Serbest Köşe – Ümit Şit / 2019 Eylül / 82. Sayı
İnsan sosyal bir varlıktır. Bu yüzden bir bilgiyi öğrenmesi, paylaşması, sunması, tebliğ etmesi, aktarma dürtüsü sürekli insan içinde var olan bir tutumdur. Günümüz insanı bu fıtrattan (yaratılıştan) dolayı, medya araçlarını sıklıkla kullanmaktadır. Ancak genel olarak insanlığın, özel olarak ise biz Müslümanların karşı karşıya kaldıkları birtakım sorunlar, birtakım problemler ve bu problemlerle gelen tehlikeler vardır. Öncelikli sorunumuz, bilgi kirliliğine maruz kalarak doğru habere, gerçek bilgiye ve hak olan mesaja ulaşamamak. Sonra, gerçeği yansıtmayan bilgi ve mesajların TV, sosyal medya ve alternatif medya aracılığıyla insanlarımız üzerinde ciddi bir ahlâki çöküntünün oluşturmasıdır. Daha sonra ise ahlâkı ve münasebetleri lakaytla şan ve ilişkileri gevşeyen insanlarımıza karşı düzenlenen beyin yıkama programlarının toplumu inancından, kültüründen, hülasa benliğinden uzaklaştırması sorunları ile karşı karşıya kalmaktayız.
Doğru ve gerçek olan bilgilere, bilhassa Müslümanları ilgilendiren haberlere ulaşamıyoruz. Sebebi ise gayet açıktır. Medya dünyası, İslâm gibi kusursuz, eksiksiz, kapsayıcı, adaletli, sınıfsal ayrımın söz konusu olmadığı bir yaşam sistemine karşı olan güçlerin elinde bulunmaktadır. İslâm’la yönetilen idareleri ortadan kaldırıp krallıklar, sultanlıklar, zorba idareciler koyan güçler, tekrar adil bir düzenin gelmesinden korkmaktadırlar. Çünkü Müslümanların başına Ebubekir radiyallahu anh gibi bir idareci gelse, modern kölelik sistemi bitecek, münafıklar kaçacak delik arayacaktırlar. Ömer radiyallahu anh gibi biri gelse, peygamber efendimize hakaret etmek için karikatürler çizilemeyecek, fakirler zengin olacak, adeta dünya adalet ile sulanacaktır. Eğer Osman radiyallahu anh, gibi biri gelse, İngiltere, Fransa, ABD gibi küresel terörist devletler, Afrika’nın yeraltı kaynaklarına gözünü dikemeyecek, insanlık susuzluktan suskunlaşmayacaktır. Ali radiyallahu anh gibi biri gelse, insanlık şuurla nacak ilimle yeniden doğacak ve dünyası için cennetinden yüz çevirmeyecektir. Böylelikle dünyayı dava edinmeyen ama davayı dünyaya hâkim kılan bir nesil yetişecektir. Bu yüzden kafirler her koldan mü’minlere karşı saldırılar düzenlemektedirler. Medya ise bu kolların en önemlisidir. Medya silahlarıyla haberleri çarpıtarak, suni gündemler oluşturarak Müslümanlara algı operasyonları, zihin saldırıları düzenlemektedirler. İçimizdeki gayrimüslim sevdalıları ise kendilerinin Müslüman olduğunu öne sürer ancak her fırsatta ve nefeste Müslümanlara ve değerlerine saldırmayı vazife kabul etmiş zümrelerin yani Yahudi ve Hristiyan lobilerine bağlı ajanslar bünyesinde çalışarak İslâm aleyhinde insanlara kara propaganda uygulamaktadırlar.
Müslümanlar şunu bilmeliyiz ki; şu dünya standardında Allah’ın emir ve yasaklarına karşı savaş açan kan emici bir sistemin varlığı mevcuttur. Bu yüzden büyük ölçekte bizi yansıtan, bizim gibi düşünen, bizim gibi dünya ve ahiret hayatına bakan ne adil bir medya nede araçları mevcuttur. Ancak sosyal mecralarda kendi çaba ve gayretiyle hakkı ve hakikati paylaşanlar da yok değildir.
Medya, insanları eğlence adı altında denetleyen, kontrol altında tutan bir mekanizmadır. Dünyaya hangi yaşam sistemi hakimse medya o hâkim gücün elindedir. Onun inandıkları prensipler çerçevesinde yayın ilkeleri düzenlenir. Yayın tüzüğünde Allah’ın hudutları, sınırları gözetilerek yayın akışı sağlanacaktır diye bir madde yoktur. Allah’ı; eğitimden, hukuktan, siyasetten, sosyal hayattan hatta ve hatta gündelik bir meseleden bile uzak tutanlar yayın tüzüğüne de karıştırmamaktadırlar. Peki neden? Çünkü inançları olan yüce demokraside hüküm yetkisini elinde bulunduran ilah insandır. Ancak demokrasinin hudutları ve çerçevesinde yayınlar yapılmaktadır.
Her ajansta ya da haber kanallarında eşik bekçileri denen editörler vardır. Bunlar her gelen haberi gazetede basılmadan önce, haber kanallarına geçmeden önce bir süzgeçten geçirirler. Haber gelir yüce demokrasiye, misyonlarına uygun olup olmadığı kontrol edilir ve yayına hazırlanır. Şayet; İslâm ümmetinin menfaati söz konusuysa dini propaganda olduğu söylenir. Demokrasi ye aykırıdır denilir. Demokrasi adına bizim haberlerimiz bizden gizlenir. Gerçekler çarpıtılır. Hakikatlerin üstü kapanır. Yalancılar emin olur. Eminler yalancı olur. Teröristler dünya barışını gözetenlere dönüşür. Gerçek barış yanlıları ise teröriste dönüşüverirler. Firavunun sihirbazları gibi medya maymunları da halkın gözünü boyamak için kurulan tezgâhta bir misyonun parçasıdır,
Dünya çapında Müslümanlar lehine olacak haberlerin yapılması imkânsız gibi bir şeydir. Ya yapılmaz ya da yapılsa da eksik ve çarpıtılarak servis edilir. Ama kendi lehlerinde olan haberleri büyük haber kanalları gözümüzün içine kadar sokarlar. Bu yüzden şu soruları sormak gerekir.
Filistin’de terör devleti İsrail; çocukları, gençleri, hatta rızkının peşinde koşan balıkçıları bile öldürüyor. Evleri yıkıyor. İstediği gibi istediği Müslümanı tutuklayabiliyor. Bu haberleri hangi kanalda kaç dakika izlediniz? Afganistan’da Müslümanların evlerine baskınlar düzenleniyor, hastaneler, Kur’an kursları bombalanıyor. Dünyanın öteki ucundan Afganistan’a gelip ülke halkına sen teröristsin deniliyor. Yer altı kaynaklarını hortumlamak için bir ülke işgal ediliyor. Bu haberleri hangi kanalda kaç dakika izlediniz? Irak’ta bir taraftan Amerikan askerleri, diğer taraftan ise vahdeti savunan İran eliyle katliam yapılırken, kitle imha silahları uydurmasıyla altınlar kamyonlara yüklenirken, kendini ve ailesini korumak için silahlanan yerli halka işkenceler yapılırken, Müslüman kadınlara tecavüz edilirken, zalim Saddam yerine yine ondan daha zalimler, Müslümanların başına tebelleş edilirken bu haberleri hangi kanalda kaç dakika izlediniz? Orta Afrika’da kardeşlerimizi ashabı Uhdud kıssasındaki gibi yaktılar hangi haber kanalı kaç dakika verdi. Doğu Türkistan’da komünist Çin; namazı, orucu ve tüm İslâm şiarlarını yasaklarken, camilerimizi yıkarlarken ve gözünün üstünde kaşın var gibi sebeplerle uzun yıllar Müslümanların hocalarını, alimlerini hapishanede tutarlarken hangi haber kanallarında kaç dakika izlediniz? Bosna’da çocuklar toplu mezarlara koyulurken, dünya basını neredeydi? Keza Çeçenistan’da kızının gırtlağının kesilmesine şahit olan Müslümanların gözyaşları hangi kameraya yansıdı? Tacikistan’da hacı babanın sakalının yere sürtmesi hangi kanal tarafından haber niteliği taşımaktadır? Myanmar hükümeti ile sözüm ona barışçıl ota çiçeğe bile merhametli Budistler tarafından baltalarla katliam yapılırken hangi haber kanalı kaç dakika canlı yayın yapmıştır. Suriye’de bir taraftan Ortodoks haçlısı Rusya, bir taraftan Hz. Ali’ye ilah diyen Rafızi Esad taraftarları, bir taraftan ise İran Şii cumhuriyeti, ehli sünneti çocuk, yaşlı, kadın demeden misket bombalarıyla, aç bırakarak susuz bırakarak yavaş yavaş ölüme terk ederlerken, hangi haber kanalı kaç dakika üzerinde eğildi. Bizi Müslüman Müslümanı öldürüyor yalan haberiyle kaç yıl avuttular? Müslümanların hayatı, Londra’da araba çarpmasıyla ölen iki kişi kadar ya da Fransa’da yanan bir tapınak kadar değerli sayılmamıştır.
Müslümanları ilgilendiren haberlere kaç dakika tanık olduk ve yine ne kadar süre, kedi köpek haberlerine tanık olduk. Doğumu yaklaşınca aile hekimine giden kedi haberi kadar değerimiz yok. İnsanlık ölürken dünyada, insanlar dünya futbol şampiyonasına kilitlenmiş. Öyle bir oyun oynandı ki bizlere bütün taraftarlarımızı tribüne yolladılar. Velhasıl medya muhteşem bir sihir sergiledi.
Düşünün ki, peygamber efendimizin zamanında medya, Kureyş müşriklerinin elindedir. Peygamber ve ashabı hakkında olumlu bir haber paylaşırlar mı? Ya da Müslümanları uyandıracak, kaldıracak, şahlandıracak, diriltecek bu sihir dünyasını asasıyla yerle bir edecek bir Musa’nın yetişmesine sebebiyet verecek bir haber paylaşırlar mıydı? cevap tabii ki hayır. Aksine İslâm’ın aktif bir dava oluşundan evden işe işten eve pasif bir vicdan dini olarak kalması için çalışacaktırlar. Nitekim topluma olan yansımalarına da şahit olmaktayız. Bu yüzden her türlü habere itimat etmemeli güvenli bildiğimiz kaynaklardan haberin doğruluğunu teyit ettirmeliyiz ve haberleri sadece TV’lerin belli başlı haber kanallarından ya da çöplük sosyal mecralardan öğrenmemeliyiz.
Nitekim, dünyada önümüze serdiği her türlü nimetin ölçüsünü belirleyen Allah, haber alma noktasındaki ölçümüzü de belirlemiştir. “Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” [1] buyurmaktadır.
Fasık kimdir? Allah’ın ve resulünün emirlerine riayet etmeyen, ona uymayan, hayatının her bir metrekaresinde ölçü kabul etmeyen kurum, kişi veya kişiler olabilir. Şimdi ey Müslümanlar TV’ler ve sosyal mecralar bir araç olarak bu kategoriye giriyor mu girmiyor mu? Bizi fıska fücura ahlâksızlığa, Allah’a rağmen Allah’a karşı bir özgürlüğe çağırıyor mu çağırmıyor mu? Çağırıyor. O zaman nasıl olurda Müslümanlar hakkında bize gelen bir haberin doğruluğunu araştırmadan sormadan TV gibi sosyal medya gibi fasık medya araçlarına güvenebiliyoruz. Eğer böyle yaparsak Allah Rasûlü bize şöyle seslenecektir. “Her duyduğunu söylemesi, nakletmesi, anlatması kişiye günah olarak yeter.”[2]
Bizi gerçek mesajdan alıkoymak için misyoner medya patronları TV’ler ve sosyal sayfalar sayesinde bilgi kirliliğine yol açıyorlar. Sana ve ailene doğru yolu gösteren mesaja ulaşmaman için seni medya silahlarıyla rehin alıyorlar. Dedeni dipçikle uzaklaştırdılar. Anne ve babanı Yeşilçam ile zehirlediler. Seni ise bebekken çizgi filmlerle daha sonrası ise ahlâksızlığa, fırlamalığa, zorbalığa, beden ticaretine çağıran dizilerle seni hak olan mesajdan uzaklaştırıp yeni dünya düzeni dedikleri düzene uydurarak kontrol altında tutmaktadırlar. Bu kontrollü köleliği toplumda görmekteyiz. Cadde ve sokaklar Hz. Ömer’in inandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanırsın sözünün aynasına dönüşmüş durumdadır. Allah bizi yanlış bilgilerden uzak tutarak inandığımız gibi yaşatsın
TV ve sosyal medyadan türeyen, sadır olan popüler kültür ya da özünden koparıcı her türlü bilgi ve mesajlar gençlere ve ardından tüm insanlara pompalanmaktadır. Bu şekilde Allah’ın bizden istemiş olduğu görevi yerine getirmede acizlik çekiyoruz ve çeşitli problemler içerisinde kalan bu İslâm ümmeti medya araçları olan TV, sosyal medya ve alternatif medya ile bireyler kaybetmeye devam ediyor. Bu kaybediş ahlâki çöküntüyle beraber malayani boş işlere yönlendirerek bizden esirler alıyor. Gençlerimiz birer birer medya kurbanları listesine giriyor. Birçok annenin masumane bir eğlenceden ibaret gördüğü TV dizileri, bize bir anne, bir baba, bir kardeş, bir arkadaş, bir dede, bir nine, bir eş profili çiziyor. Bu profil çizilirken hangi ölçülere göre çiziliyor? Herhâlde İslâmi ölçülerle çizilmiyor. Tabii ki insanı robotlaştıran, duygusuzlaştıran, duyusuzlaştıran, edepsizleştiren, lakaytlaştıran, ciddiyetsizleştiren yeni dünya düzeni dinine uygun ölçülerde bireyler çiziyor.
Bunu yapanın ister masonlar deyin ister illüminati örgütü deyin ister para odakları deyin ama gerçek olan şurasıdır ki bir savaşın ortasındayız ve bu insanların kimden direktif aldığı malumdur. İblis ve onun orduları… Bu savaşta tek silahımız imanımızdır. Bu savaşta onların karşısında durabilecek yegâne güç komünizm değil, liberalizm değil, sekülerizm değil sadece ve sadece İslâm’dır. Dünyada da ahirette de gerçek olan budur. Ne kadar bilgiye sahip olursanız olun. Reklamlarda filmlerde dizilerde, yarışma programlarında ne kadar çok bilinçaltımıza işlenen karelerin şifrelerini çözerseniz çözün eğer azığımız iman, cephanemiz amellerimiz, desteğimiz Allah değilse bu savaşta kaybedeceğiz. Çünkü imandan başka her azık tükenir. Salih amellerimizden başka her cephane patlar. Allah’ın desteğinden başka her destek yıkılır
Gençlerimizi medya, popüler kültüre yönlendiriyor. Hazlara ve zevklere ulaşılırken cehennem yolunun kamufle edildiği kültürden bahsediyoruz. TV ve internet dünyası dizilerle zina yapan gençlere masumane bir aşk imajı çizerken, Allah’ın yanındaki imajımızın alçaklığını fark edecek zamanı bizden çalıyorlar. Düşünmene asla yer yok, zaman yok zaten bu fırsatı da tanımıyorlar. Niçin yaratıldığının farkına varmadan bize çeşitli örnekler sunuyorlar. En ahlâksız ve tutarsız kişileri en değerli olarak gösterirlerken iyi oluşumuzu, dürüstlüğümüzü ise acziyet olarak izliyoruz. Akıllı ve çalışkan olanımız ineğe benzetilirken haylaz, kopyacı ve kötü huylu olanımız kahraman olarak gösteriliyor. Yabancı ülkelerdeki yarışma programları ithal edilerek aslında yabancı kültürleri de ithal ettiğimizi anlayamıyoruz. Aile içindeki sıkıntılarımızı hayat şartlarının zorluğuna, sebze ve meyvenin pahalılığına bağlıyoruz. Aslında olan ise Müslüman aile standardından sapmamızdır.
Aile efradımızın arasındaki muhabbet programlarla parçalanmaktadır. TV de programlar, akıllı telefonlarda ise uygulamalar artık zıvanadan iyice çıktı. Zaman geçtikçe de dozunu arttırıyor. Bundan 20 sene önce daha az ahlâksızlık mevcutken şimdi daha da çoğaldı. Medya silahlarının teknik ekipmanları yenilendikçe kurşunların kalitesi ve tahrip güçleri de arttırıldı. İslâm ümmetinin mensubu olarak biz bu medya savaşının hangi safında yer alacağız. Medya zihinlerimizde kültürünü empoze ederken biz bu kültürü al aşağı edecek vahiy bilgisinden uzaklaşıyoruz. Bu insanı zehirleyen yaşam biçimini parçalayacak bir Rasulullah ölçüsünden kaçmaktayız. Nereye kaçıyoruz Yahudilerin, Hristiyanların karanlık yaşamlarına mı? onların o karanlıklarında bir ışık bir şeref mi arıyoruz? Oysa ki Allah, bizi uyarıyor. “Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.” [3]
Hangi Müslümanla bu ümmete faydamız dokunacaktır. Biz dizi filmlerin önünde mor gözlerle sabahlayan annelerden İsmail’ine su getirmek için Safa ve Merve’de 7 kez tavaf eden Hacer annemiz gibi bir şefkat örneği olmasını bekleyebilir miyiz? Biz flört programlarındaki kişilerin hayat hikayelerini ezberleyen, Facebookta bilmem kaç erkeğin takip ettiği başı kapalı kızlarımızdan iffeti örnek Meryem olmasını bekleyebilir miyiz.? biz şehvetini dava kabul gören oğullarımızdan bu zamanın firavunlarıyla bir mücadele içine giren Musa olmasını bekleyebilir miyiz.? Biz gündüz iş de akşam ise gecenin geç saatlerine kadar futbol kritikleri başında uyuya kalan bir babadan sabır abidesi olan gözü yaşlı Yakup olmasını nasıl bekleriz? Medya, aile kurumuzun altına dinamit yerleştirmek suretiyle ortadan kaldırmaktadır.
Yerli Medya propaganda aracı olan Hollywood endüstrisini ithal etmektedir. Bu film endüstrisi sayesinde beyinler yıkanıyor. Filmlerde Amerikan askerlerini hep teröristlerin elinden halkı kurtaran ve o merhametli ellerini çocuklara uzatan kurtarıcılar olarak izliyoruz. İşte bu bizim bilinçaltımıza karşı işlenen bir saldırıdır. Askerler tam donanımlı teknik ekipmanları ve teknolojik araçları ile bir gövde gösterisi yapmakta ve süper güç olduğunu tüm beyinlere kazımaya çalışmaktadır. Aslında olan ise süper güç değil süper teröristler olmakla beraber Afganistan’da zayıf bedenlere ama güçlü imanlara sahip Müslüman Afgan halkı tarafından hezimete uğratılmaktadırlar. Bu sebeple Afganistan girdabından savaşı kaybetmelerine rağmen, itibar kaybetmeden çıkmanın hesapları yapılmaktadır. Medya bu haberlere her zaman ki gibi üç maymunu oynamaktadır.
70 milyon Kızılderili’yi katleden 65 milyon bizonu da yemesinler diye öldüren yine bu süper güçtü. Japonya’ya atom bombası atarak binlerce bebeği ve çocukları havadaki toz zerresine dönüştüren yine bu merhametlilerdi. Hem de bilerek araştırarak Hiroşima ve Nagazaki şehirlerinin en yoğun saatini seçmişlerdi. Vietnam’la alakası olmamasına rağmen işgal etmeye çalışan ve ezik bir şekilde yenilen yine bunlardı. ırakta binlerce Müslümanı katleden, kadınlarımıza el uzatan bu namussuzlardı. Her yolsuzluğun her sömürünün altından çıkan bu terörist devlet kendi halkına da yalan söyleyerek kendilerini haklı karşısındakileri ise medya ile haksız göstermektedir. Medyaları sayesinde kendilerini barışın havarileri olarak gösteriyor karşısında bulunan her gücü ve inancı terörist olarak kamuoyuna sunuyorlar. Müslümanların bile Müslümanlara bakış açıları değişiyor. Bir ülke işgale uğruyor da işgal eden mağdur, işgale uğrayan ise en suçlu olarak medyada görülüyor. Kardeşlerim söyleyin bakalım annelerimiz öldürülüyor, kardeşlerimiz tecavüzlere uğruyor, bebeklerimiz kundaklarında ya da anne karnında öldürülüyor (tıpkı firavunun yaptığı gibi) da kendisine bomba atılan, silahın dipçiğiyle muamele edilen bu mazlum Müslümanlardan düşmana gül atması isteniliyor katiline, tecavüzcüsüne muhabbet beklenilmesi teveccüh edilmesi isteniliyor. Var mı böyle bir şey.? olur mu kardeşim adama ahmak demezler mi.? bu hangi savaşta mevcut oldu ki günümüzdeki Suriye’de, ırakta, Afganistan’da, Arakan ’da Filistin’de de aynı şekilde bir mücadeleye girilsin. Söyleyin kardeşlerim Çanakkale’nin hangi cephesinde gülle atan düşmana karşı gül demetleri attık. Dostumuzu ve düşmanımızı Amerika’nın, Avrupa’nın, Rusya’nın medya söylemlerine ve politikalarına göre değil. Allah ve resulünün bizden istemiş olduğu şekilde seçmemiz beklenilmez mi?
Dünyanın her köşesinde Müslümanlar katledilirken dünya sessizliğini korumaktadır, herkes sessiz kalsa mü’minin rabbi sessiz kalmamıştır. Nisa suresi 93 ayetinde “Kim de bir mü’mini kasten öldürürse; onun cezası içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lanet etmiş ve büyük bir azap hazırlamıştır.” Ayetine kulak veren mü’minlerde sessiz kalamazlar. Ancak Kur’an’dan uzaklaşan Müslümanlar medyanın muhteşem propagandasına maruz kalarak kardeşlerine suçlu muamelesi yapmaktadırlar. Bu durum kafirlerin medya araçlarını ne kadar etkin bir şekilde kullandıklarının göstergesidir. Kardeşlerimizin ise bu vakıaları araştırmaktan ne kadar uzak olduğu teşhisini ortaya koymaktadır. Bu şekilde dost ve düşman kavramı değişmektedir. “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.” [4]
Ebu Saîd el-Hudrî’nin aktarımına göre, Allah’ın Rasûlü şöyle buyurdu: “Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz/onların inançları ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük bir keler deliğine girecek olsalar siz de onları takip edeceksiniz.”
(Hz. Peygamberin gelecekle ilgili bu ürpertici açıklaması üzerine biz sahabeler) sorduk: Ya Rasulullah! (İzlerini takip edeceğimiz bu topluluklar) Yahudiler ve Hristiyanlar mı olacak?
Şöyle buyurdu: “Ya başka kimler olacaktı?” [5]
[1]. Hucurât, 6
[2]. Münavi, Feyzul-Kadir 5/2.
[3]. Nisâ, 139.
[4]. Maide, 51.
[5]. Buhari, Enbiya 50.










