Mutlu Evliliğin Sırları-17

Nebevi Aile – Halime Yılmaz / 2026 Şubat / 159. Sayı

Hamd, alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salat ve selam Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, onun ailesi ve ashabına olsun. Allah’ ın selamı, rahmeti, bereketi ve hidayeti tüm Müslümanların üzerine olsun.

20. Parçayı Bütüne Hamletme!

Parçayı bütüne hamletmekten kastım, genelleme yapmaktır. Genelde eş “son yaptığı ya da söylediği” ya da ömründe “birkaç kez” yaptığı ya da söylediği baz alınarak değerlendirilmeye alınır ve genelleme yapılarak muamele edilir. Genelleme yapmak, insanların genelinin eşlerine muamele ederken başvurduğu yöntemlerden biridir. Ama bu yöntem her iki tarafa da zararlı bir yöntemdir. Bu yöntemin eşlerin ilişkisine verdiği bazı zararlar şunlardır:

a. Asla adil değildir: Karı ya da koca, eşinin son yaptığı ya da ömründe bir ya da birkaç kez tekrarladığı ama karakter edinmediği, ahlaki olarak alışkanlık edinmediği bir söz ya da davranışı onun ömrünün tamamına hamlederek ona büyük bir adaletsizlik eder. Bir yerde adaletsizlik varsa oraya zulüm girmiş demektir. Allah adaleti, şeytan ise zulmü emreder. Müslüman bir eş bunun farkına varmalı ve bu zulmü eşine reva görmekten vazgeçmelidir. Örneğin; koca helal yoldan ailesinin maişetini karşılamak için elinden gelen çabayı gösterir durur. Belki bazen işsizlik gibi bir sıkıntıyla imtihan olur. Sonuçta tüm çabasına rağmen Allah ne kadar rızık biçmişse onun dışına çıkamaz. Belki bir dönem fakirlik veya dar geçimle ailecek imtihan olduğunda karısı “Sen bizim için ne yaptın ki? Bak başka aile babalarına, ne kadar çok evine ekmek getiriyor” derse eşine adaletsizlik yapmış olur. Çünkü o güne kadar koca elinden geldiğince sebeplere sarılarak ailesinin geçimini temin etmiş ama öyle bir dönem gelmiştir ki Allah hem onu hem de ailesini imtihan etmek istemiştir de rızıklarını daraltmıştır. İşte kadının gerçek kalitesi o zorluk günlerinde ortaya çıkar. Karakter rengini belli eder ve son derece adaletsiz ve acımasızlıkla dolu o sözleri sarfederek şeytanı sevindirir. Halbuki hayatının genelinde ailesi için çaba gösteren, rızık için gerçekten çalışan o eli öpülesi kocaya adaletli bir kadının şunları demesi beklenirdi: “Sen hayatının genelinde bizim maişetimizi helal yoldan sağlamak için elinden geleni yaptın. Allah bizim elimizde olmayan sebeplerle bizi imtihan etmeyi diledi. Buna birlikte sabredeceğiz. Oradaki rızık kapımız kapanmış. Allah yeni bir kapı açar. Bu zor dönem sebebiyle seni suçlayacak değilim. Sen de kendini suçlama. Haydi rızkını aramanın yollarını bulmak üzere yola çık, ben de arkandan sana dua edeceğim ve bu süreçte sabredeceğim.” Ne kadar adil ve rahatlatıcı değil mi? Ey Müslüman kadın! Senin adalet ve huzurunu en çok eşin hak ediyor. Onu, hakkı olan bu şeylerden mahrum edersen peygamberin dehşet verici şu hadisini sana hatırlatmam gerekir:

Bir Ramazan veya Kurban Bayramı’ydı. Rasûl-i Ekrem Efendimiz bayram namazlarını kıldığımız namazgâha geldi. Bir tarafta kadınlar da bulunuyordu. Onların yanından geçti ve şu hitapta bulundu: ‘Ey kadınlar, sadaka veriniz ve istiğfarı çok yapınız. Çünkü, bana cehennemlikler gösterildi, çoğu sizler idiniz.’ Bunun üzerine o kadınlar: ‘Ya Rasûlallah! Bizler ne yaptık da cehennemliklerin çoğu bizden olmuş’ diye sordular. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle cevap verdi: ‘Çünkü, sizler ötekine berikine çokça lanet eder, kocalarınıza karşı nankörlükte bulunursunuz. Ne gariptir ki, kendine hâkim, akıllı ve dinine bağlı bir kimsenin aklını, eksik dinli hiçbir kimsenin çelebildiğini görmedim.”[1]

Bir rivayete göre, Hz. Peygamber Tebük savaşından dönerken Sa’d bin Muaz onu karşıladı ve tokalaştı. Peygamberimiz Muaz’ ın elinde bir sertlik hissetti ve bunun sebebini sordu. Muaz, “Elimdeki sertlik bağımı, bahçemi, tarlamı çapalarken, ailemin geçimini temin için çalışırken oluştu.” deyince, Peygamberimiz “Bu el cehennem ateşinin yakmayacağı bir eldir.”diyerek Muaz’ ın elini öptü.[2]

Allah’ ın rızası uğruna helal yoldan ailesinin geçimi için sabah-akşam çalışan bir kocanın bu çabası görmezden gelinmez. Onun, çalışırken nasır tutan elleri öpülür. Çabasına rağmen işsiz kaldığında da “Sen ne zaman düzgün bir işte çalıştın ki” gibi sözlerle adaletsizlik yapılmaz. Aksi halde Allah bunun hesabını sorar.

Bir de kocanın adaletsizliğine örnek verelim: Karısı hayatının genelinde gece gündüz kocasının haklarına Allah’ tan korkarak riayet etmeye gayret eden, namuslu, Allah’a imanlı, akidesi sağlam, itaatkâr, çocuklarını terbiyeden geri durmayan bir kadındır. Ama bir gün gelir yorulmuştur. Ya da ruhi ya da bedeni bir hastalığa yakalanır. Görevlerini birkaç sefer ihmal eder. Ya da hastalığının veya içinde bulunduğu imtihanın sebep olduğu bir durumdan dolayı son günlerde agresif olmaya, eski halini bırakmaya başlar. Nankör koca ona “Sen zaten hep böyleydin. Sen bizim için ne yaptın ki?” derse işte bu adaletsizliktir. Bu kocaya yapacağım hatırlatma şudur: Hanımın sana Allah’ın emanetidir. Hayatının genelinde iyi biriyse bu son günlerdeki birkaç eksiğinden dolayı onu suçlamak yerine onu desteklemen gerekir. Adalet bunu gerektirir. Böyle bir durumda adil bir kocanın hanımına şunları demesi beklenir:

“Sen bugüne kadar ne beni ne de çocuklarını ihmal etmedin. Allah senden razı olsun. Senin yokluğunla bizi imtihan etmesin. Şu günlerde zor günlerden geçiyorsun. Eskisi gibi görevlerini yapamadığın için kendini suçlamanı istemiyorum. Çünkü ben de seni suçlamıyorum. Bu zorlu süreci birlikte atlatacak ve beraber sabredeceğiz. Merak etme, eskiden olduğu gibi bu günlerde de yanında ve destekçinim”

Bu güzel ve rahatlatıcı sözler ancak Allah’ ın kendisine adalet duygusunu lütfettiği kocalar hanımlarına söylerler.

Hanımlar ve beyler! Bu yazdıklarım asla ütopik değil; gayet uygulanabilir şeylerdir. İsteyen herkesin bu adaletle yuvalarını hayat dolu bir cennete dönüştürmeleri çok zor değil. Sadece biraz istek, azcık çaba, gurur ve kibirden büsbütün sıyrılmak gerekir. Ardından da içten bir dua ile taçlandırılırsa tadına doyulmaz bir tarifle yuvalarınızı şenlendirebilirsiniz.

b. Nankörlüktür: Bir kişinin eşine karşı onun sadece birkaç kere yaptığı ya da söylediği şeyden dolayı “Sen hep böyleydin” demesi gerçekten katışıksız bir nankörlüktür. O kişinin hayatına bir bakın. Bu nankörlüğü sadece eşine karşı yapmaz. İlişki içinde olduğu herkese karşı böyledir. Böyle biri şunu unutmasın ki en büyük kötülüğü kendine yapmaktadır. Birincisi bu nankörlüğe devam ettiği sürece hayatında bereket kalmadığı gibi onu seven kimse de kalmaz. Böyleleri yalnızlığa ve ellerindeki nimetlerin tek tek yok olmasına mahkumdurlar.

Hani rabbiniz, ‘Eğer şükrederseniz size (nimetimi) daha çok vereceğim, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım pek şiddetlidir!’ diye bildirmişti.”(İbrahim, 7)

Nankör kişilere tavsiyem; Allah’ın lütfu olan eşlerinizin kıymetini bilin. Böyle yaparsanız Allah onun üzerindeki bereketi artırır. Ama siz nankörlük ederseniz eşinizi kaybediyorsunuzdur bunun farkına varmak gerekir.

c. Genelleme yapılan eşin, eşi için fedakârlık isteğini ortadan kaldırabilir: Hayatının sadece küçük bir kısmında yaptığı ya da söylediği şeyleri kocasının ya da hanımının yüzüne vuran kişi, onun eşi ve ailesi için o güne kadar yaptığı fedakarlıkları yapmaya devam etmesini beklememelidir. Çünkü o rahmet musluğunu kapatan eşi değil kendi genellemesidir. Kendisi parçayı bütüne hamlettiği için eşi artık onun için fazladan bir fedakârlık yapmayı gerekli görmemeye başlamıştır. Böyle bir durumda da genelleme yapan kişi yine eşini suçlar ve eski fedakarlıklarını bile yok sayabilir. Böyle bir kişiye tavsiyem; hızlı bir şekilde genelleme yapma huyunuzdan vazgeçin; aksi takdirde yuvanızdaki güzellikleri de bir bir kaybedeceksiniz. Bu durumda da tek sorumlunun siz ve sizin vazgeçemediğiniz genelleme huyunuz olduğunu kabul edin. Kendinize yapacağınız en büyük iyiliklerden biri bu olacak, emin olun.

d. Ahlaki bir yöntem değildir: Ahlakı oturmuş, olgun ve akıllı bir kişi, eşinin hayatında birkaç kere yaptığı şeyden dolayı ona genelleme yapmaz. Bilakis eksikliklerini tamamlaması için ona destek olur ve istediği halde değiştiremediğini gördüğü bazı yönlerini de değiştirmeye çalışmak yerine olduğu gibi kabullenir ve onu öyle sever. Tıpkı Peygamberin Aişe’ nin kıskanç yönünü kabul edip onu öylece sevdiği gibi.

Tıpkı peygamberin Abdullah bin Ömer’deki gece namazı eksikliğini fark edip onu uyarırken onun diğer iyi yönlerini yok saymadan nasihat etmesi gibi.

“Abdullah ne iyi insan, bir de gece namazı kılsa![3]

O bunu işittikten sonra Peygamberimiz’ in sevgisine nail olmak için gece namazını hiç terk etmemiştir. Bakın peygamberin kıymet bilen, adaletli ve genelleme yapmayan ahlakı Abdullah’ ta ne güzel bir etki yaptı.

Bu ahlaki örnekliği kendine rehber edin ve özelde eşin hakkında genelleme yapmamaya azmet ve bu konuda Allah’ tan yardım dile. O yardım etmezse seni bu ahlaki bozulmadan kimse kurtaramaz.

e. İkna etmez: Şunu asla unutma, genelleme yapmak ne eşini ne de başkasını ikna etmez. Bilakis istediğin şey her neyse o işe daha çok iter. Eşini ikna etmek istediğin işe genelleme yaparak ikna da edemedin. Daha genelleme yapma konusunda ne diye bu kadar diretirsin ki?

f. Ters etki yapar: Eşine, onun hayatıyla ilgili birkaç kez yaptığı ya da söylediği şeyde yaptığın genelleme ile onu daha çok inatlaştırırsın. Aranız gerginse ortamı daha da gerersin. Eşinin seninle konuşacağı varsa da konuşmasına engel olursun. Halbuki sen, genelleme yaparken bunların hiçbirini hesaba katmadan yapmıştın. Öyleyse bundan sonra tüm bu sonuçları hesaba katarak genellemeden vazgeçmelisin.

g. Şeytanı sevindirir: Genelleme yapmak aklını sınırlı kullanan insanların işidir. Kuran ise insana aklını kullanmayı tavsiye eder. İnsanların çoğunun aklını kullanmadığını dile getirir. Diğer yandan şeytana uyup sapıtan insanlar da çoğunluğu oluşturmaktadır. Şöyle toparlayacak olursak şunları söyleyebiliriz:

Aklını kullan, eşinin genel yapısına, karakterine, ahlakına bakıp ona öyle muamele et. Onun son yaptığı ya da ömründe birkaç kezi geçmeyen şeylerini sürekli yüzüne vurup “Sen hep böyle idin” diyerek şeytana evinde pay ayırıp onu kendi ellerinle besleme. Allah’ tan kork ve yuvanı bu şeytan oyunu basit tuzaklarla sarsma.


[1]. Buhari, Hayız 6; Müslim, Küsuf, 17, 907

[2]. Taberânî, Mu’cemu’l-Kebir; Şuabu’ul-İman

[3]. Buhârî, Fedâilü’s-sahâbe, 19