Kapak Dosya – Orhan Sağlam / 2025 Haziran / 151. Sayı
Bir Davet: Sünnete Dönüş Zamanı
İçinde yaşadığımız çağ, bireyselliği putlaştıran, maneviyatı gölgeleyen ve ahlaki yozlaşmayı sıradanlaştıran bir zaman dilimidir. Böylesi bir çağda, insanlığın tekrar dirilmesi için Kur’an’ın rehberliğine ve bu rehberliğin hayattaki yansıması olan sünnete yeniden sarılmaktan başka bir çare yoktur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatı, buhranlar içinde bocalayan insanlık için sönmeyen bir kandil, şaşırmış yürekler için pusuladır.
Bugün her Müslümanın sorumluluğu, yalnızca ibadetleri yerine getirmek değil, aynı zamanda Rasûlullah’ın örnekliğini hayatın her alanına taşımaktır. Bu, bir hayat tarzı, bir bilinç halidir. Zira sünnet; evde, sokakta, çarşıda, iş yerinde, aile ilişkilerinde, dostlukta ve düşmanlıkta ne yapılması gerektiğini gösteren bir ölçüdür.
Sünnet Nedir, Neden Vazgeçilmezdir?
Sünnet, Peygamber Efendimiz’in sözleri, fiilleri ve onaylarıdır. Kur’an’dan sonra ikinci temel kaynağımız olan sünnet, Kur’an’ın pratiğe dökülmüş halidir. Kur’an, Rasûlullah’a itaati Allah’a itaatle eş tutmuştur: “Kim Rasûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisâ, 80). Yani sünneti göz ardı etmek, Kur’an’a da kulak tıkamaktır. Zira Kur’an’ın birçok hükmü, sünnet olmadan anlaşılamaz ve uygulanamaz.
Sünnetin İslam’daki bu vazgeçilmez konumu, aynı zamanda onun korunmasını da zorunlu kılar. Sahâbe, tâbiîn ve sonraki nesiller, hadisleri ve sünneti büyük bir titizlikle koruyarak bize ulaştırmışlardır. Bu özveri, sünnetin İslam ümmeti için ne denli hayati olduğunun da ispatıdır.
Hadis İnkarcılığı: Sessiz Bir Tehdit
Günümüzde bazı çevreler, sadece Kur’an ile yetinmeyi savunarak hadislere ve sünnete karşı mesafeli bir duruş sergilemektedir. Bu yaklaşım, Kur’an’ın açık hükümlerine aykırıdır. Kur’an der ki: “Biz sana da zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın…” (Nahl, 44). Bu açıklama vazifesi sünnetle yapılmıştır. Dolayısıyla sünnetsiz bir İslam, eksik bir anlayıştır. Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Size iki şey bıraktım; onlara sımsıkı sarıldığınız sürece asla sapıtmazsınız: Allah’ın Kitabı ve benim sünnetim.”
Hadis inkârcılığı yeni bir sorun değildir. Tarih boyunca çeşitli fırkalar, sünneti devre dışı bırakmaya çalışmıştır. Ancak sünnetin İslam’ın ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeği, tüm bu girişimlere rağmen değişmemiştir. Günümüz Müslümanları olarak bu tür sapkın yaklaşımlara karşı uyanık olmalı ve sünnetin müdafaasını ilmî ve hikmetli bir şekilde yapmalıyız.
Modern Kaosun Panzehiri: Sünnet
Aile yapısının çözüldüğü, ahlakın yozlaştığı, gençliğin kimlik bunalımı yaşadığı bu çağda, sünnet yeniden diriltici bir nefes olabilir. Peygamberimizin merhameti, adaleti, sabrı, ahlâkı ve tevekkülü bugün her Müslümanın hayatına yeniden sirayet etmelidir. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” hadisi, modern bencilliğin panzehiri değil midir? “Güler yüz sadakadır.” buyruğu, toplumda kaybolan samimiyetin ilacıdır. Sünnet, sadece ibadetleri değil; hayatı bütünüyle kuşatan bir yaşam biçimidir.
Günümüz gençliği, rol modelleri televizyon ekranlarında, sosyal medya algoritmalarında aramaktadır. Halbuki en güzel örnek, en üstün şahsiyet olan Hz. Muhammed hayatımızın merkezinde olmalıdır. O’nun genç sahabelere verdiği değer, eğitim tarzı ve şahsiyeti inşa ediş biçimi, bugün en modern eğitim metotlarının ötesindedir.
İhyâ: Unutulmuş Sünnetlerle Dirilmek
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim ümmetimin bozulduğu bir zamanda benim bir sünnetimi ihyâ ederse, ona yüz şehid sevabı verilir.” Bu müjde, sadece geçmişe değil bugüne de hitap etmektedir. Sabah namazına kalkmak, selamı yaymak, misvak kullanmak, yetimi gözetmek, adaletle hükmetmek gibi birçok sünnet, bugün unutulmuş haldedir. Bu sünnetleri yaşatmak, sadece bireysel takva değil; ümmet bilincidir, diriliş hareketidir.
Unutulan sünnetleri yaşatmak, sadece bir ibadet değil, aynı zamanda İslam’ı toplumda yeniden inşa etmenin adımıdır. Çünkü sünnet, sadece bireysel değil; toplumsal bir inşadır. Ailede, toplumda, eğitimde ve ticarette sünneti merkeze almak, ümmeti yeniden ayağa kaldırmanın temelidir.
Son Söz: Sünnetle Kurtuluşa
Unutulmamalıdır ki, Kur’an ve sünnet birlikte İslam’dır. Biri olmadan diğeri eksik kalır. Sünnet, Kur’an’ın gölgesi değil; onun açıklaması, hayat rehberidir. Gelin, sünneti kitap sayfalarından çıkarıp hayatın tam merkezine taşıyalım. Evliliklerimizde, iş hayatımızda, sosyal ilişkilerimizde, duygularımızda ve hedeflerimizde sünneti gaye yapalım. Zira Rasûlullah’ın izinden gitmek, karanlık çağda aydınlık olmaktır.
Bir toplumun kurtuluşu, ancak sahih bir rehberle mümkündür. Bu rehberlik ise sadece lafzî değil, fiilî örneklikle tamam olur. İşte bu yüzden sünnet, modern çağın açmazlarına karşı elimizdeki en güçlü yol haritasıdır. Onunla yürüyenler, sadece doğruyu değil; huzuru da bulurlar. Ne mutlu sünnetle dirilenlere ne mutlu Rasûlullah’ın izinden yürüyenlere…