Müminlere Nidalar – Muhammed Sadık Türkmen / 2026 Ocak / 158. Sayı
“Ey iman edenler!
Birbirinizle fısıldaşarak konuştuğunuz zaman günah işlemeyi, düşmanlık yapmayı ve peygambere karşı gelmeyi fısıldaşmayın. İyilik ve takva hakkında fısıldaşın. Allah’tan korkun.”
(Mücadele, 9)
İnsanı felaha veya helake götüren en etkin uzuv kuşkusuz dildir, dilin hasat ettiği mahsulattır. Çünkü dil, diğer azalardan farklı olarak yorulmak nedir bilmez. Çok konuşup yorulduğunu söyleyen aslında çenesinin yorulduğunu hissetmez bile. Diğer azalar belli bir süre çalıştıktan sonra muhakkak istirahate ihtiyaç duyarlar. Bu dinlenme olmazsa vücutta yorgunluğun getirdiği bazı rahatsızlıklara yakalanmamak işten bile değildir.
İnsan bir iş üzerinde çalıştıkça o işte yeteneği gelişir, tecrübe elde eder ve çalıştığı alandaki konunun tesirinde kalır. En önemli azalardan olan dil, sadece hitap edilen muhatabı değil, hitap eden hatibin bizzat kendi kulağını, kalbini ve tüm benliğini tesiri altında bırakır. Bu hitap hayır olursa netice hayır olarak tezahür eder, şer olursa da şer netice belirir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah da amellerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederse, şüphesiz o büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur.” (Ahzab, 70-71)
Telkin etmenin muhatap üzerinde etkisi oldukça büyüktür. Bu yüzden “Bir kişiye kırk kişi deli derse o kişi delirir.” demişlerdir. Müslüman, telkini en hayırlı bir yöntem ile kullanmalıdır. Allahu Teâlâ’nın, kitabında inceliklerine kadar anlattığı bu konu gerçekten ince bir terazi ayarına tabidir. Münafıklar, İslam’ın ilk yıllarında bu telkin ve gizli konuşmalarla, fısıldaşmalarla İslam’a yönelebilecek pek çok kişiyi kendilerine tabi kılmış ve onların helakine sebep olmuştu. Özellikle İfk Hadisesinde işin başını çeken Abdullah b. Übey b. Selül, organize ettiği bazı kişileri bu fısıldamalarıyla saptırmış ve onların Allah’a ve Rasûlü’ne eziyet vermelerine sebep olmuştu. Yine bu fısıldamalar neredeyse Medine’deki Müslümanların bölünmesine ve kabilelerin birbirine silah çekmesine sebep olacaktı. Allah’ın rahmeti ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kararlı tutumu olmasaydı münafıklar belki de yıllardır uğraştıkları işlerin neticesine ulaşacaklardı.
Gerçekten dil, insanın tüm gayretlerine rağmen eninde sonunda sahibinin gerçek niyetini ortaya koyar. Bu bazen fısıltı şeklinde ortaya çıkar, bazen o lisanın sahibi baskılara dayanamayıp sakladığı şeyi haykırır, bazen de dil konuşmasa da insan bedeni dilin tercümanı olan hareketleri dışa vurur.
Bu hakikati bilen Müslüman, dilin kullanıldığı her yerde Allah’a yönlendirmelidir. Dilini açık konuşmalarında en güzel şekilde kullanmalı ve onu çevresine hayır saçan bir araç gibi görmelidir. Özel konuşmalarında ve fısıldaşmalarında Allah’ın emrini yerine getirmeli, dilini iyilik ve takva yolunda yönlendirmelidir.
İyilik; dünya hayatında insanların ihtiyaçlarını gidermek, onların arasını bulmak ve istikamet üzere devam etmeleridir. Takva ise insanların, Allah’ın yasakladığı şeylerden sakınmaları ve ahirette kendilerini azaptan muhafaza etmeleridir. Müslümanların, tüm hallerinde güzel konuşmaları konusunda Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Fısıldaşma; şeytanın silahlarındandır. Özellikle Müslümanların zayıf olduğu yerlerde onlara karşı kullanılan bir silahtır. Ancak şeytanın vesvesesi, Allah’a sığınıldığı takdirde nasıl etkisiz kalıyorsa şeytanın taraftarlarının fısıldaşmaları da Müslümanlara Allah’ın izniyle bir zarar vermez. Bunu bilen iman ehli her zaman Allah’a tevekkül etmeli ve tüm zorluklarına rağmen davasına sımsıkı sarılmalıdır.
Allah’ın Kulu ile Fısıldaşması
Safvan b. Muhriz diyor ki: İbn Ömer’in elini tutmuş olduğum bir anda bir adam gelerek “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, kıyamet günündeki fısıldaşma ile ilgili konuşmasını ne şekilde işittin?” diye sordu. O da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle derken işittim: “Allah, mü’min kulunu yakınlaştırır, onun üzerine örtüsünü koyar, onu insanların görmesinden engeller; ‘Şu günahı biliyor musun? Şu günahı biliyor musun? Şu günahı biliyor musun?’ diyerek ona günahlarını gösterir. Öyle ki ona günahlarını kabul ettirip o kul da helak olacağını zannettiği anda Allahu Teâlâ ‘Ben dünya hayatında bu günahlarını örtmüştüm, bugün de günahlarını sana bağışlıyorum.’ der. Sonra ona hasenat kitabı verilir. Kafirlere ve münafıklara gelince “Onlar hakkında şahitler; ‘Bunlar, Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir.’ diyeceklerdir. İyi bilinmelidir ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hud, 18)[1]
Ayeti Kerime ile İlgili Bir Açıklama
Şehid Seyyid Kutub şöyle der: “Buradan anlaşılıyor ki, ruhları ve karakterleri İslam’ın yaşam biçimi ile henüz bütünleşmemiş olan bazı Müslümanlar, işler çıkmaza girdiğinde gizlice toplanıyor, bağlı bulundukları önderlikten bağımsız bir şekilde olayları aralarında tartışıyorlardı. Halbuki İslam toplumunun karakteri ve İslamî yapılanmanın özü, böyle bir eylemi kabul etmezdi. Zira bu yapı; bütün görüşlerin, bütün düşüncelerin ve bütün önerilerin her şeyden önce önderliğe sunulmasını ve cemaat içinde gruplaşmalara gidilmemesini gerektiriyordu.
Yine anlaşılıyor ki bu tür gruplaşmalar ve hizipleşmeler, bu işleri gizlice yürütürken kimseyi rahatsız etme amacını gütmeseler de birtakım rahatsızlıklara ve karışıklıklara neden oluyorlardı. Bu işlerle uğraşanların, gündemdeki sorunları körüklemeleri ve bilmeden, ilerisini düşünmeden bu meselelerde sırf görüşlerini beyan etmeleri bile rahatsızlıklara ve itaatsizliklere neden olabilirdi.
İşte tam bu sırada yüce Allah hitap ediyor. Kendilerini O’na bağlayan bağlarıyla onlara sesleniyor. Böylece çağrının gücünü ve etkisini de arttırıyor: Ey iman edenler!… Gizli konuşmaları gerektiği durumlarda dahi günah, düşmanlık ve peygambere karşı gelme gibi çirkin işlerden sakındırmak ve mü’minlerin gizli konuşabilecekleri, onlara yakışan konuları açıklamak için onlara böyle hitap ediyor: İyilik ve takva üzerine gizli konuşabilirsiniz. Bunların hangi vesileler ile elde edileceklerini ve onların nasıl yaşanacaklarını, gerçekleştirileceğini planlamak için oturup konuşabilirsiniz…”[2]
Ayeti Kerime ile İlgili Mülahazalar
Müslüman her hareketine dikkat etmelidir. Bazen farkına varmadan Müslüman kardeşini üzebilir, onu şeytanın tuzağına düşürebilir. Bir mecliste Müslüman kardeşini tek başına bırakıp iki kişinin ayrı konuşmalara ve fısıldaşmalara dalmaları konuşanlar fark etmese de tek başına kalan kişiyi üzer. Ancak kalabalık bir toplulukta insanların bu tür konuşmalarının bir mahsuru yoktur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Üç kişi iseniz üçüncü kişi izin vermedikçe onu bir kenarda bırakıp iki kişi kendi arasında fısıldaşarak konuşmasın. Çünkü bu durum onu üzer.”[3]
Toplum içinde kendisine eziyet verilmek veya huzursuz etmek amacıyla fısıltılı konuşulduğunu fark eden kişi Allah’a sığınmalı, O’ndan yardım dilemelidir. Müslümanın imtihanı her zaman devam edecektir. Kendisinden önce peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin ve salihlerin başına gelenler kendisine de imtihan olarak uğrayacaktır.
[1]. Buhari, 4685; Müslim, 2768
[2]. Fi Zilali’l-Kur’an, Tayf Yayınları. Aynı ayetin tefsirinden
[3]. Müslim, hn. 2183










