Yeniden O İzzetli Günlere Doğru…

Serbest Köşe – Derya Fıçıcı / 2025 Aralık – 157. Sayı

1993 ve 1994’lü yıllarda sayılı televizyon kanalı ve gazeteler dışında insanların dünyada gelişen haberleri öğrenebildiği başka haber kaynaklar yoktu. Televizyon ve gazetelerde, Rusların Çeçenistan halkına, Bosna’da Sırpların Müslüman halklara yaptığı zulümlerden söz ediliyordu. Bu haberler dünya Müslümanları üzerinde derin etkiler oluşturmuştu.

Aynı şekilde Türk halkı da Çeçenistan ve Bosna’daki Müslüman kardeşlerine yapılan zulmün tesirinde kalıp hemen harekete geçmişti. Çeşitli yardımlar toplanıyor bununla birlikte toplumun önderleri, alimleri, davetçileri o bölgedeki savaştan, savaşın gidişatından ve zor durumda olan Müslüman kardeşlerimize yardım etme sorumluluğumuzu hatırlatan konuşmalar, toplantılar düzenliyorlardı. Yapılan bu konuşmaların neticesinde Müslümanlar gerek mallarını ve bazı gençlerde canlarını ortaya koymak suretiyle Çeçen ve Bosna savaşına katılmak üzere hazırlıklarını yapıyordu.

Derken bu iki cepheden çeşitli görüntü ve haberler daha fazla ulaşmaya başlamıştı. Bunlardan biri Çeçenistan’dan Moskova’ya giden askeri kamyonun kasasında tabutların içerisine 150 mücahit Budenovsk’a gizlice girmişti. Şamil Basayev komutanlığında şehre giren mücahitler 300 Rus askerini öldürdü ve 2000 Rus’u rehin aldı. Çeçenistan Savaşı bu haber ile dünya gündemine oturmuştu. Şamil Basayev’in başına bağladığı “la ilahe illallah” bandı ile yaptığı konuşmalar İslam coğrafyasındaki birçok gencin cihat ruhunu diriltmiş ve bu savaşa katılmak üzere ülkelerinden; ailelerini, sevdiklerini geride bırakarak Allah yolunda savaşmak için yollara düşmüştü. Aynı şekilde Bosna’dan gelen haberlerde “cihat ve şehadet” sevdasıyla tutuşan gönülleri yollara düşürmüştü.

O yiğitlerden biri (şehit inşallah) Selami Yurdan idi. Şehadet haberi geldiğinde yüzlerce, binlerce gencin kalbine cihat ateşini yeniden tutuşturmuştu. Anaların yüreği titremiş; Selami Yurdan gibi yiğitler yetiştirip Allah’a adamak için söz vermişlerdi. Beyazıt Meydan’ında gıyabi cenaze namazına 3000 kişi katılmıştı.

Şehidin babası: “Bir Selami gittiyse beş Selami daha geride var.” sözleriyle zihinlere kazınmıştı.

O günün anne ve babaları evlatlarını pedagojik eğitimle yetiştirmemişti ama Çeçenistan’ına Bosna’sına, Afganistan’ına sahip çıkan bir nesil yetiştirmişti.

Yürek dayanmadı çocuklar ölürken

Dünya uyanmadı insanlık ölürken

Bosna’da dağlarda

Bir yiğit Selami, bir şehit Selami

Bir kalemden bu sözlerin dökülmesine sebep olmuştu. Ve bu sözlerle harlanan şehadet sevdasına…

Neden bu günleri yad etmek istedim, bugün de o günlerden daha fazla Müslüman kanı akmakta… Ve bu haberlerin bize daha çabuk ulaştığı, bu coğrafyaların sayısının daha fazla olduğu, yapılan zulmün şiddetinin daha acımasız olduğu günleri yaşıyorken. Asıl zilletin kafirlerin Müslümanlara saldırması değil Müslümanların Müslüman kardeşlerine yapılan zulümleri tepkisiz izlemesi. Kafirlerin azgın saldırılarından daha yaralayıcı olduğunu, daha yıkıcı olduğunu görüyoruz.

Asıl zillet, zillete razı olmaktır. Yoksa kafirin karşısında şanlı destanlar yazarak şehit olmak Müslümanlar için büyük izzettir. Cihat cephesinin destanları önce şehirlerde yazılır. Her şehidin doğduğu yer şehir ve mahallelerdir. Onlar önce ilim, davet, hizmet cephesinin yiğitleri olmuş orada güzel izler bırakarak şehit olacakları beldelere yol almışlardır. Özellikle 90’lı yıllarda İslami davet çalışmalarında Müslümanların alakası anlatılırken karın, kışın yoğun olduğu günlerde ulaşım dursa da nasihat dinlemek için bir semtten başka bir semte birkaç saat yürümek pahasına da olsa teveccüh gösteren Müslümanların gayretlerinin hikayelerini dinlediğimizde bugünkü halet-i ruhiyemiz ile iki cephede de neden aynı destanları yazamadığımızı bir kez daha gözden geçirmemiz gerekmektedir.

Kalemlerimiz artık İslam beldelerinden gelen acı haberlerin sarsıntısı ile hareket etmesin. İslam beldelerinde açılan cihat cephelerinde yiğitlerin yazdığı destanların ruhu ile harekete geçsin. Yerler, gökler, kalemler şu ayeti yazsın: Yine de ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz ki batıl yok olmaya mahkumdur.” (İsra, 81)

Selam ve dua ile.