalı” inancıyla, Bosna direnişine katıldı. Savaş bitinceye kadar da cihada katkıda bulundu. Bu süre içerisinde 5 ay Hırvat hapishanelerinde de yattı.
Mücahit kardeşleri ona “Abdullah Hoca” diye hitap ederlerdi. Özlem duyduğu şehadete ulaşamadan, savaşın sona ermesiyle Türkiye’ye döndü.
Döndükten sonra eğitim hayatına devam etti.
“Dünyadan alıp vereceği yoktu. Şehrin paraya, hıza ve günaha kesmiş atmosferi bir yanda, dünyanın kanayan ve savaşan yürekleri öbür yanda duruyordu.”
Çeçenistan’da Gelen Şehadet
Bakışları dünyalı olmayan yiğit
Dünyayı itelerken dahi incitmeyen naiflikte yaşadın
Ve zalime karşı celalli ve heybetli durdun.
Gönlü şehadetle dolup taşana ne demeli? Hangi kelime onun halini özetler ki?
Şehadet ve cihad tutkunu Bülent Tuna, yüreğinde hep bu tutkuyla yaşadı. Kardeşlerinin şehadet haberleri gelip dururken, “Hayyale’l-cihad” çağrısına kayıtsız kalamazdı. Bedeni bulunduğu yerde ancak bütün organları yeryüzünde cihad edilen her bir İslam toprağında olmasını istiyordu.
Dağıstan şehidi Murat Konukçu ile yakın arkadaştılar. Murat Konukçu da kendisi gibi Eskişehirli idi. O da 90’lı yılların başında Bosna cihadına katılmıştı. İki samimi dosttular.
Yakın arkadaşı Murat Konukçu ile sık sık bir araya gelir. “Bundan sonra ne yapabiliriz?” üzerine fikir üretmeye çalışırdılar.
Bir aşığın sevgiliye duyduğu özlemi ancak ona kavuştuğunda diner. Yani çare belliydi aslında. Özlem duyulanın yolunda candan geçmek, canı feda etmek gerekir.
Evli ve iki çocuk babası Bülent, ailesini ve en sevdiklerini Allah’a emanet edip, Murat Konukçu ile birlikte düştüler yollara.
1999 cihadından önce Çeçenistan’a geçtiler. Bir müddet Ruslara karşı savaştılar. Mücahitler maddi desteğe fazlasıyla ihtiyaç duyduğu için Murat Konukçu ile beraber yardım toplamak için Türkiye’ye döner.
Döndüğünde Eskişehir’in bir köyünde imamlık yapmaya başladı.
“Allah yolunda malını veremeyen, canını veremez” der ve kısıtlı bir bütçeye sahip olmasına rağmen gelirinden bir kısmını kardeşleri için ayırır.
Bu sırada Murat Konukçu, 1999’da Dağıstan cihadı için gitmiştir. Bir süre sonra yakın arkadaşının şehadet müjdesi ulaşır. Onun bu müjdeye ermesine sevinir ancak kendisine ulaşmadığından dolayı da hüzünlenir.
2000 yılının Nisan ayında Çeçenistan’a gitmek için Gürcistan’a gider. Kendisi gibi bekleyen arkadaşları ile birlikte 2-3 ay beklerler ancak içeriye giremeden dönerler. Yeniden gitmenin yollarını araştırır. Kararlıdır, ısrarla içeriye girmeye.
Hanımı ve iki erkek çocuğunu Allah’a emanet edip, bir yıl sonra yani 2001 yılının başında tekrar Gürcistan’a gider.
Hanımı, Bülent Tuna’nın son gidişinden bahsederken, “artık dönmeyeceğini anladığını” söyler.
Çeçenistan’a giriş için beklediği zamanı, hafızlığını kuvvetlendirmeyle geçirir.
Bülent Tuna, sesinin güzelliği ve Kur’an’ı tertil üzere, tane tane okuması nedeniyle talepleri üzerine Arap ve Türk kardeşlerine sık sık Kur’an okurdu. Güzel marş ve ezgi de söylerdi.
Buradan eşine gönderdiği mektupta evlatları Abdullah ve Ubeydullah için şöyle ibretamiz bir cümle kuruyor: “Onları İslam ahlakı üzere yetiştir ve sakın onlara merhametin, Allah’a karşı kulluk sorumluluklarının önüne geçmesin.”
Şehitlere has bir cümle ile de mektubunu bitiriyor: “Dünyadaki birlikteliğimiz belki kısa sürdü, ama inşallah ahirette sonsuz ve ebedî mutlulukları beraber yaşayacağız…”[1]
Şehadeti
Çeçenistan’a giriş için bir köyde kalırlar ve geçiş emniyeti beklerler. 2001 Temmuz’u başında 70 kişilik bir grup Çeçenistan’a girmek için yola çıkar. Aralarında Bülent Tuna ve birkaç Türk de vardır. Çeçenistan’ın içlerine doğru 30 km zorlu yollardan geçtikten sonra bir yerde dinlenmeye çekilirler.
Bülent Tuna da nöbetçi olarak gözcülük etmektedir.
Mücahitlerin geçeceği istikametin haberini alan binlerce Rus askeri, geçit yolunda pusuda beklemektedir. Geçit sırasında mücahitler pusuya düşürülürler. 2001 Temmuz ayında çıkan şiddetli çatışmada Bülent Tuna, yanında bulunan bir Türk ve iki Çeçen mücahitle birlikte dört yiğit şehit düşer.
“Bülent şehit edildiği gün, dünyanın en zarif ve bir o kadar da heybetli bir sütunu yıkıldı. Aradan yıllar geçse de hani birileri ölünce sanki içimizde de yavaş yavaş ölür ya, işte Bülent için bunu söylemek mümkün değil. Zira şehitler ölmüyor. Sanki birazdan gelip kılmadığımız teheccüd namazı için uyandıracak bizi rahat yatağımızdan, bıkmayan rahavetimizden. Açıp okuyacak Kitap’tan ve asla yargılamayacak nasıl yaşadığımızı.
Gülümsemesi sadaka olan yiğitlerdendi o. Selamını en güzel verenlerdi. İşi; insan kalbine şifa veren dualar ve o dualar kadar ferah yüzüyle gülümseyerek sadakasını, selamını vermesiydi.
Öyle ya hayalleri peşi sıra gidenler başka, hayallere çoktan bel bağlayıp aşklarına ihanet ettiklerini bile unuttular. O ise hakikatin bir hayal olmadığını her dem yaşadı.
Bir tarihte, bir yerlerde, bir avuç inanmış insana karşı, çakal sürüsünden daha fazla olan zalim ve kafirlerin pususuna düştüler ve Bülent o gün üç kardeşiyle birlikte gitti buralardan.
Bülent’in gözleri gülüyor, sanki duası kabul olmuş gibi.
“Hayat, iman ve cihattır.” Bu sözün anlamını sanırım en iyi kavrayanlardan birisi de Bülent’ti. Allah, o ve onun gibi bu dava uğruna kanlarını akıtan yiğitlerin şehadetini kabul etsin.”
Ona ve Üç Şehide İthafen
Ey şehadet! Yıllardır aramaktan bîtap düşmüş şu zavallı gönüllere gel de gir.
Baharı olmayan kuşlara döndük, her gün âhuzâr eder gönlümüz aşk bahçelerinde.
Böyle mahsun, garip, çaresiz bırakma ki gülelim.
Bizler ki aşk pazarının koyunlarıyız, kesilmeyi bekleriz.
Ey neşter sahibi! Uzat elindeki kader çizelgemizi, kurtulalım bu azaptan.
Kim bilir belki o zaman hasretinle kavrulan azalarımıza bir damla su olursun.
Serinletir, kanayan yaralarımıza merhem olursun. Deva buluruz.
Yorulduk seni arayıp bulamamaktan, ümitle vuslat arasında koşup durmaktan.
Bekledik seni uzun seneler, aşığın maşuğunu beklediği gibi.
Ey şehadet! Biz de bekleyen sadıklardanız.
Gel bizi de bul, bir seher vaktinde.
Aksın kanımız yerlere, saçılan güller gibi.
Düşsün bedenimiz toprağa ve sarsın toprak bizi.
Mis kokular savrulsun her yana, gül bahçeleri gibi.
Ey Rabbim! Şehadete susamış gönlüme, razı olacağın bir şehadet nasip et.
Seslendirdiği Bir Ezgi
Yararlanılan Kaynaklar
Sözünde Duranlar | Şehid İnşallah Bülent Tuna (Abdullah Hoca)
(https://www.youtube.com/watch?v=WnwPqqJMRXs)
Güler Yüzlü Bir Şehit Bülent Tuna, https://www.dunyabizim.com/
[1]. Mehmet Ali Tekin, Dün neyse bu gün de aynı mücadele. https://www.gercekhayat.com.tr










