Haber Analiz – İbrahim Adak / 2016 Nisan / 41. Sayı
Dünya’da milyonlarca kullanıcısı olan Facebook, Ankara’da meydana gelen patlamadan sonra Ankara’daki kullanıcılarına özel ‘Güvende Misin?’ butonunu koydu. Facebook, kullanıcılarından bu butonda yer alan Güvendeyim veya Güvende değilim kısmını işaretlemesini istemekte ve sevdikleriniz sizden emin olsunlar diye de arkadaşlarınızın sayfasına güvendesiniz veya güvende değilsiniz mesajını göndererek bir nevi sosyal polis görevini üstlenmektedir. Evet, bir tık her şeyi belirlemekte. Aslında bu bir arz talep meselesidir. Kullanıcıların kendini sözde özel hissetmelerini sağlayarak, kendi paylaşım ağının devamını sağlamakta. Değinmek istediğim asıl mesele ise Facebook’un adeta inancımızla, aklımızla ve zihnimizle alay ediyor olmasıdır. Allah’a iman etmiş olan şu toplum güvenirliliği maalesef Facebook butonlarına basarak aramaktalar.
Kitle İletişim Araçları Şiddet Sarmalını Tetikliyor
Kitle iletişim araçlarının etkisinden bahsetmeye gerek duymuyorum. Toplumu ve zihinleri nasıl yönlendirdiğine hepimiz şahit olmaktayız. Yedi gün yirmi dört saat neredeyse kitle iletişim araçlarından manipülasyonlara açık bilgiler gelmekte ve insanlarımız bu bilgiler ışığında hareket etmekteler. Bir süzgeçten geçirilmeden servis edilen bilgiler, toplumda şiddet sarmalını arttırdığını gözlemlemekteyiz. Özellikle Ankara patlamasından sonra insanlar toplum içinde rahatça dolaşmaya çekinir oldular. Kalabalık yerde gezerken bombaların patladığı, tenha yerde dolaşırken tecavüz vakıaları ile karşılaşılan bir ülke haline dönüşüyoruz. Durumun bu vahamete gelmesinde özellikle kitle iletişim araçlarının da önemli bir pay sahibi olduğunu düşünüyorum. İnsanların önlerine Güvende Misin? Gibi butonlar yerleştirerek bilinçaltımıza korku toplumunu yerleştirmekteler. Her an bir şey olabilir, bomba patlayabilir endişesi artmakta. İnsanlar otobüs duraklarında, metrolarda unutulan en ufak bir pakete dahi şüpheyle yaklaşmaya başladı. Eee doğru ya koskoca Facebook sormuş kendisine güvende misin? diye. Facebook’un güvende misin butonu maalesef Allah’a güvenin önüne geçmekte. Kelime-i Tevhid’in toparlayamadığı müslümanları, Kelime-i Tevhid’in verdiği güvenirliliği anlayamayan bir toplum, güvenirliliği ve toparlanmayı maalesef ve maalesef Kitle iletişim araçları tarafından karşılamaktadır.
O kadar içselleştirmişiz ki olayları bizlere hiç de yabancı gelmiyor. Evet, o kadar içselleştirmişiz ki sosyal paylaşım ağlarını kullanmayı kültür seviyesine bakılmaksızın bir kullanım var, yaş sınırına bakılmaksızın bir kullanım var, fakirin de zengininde ortak bir kullanım sağladığı bir alan var. Bırakın da içselleştirelim diyenleri duyar gibiyim. Allah’ın dinini öğrenmek için vakit harcamayı israf sayanlar nice saatlerin sosyal paylaşım ağlarında geçtiğini fark edememektedir. Yine hangi yeni video çıkmış diye bizleri ekranlara kitleyen bu sosyal ağlar bizlerin bilgi öğrendiği alanlara dönüştürür olmuş. Unutmayın bir nesil Facebook ve twitter ile büyüyor.
Yerli Charlie Hebdo Özgür Gündem
PKK’ya yakınlığı ile bilinen ve kışkırtıcı bir dil kullanmakta üzerine başka bir gazeteyi tanımayan Özgür Gündem gazetesi, sivillerin öldüğü Ankara patlamasını Newroz’un ayak sesleri manşeti ile karşıladı. Geçen perşembe günü ise Cennet anaların ayakları altındandır hadisi ile alay eden bir karikatür ile karşımıza çıkmıştı. Sınırsız bir basın özgürlüğünden nasıl bahsedilemezse sınırsız bir hakaret ve sınırsız bir özgüvenden de bahsedilemez.
Hepimiz görmüşüzdür gazeteler ve televizyonlarda PKK ve dokuz sol örgüt Halkların Birleşik Devrim Hareketi ( HBDH ) adı altında birleştiğini. Hemen akabinden gelen Ankara patlaması ise odakları yeni kurulan bu şer odaklarına çevirdi doğal olarak. Zaten kitleler bir korku sarmalı içerisine girmişken bu tür haberlerin şişirilerek verilmesi de toplumun korkusunu arttırmaktadır.










