Müslümanın Mizah Anlayışı: Şaka ve Latifenin Ölçüsü 

Serbest Köşe – Yakup Akpınar / 2025 Temmuz / 152. Sayı

Müminler olarak, her yaptığımız hareketin nebevi izler taşıması, ahirette bahtiyar olabilmenin en önemli anahtarıdır. Hayatımızda mutlu olmak istiyorsak, her şeyi ölçülü yapmak zorundayız. Peygamber Efendimizin, cennete girmemize vesile olacak amellerimizde bile ölçülü olmamızı tavsiye etmesi, dünyalık sıradan işlerimizde çok daha fazla ‘ölçülü’ olmamız gerektiğini göstermektedir.

Şakalaşmak, gülmek ve latife yapmak mübah olmakla beraber, ölçülü yapılmadığı takdirde müminin ‘kişiliğini’ zedeleyen bir duruma evrilebilir. Gülmek, eğlenmek ve şakalaşmak, müminin hayatında da olması gereken hal ve hareketlerdir. Ancak, ne zaman bu davranışlar sınırı aşar ve olması gereken kulvardan başka bir yöne kayarsa, işte o zaman müminin ahlakını olumsuz yönde etkileyebilir. 

Alimlerimiz, insanların her zaman ve her mekânda ciddiyet adına katı bir tutum sergilemelerini, müsamaha, kolaylık ve incelik göstermemelerini, kısacası hiç şaka yapmamalarını doğru bulmaz. Her şeyin bir ölçüsü, yeri ve zamanı olduğunu belirtirler. “Yerinde ağlamak, yerinde gülmek, yerinde tebessüm ve yerinde ciddiyet gerekir.” demişlerdir. 

Yapmayı düşündüğümüz her hareket, söylemeyi düşündüğümüz her söz ve güldürmek için yapacağımız her davranış, bizim ecir kazanmamıza vesile olacak nitelikte olmalıdır. Aksi takdirde, yaptığımız her faydasız fiil ve söz, ahirette boynumuza yük olacaktır. 

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: 

“İki çeşit gülme vardır: Bir gülüş vardır, Allah onu sever. Diğer gülüşe ise Allah gazap eder. Allah’ın sevdiği gülme şudur: Kişi, görmeyi arzuladığı bir din kardeşiyle karşılaşır ve onu gördüğünden dolayı sevinir. Allah’ın gazap ettiği gülme ise, kişi incitici, eziyet verici, küçük düşürücü, alay edici, kaba veya bâtıl bir sözü hem gülmek hem de başkalarını güldürmek amacıyla söyler. Bu yüzden yetmiş kat cehennem uçurumundan aşağı yuvarlanır.”[1]

Ölçülü yapılmadığı takdirde, toplum için ifsat etme araçlarından biri hâline gelen mizah anlayışı, müminin gündelik hayatında ancak belli şartlarla yer alabilir. 

1. Şaka dahi olsa yalandan sakınmak: Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şaka dahi olsa, yalan söylemeyen kimseye Cennet’in ortasında bir köşk verileceğine kefilim. Ahlakını güzelleştiren kişiye de Cennet’in en üstünde bir köşk verileceğine kefîlim.”[2] 

Mümin, her durumda doğruluğu şiar edinmeli ve sözlerinde titizlik göstermelidir. Çünkü söz, insanın aynasıdır. Ayrıca, güzel ahlak, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in en büyük sünnetlerinden biridir ve insanı cennetin en yüce makamlarına ulaştırır. O hâlde, hem dilimizi her durumda yalandan koruyalım hem de ahlakımızı en güzel hâle getirmek için çaba gösterelim. 

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Başkalarını güldürmek için yalan söyleyen kimseye.”[3]

2. Alay etmekten sakınmak: Toplum içerisinde, Müslüman kardeşimizle konuşurken şaka maksatlı alay etmek ve onu kötü hissettirecek bir duruma sokmak oldukça çirkin bir davranıştır. Dilimiz sürçebilir, hataya düşebiliriz; bunlar gündelik yaşantımızda başımıza gelebilecek doğal durumlardır. Ancak, dikkatimizi insanların ağzından çıkabilecek dil sürçmelerine vermektense, amel defterimizde derecemizi yükseltecek işlere odaklanmamız, bizim için ahirette mutluluk kaynağı olacaktır. 

“…Kişinin Müslüman kardeşini küçük görmesi, kişiye kötülük olarak yeter…”[4] 

3. Kahkaha atmaktan sakınmak: Bizlere her manada örnek olan Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm hakkında, hayatı boyunca sesli bir şekilde güldüğüne ve insanların buna şahit olduğuna dair herhangi bir rivayet vârid olmamıştır. Efendimiz çok mutlu olduğunda ise “…öyle güldü ki, azı dişleri göründü.”[5] diye rivayet olunmuştur. Burada, Efendimizin fazlaca tebessüm ettiği vurgulanmıştır. 

Mümin, vakarlı olandır; güldüğü vakit dahi vakarını bırakmadan tebessüm eder. Hatta azı dişleri dahi görünebilir, fakat asla sesini yükselterek insanları rahatsız etmez ve kendi vakar ve duruşundan taviz vermez. Çok gülmek, kalpte burukluğa vesile olur; ruh, ciddiyeti unutur ve kişi Rabbi ile yalnız kaldığında ciddi olmayı başaramaz. Çünkü kalp kararmış, ruh ciddiyetini kaybetmiş, dil ise ciddi ve gerçekçi cümleleri çoktan unutmuştur. 

Bu konuda söylenecekler elbette ki çok fazladır. Örneğin, dinimiz hakkında yapılan şakalardan, nikâh ve boşanma hususunda ağzımızdan çıkan latifelerden, çirkin ve argo ifadeler içeren mizahlardan veya her türlü, insanlara eziyet verecek söz ve latifelerden sakınmak gerekir. Dil, insanın en büyük imtihanlarından biridir ve şunu sakın ha unutma ki sarf edilen her sözün, ahirette bir karşılığı olacaktır. Bu nedenle, şaka yaparken dahi ölçülü olmalı, sözlerimizin ve davranışlarımızın Allah katındaki değerini düşünerek hareket etmeliyiz. Mümin, her hâliyle vakarlı, sözüyle hikmetli, mizahıyla ise nezih olmalıdır.


[1]. Câmiü’s-Sağîr, 3/1149

[2]. Ebû Dâvûd, Edeb, 7/4800; Tirmizî, Birr, 58/1993; İbn-i Mâce, Mukaddime, 7

[3]. Ebû Dâvûd, Edeb, 80/4990; Tirmizî, Zühd, 10/2315

[4]. Müslim, Bir, 32

[5]. Mecmau-z Zevaid, 10/342