İslami Cemiyet Çalışmalarında Müslümanlar Arasındaki Ünsiyetin Zedelenmesi

Kapak Dosya – Orhan Sağlam / 2026 Şubat / 159. Sayı

İslam, ferdi yalnız başına bırakmaz; onu cemaat içinde terbiye eder. Mümin, imanını yalnızca kalbinde taşıyan değil, kardeşleriyle birlikte yaşayan kimsedir. Bu sebeple İslami cemiyet çalışmaları, yalnızca organizasyonel yapılar değil; imanın sosyal hayatta tezahür ettiği alanlardır.

Ancak bugün birçok İslami yapıda gözle görülür bir faaliyet canlılığı olmasına rağmen, kalpler arasındaki bağın aynı ölçüde güçlü olmadığı hissedilmektedir. Aynı davaya hizmet edenlerin birbirine mesafeli, aynı safta duranların birbirine yabancı olduğu bir iklim giderek yaygınlaşmaktadır. Bu durum, açık bir düşmanlıktan değil; ünsiyetin yavaş yavaş aşınmasından kaynaklanmaktadır.

İmam Gazâlî, ünsiyeti şöyle tarif eder:

“Ünsiyet, kalplerin birbirine meyletmesi ve yük olmadan birlikte durabilmesidir.”

Ünsiyet zedelendiğinde, cemaat ayakta kalsa bile ruhunu kaybeder.

Sabır Ahlakının Zayıflaması

Ünsiyet, sabırla ayakta durur. Sabır yalnızca zorluklara değil; insanların eksiklerine, yanlışlarına ve fıtrat farklılıklarına tahammül edebilmektir.

“Mümin, insanlarla birlikte olup onların eziyetlerine sabreden kimsedir.”[1]

Cemiyet çalışmalarında sabır ahlakı zayıfladığında, kardeşler birbirini bir imtihan değil, bir yük olarak görmeye başlar. Küçük hatalar büyütülür, geçici zaaflar kalıcı etiketlere dönüşür.

Hasan el-Basrî der ki:

“Sabır, kardeşliği koruyan iptir; koptu mu kalpler dağılır.” Sabırsızlık, ünsiyeti sessizce tüketir.

Güven Duygusunun Zedelenmesi

Ünsiyetin temelinde güven vardır. Güvenin olmadığı yerde kalpler kapanır, samimiyet yerini mesafeye bırakır.

“Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.”[2]

Cemiyet ortamlarında güven zedelendiğinde, insanlar kendilerini ifade etmekten çekinir. Hata yapmaktan korkar, sözlerini tartarak konuşur, iç dünyasını gizler. Bu hâl, görünürde birlik; gerçekte yalnızlık üretir.

İbn Teymiyye şöyle der:

“Kalpler, korktukları yerde değil; emin oldukları yerde birleşir.”

Dünyevî Ölçülerin Hakimiyeti

Cemiyet çalışmalarında dünyevî ölçüler hâkim olduğunda, ünsiyet zarar görür. Sayılar, görünürlük, etki alanı; takva ve ihlâsın önüne geçer.

“Dünya hayatı ancak bir aldanmadır.” (Âl-i İmrân, 185)

İbn Kayyım el-Cevziyye der ki:

“Ameller dünya terazisiyle tartılmaya başlandığında, kalpler birbirine değil; birbirine karşı döner.” Bu anlayış, kardeşliği rekabete dönüştürür.

Çalışmaların Boş Zaman Uğraşına Dönüşmesi

Cemiyet çalışmalarının hayatın merkezinden çıkarılıp tali bir meşguliyet hâline gelmesi, ünsiyeti yüzeyselleştirir.

“Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır.”[3]

İmam Ahmed b. Hanbel der ki:

“Dava, vakit artınca yapılan iş değil; vakti şekillendiren iştir.” Merkezde olmayan dava, derin bağlar üretemez.

İhlâs Eksikliği

İhlâs zayıfladığında, ünsiyet görünüşte kalır; özünü kaybeder.

“Ameller niyetlere göredir.”[4]

İbn Receb el-Hanbelî şöyle der:

“İhlâs azaldığında amel bitmez; fakat bereket çekilir.”

Bereketi olmayan birliktelikler, kalıcı olmaz.

Haset Duygusunun Yayılması

Haset, cemiyet içindeki en yıkıcı ama en gizli hastalıklardandır.

“Hasetten sakının; çünkü haset amelleri yer.”[5]

Süfyân es-Sevrî der ki:

“Bir cemiyette haset varsa, orada nasihat ölür.” Haset, kardeşliğin ruhunu kemirir.

Adalet Duygusunun Zedelenmesi

Adalet, ünsiyetin teminatıdır. “Allah adaleti emreder.” (Nahl, 90)

İmam Mâverdî şöyle der:

“Adaletin olmadığı yerde itaat olur; ama gönül olmaz.”

Adalet kaybolduğunda, kalpler kırılır.

Nasihat Kültürünün Kaybolması

Nasihat terk edildiğinde, ünsiyet zayıflar. “Din nasihattir.”[6]

İmam Şâfiî der ki:

“Gizli nasihat kardeşliktir, aleni ayıplama düşmanlıktır.”

Nasihatin kaybolduğu yerde ya suskunluk ya sertlik hâkim olur.

Amelin Ruhunu Kaybetmesi

Ameller şekil olarak devam edip ruhunu kaybettiğinde, ünsiyet mekanikleşir.

“Nice oruç tutanlar vardır ki, oruçtan nasibi açlıktır.”[7]

İmam Gazâlî der ki: “Ruhsuz amel, bedeni ayakta tutar ama kalbi öldürür.”

Makam, Yetki ve Görünürlük İmtihanı

Yetki, cemiyetlerin en ağır imtihanıdır. “Allah kibirlenenleri sevmez.” (Nahl, 23)

Ömer b. Abdülaziz şöyle der: “Makam seni büyütüyorsa helâk oldun; seni küçültüyorsa kurtuldun.”

İstişarenin Terk Edilmesi ve Tahakküm Dili

İstişare terk edildiğinde, ünsiyet zayıflar. “Onların işleri aralarında şûra iledir.” (Şûrâ, 38)

İbn Atâullah el-İskenderî der ki: “İstişare, kalpleri; tahakküm ise yalnızca bedenleri toplar.”

Bireylerin Birbirlerine Gerektiği Oranda Affedici Olmaması

Cemiyetleri bir arada tutan en önemli faktör; bireylerin birbirlerini affedip, hatalarını örtmeleri, kimsenin kimseye karşı kin duymamasıdır. Nitekim bireyler kalplerinde birbirlerine karşı olumsuz bir duygu taşıdığında, bu hisler muhakkak başka olumsuzluklara da yol açacaktır. Amellerin en hayırlısı güzel ahlaktır ve güzel ahlakın en belirgin tarafı kişinin affedici olmasıdır. Bu anlamda şu hadisi şerif bizim için ne kadarda manidardır;

Enes bin Mâlik radıyallahu anh

Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber oturuyorduk. Buyurdular ki:

“Şimdi yanınıza cennetlik bir adam gelecektir.”

Bir de baktık ki Ensâr’dan, abdest suyu sakalından damlayan ve ayakkabılarını sol eline almış bir adam çıkageldi. Ertesi gün olunca Rasûl-i Ekremsallallahu aleyhi ve sellemyine evvelki gibi söyledi. Bu adam yine önceki gibi çıkageldi. Üçüncü gün olunca Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yine aynı sözü tekrar etti ve yine aynı adam ilk hâliyle geldi. Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemkalkınca Abdullah bin Amr radıyallahu anh, o adamı takip etti ve ona:

“Ben babamla münâkaşa ettim, üç gün onun yanına gitmeyeceğime yemin ettim. Bu zaman zarfında beni evinde misafir eder misin?” dedi. Adam da kabul etti. Daha sonra olanları, Abdullah bin Amr radıyallahu anh şöyle anlattı:

“Üç geceyi onunla bir arada geçirdim. Fakat gece boyunca uzun uzun ibadet ettiğini görmedim. Ancak fecre kadar, zaman zaman uyanıp zikretti ve tekbir getirdi. Onun hayırdan başka bir şey söylediğini de işitmedim. Üç gün geçince sanki onun amelini küçümser gibi oldum ve dedim ki:

“Ey Allâh’ın kulu! Babamla aramda bir ihtilâf yoktur. Fakat Rasûl-i Ekrem’in senin için üç kere; “Şimdi yanınıza cennetlik bir adam gelecektir.” buyurduğunu işittim. Üç defa da sen çıkageldin. Ne gibi ameller işlediğini öğrenmek için senin yanında kalmak ve seni örnek almak istedim. Fakat senin büyük bir amel işlediğini de görmedim. Seni Rasûlullâh’ın söylediği mertebeye ulaştıran amel nedir?”

O zât: “Şu gördüğünden başkası değildir.” dedi.

Fakat ben ayrılmak için döndüğümde ardımdan seslenerek dedi ki:

“Evet, benim amelim, senin gördüğünden başkası değildir. Ancak ben Müslümanlardan hiç kimseye karşı kalbimde en ufak bir kin tutmam ve Allâh’ın verdiği herhangi bir nîmet ve hayırdan dolayı da kimseye aslâ hased etmem.”

Bunun üzerine:

“İşte seni o dereceye ulaştıran bu hâlindir.” dedim.”[8] 

Unutmayalım: Cemaat, yalnızca yan yana durmak değildir. Ünsiyet yoksa saflar kalabalık, kalpler yalnızdır. Rabbimiz bizi de bu hadisi şerifte geçen o zat gibi eylesin. Allah’ım… Kalplerimizi ihlâs ile birleştir. Hasetten, kibirden, adaletsizlikten bizi koru. Bizi aynı davada yorulan ama birbirini taşıyan kullarından eyle. Ünsiyetimizi bereketlendir, kardeşliğimizi ihya et. Kalplerimizi Senden başkasına bağlama. Âmin


[1]. Tirmizî, Kıyâme 55

[2]. Buhârî, Îmân 4

[3]. Buhârî, Rikâk 18

[4]. Buhârî, Bed’ü’l-vahy 1

[5]. Ebû Dâvûd, Edeb 44

[6]. Müslim, Îmân 95

[7]. İbn Mâce, Sıyâm 21

[8]. Ahmed, III, 166