Kapak Dosya – Hakan Sarıküçük / 2025 Haziran / 151. Sayı
Sünnet kelimesi anlamı itibariyle “yol, yöntem, gidişat” demektir. Terim olarak sünnet, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in dinî ve dünyevî konularda ortaya koyduğu uygulamaları ifade etmektedir.
İslam dininin Kur’ân-ı Kerîm’den sonraki ikinci önemli kaynağı sünnettir. Kur’an-ı Kerim, Allah azze ve celle’nin kelâmı olup İslam’ın ilk ve asli kaynağını oluşturur. Sünnet ise Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in sözleri, fiilleri ve takrirlerinden (onaylarından) oluşur. Müslümanların itikad, ibadet, amel, ahlâk ve sosyal hayatlarını şekillendiren sünnet, Kur’an’ı Kerim’i açıklayıcı ve tamamlayıcı bir öneme sahiptir. Bu sebeple sünnet, İslam Dini’nin “Edille-i Şer’iyye” denilen Şer’i delilleri içerisinde Kur’an’dan sonra gelen ve gerekliliği tartışılmaz ikinci derecede bir öneme sahiptir.
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber aleyhisselam’a itaat, Allah azze ve celle’ye itaat olarak zikredilmiş, Yüce Rabbimiz birçok ayeti kerime de Rasûlullah aleyhissalatu vesselam’a itaati zikrederek sünnetin önemine dikkat çekmiştir. Bu durum sünnetin Kur’an nezdinde taşımış olduğu önemi ortaya koymaktadır:
Günümüzde bazı kimseler, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sadece vazifesini yerine getirmekle memur bir postacı gibi görerek ona gereken değer ve önemi vermemektedirler. Yer yer Peygamber aleyhisselam’ın Kur’an’ı beyan noktasındaki izah ve açıklamalarını yeterli görmeyen eksik akıllı zihniyetler kendi akıllarını Kur’an’ı tefsir ve izahı noktasında Peygamber aleyhissalatu vesselam’dan daha üstün görmeyi bir maharet ve meziyet olarak kabul etmektedirler. Böylece Peygamber aleyhisselam’a reva görmediklerini kendilerine reva görerek garip ve acınacak bir duruma düşmektedirler. Ancak şu nokta iyi bilinmelidir ki Allah azze ve celle’nin seçip alemlere elçi olarak tercih ettiği rasûlüne gereken önem ve ehemmiyeti vermemek Rabbimizin tercihini beğenmemek manasına gelmektedir. İşte bu da yüce Rabbimizin tercihini sorgulamak, O’nu ve O’nun tercih ettiğini beğenmemek manasına gelmektedir. Bu da eğer cehalet ve bilgisizlikten kaynaklanmıyorsa Allah muhafaza kişiyi küfre kadar götürür. Oysa Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de birçok ayeti kerimede Peygamber aleyhisselam efendimizi övmüş ve ona itaati kendisine yapılan bir itaat olarak kabul etmiştir. Bu durumu şu ayeti kerime en güzel şekilde ifade etmektedir.
“Kim Peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisâ, 80)
Ayrıca Peygamber aleyhisselam’ın onların zannettikleri gibi sadece bir haberci değil, aynı zamanda Kur’an’ın en güzel tefsir edicisi olan bir mübeyyin (açıklayıcı) olduğu da ifade edilir:
“Sana da kendilerine indirileni insanlara açıklayasın diye bu zikri indirdik…” (Nahl, 44)
Diğer taraftan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmetine olan düşkünlüğü ve sevgisi Yüce Rabbimiz tarafından da ayette bizlere belirtilmiştir.
“Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir.” (Tevbe, 128)
İşte bizi bu kadar seven bir Rasûlü, onun bizi sevdiği kadar sevmemek bir nankörlük ve sevgiye karşı bir ihanettir. Oysa kıyamet gününde peygamberlerin dahi “nefsi nefsi” diyecekleri bir günde o, “ümmeti ümmeti” diyerek kendinden daha fazla ümmetini düşündüğünü göstermektedir.
Diğer taraftan Rabbimiz peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin sözlerinin birer vahiy mahsulü olduğunu ve onun konuşmasının ilahi bir yönü bulunduğunu da aşağıdaki ayeti kerime de şu şekilde ifade etmektedir.
“O asla kendi arzu ve hevesine göre konuşmaz Onun bildirdikleri, kendisine Allah tarafından gelen vahiyden başka bir şey değildir.” (Necm,3-4)
Hz. Peygamber aleyhisselam’ın sünneti, sadece ahlaki veya örnek davranışlar bütünü değil; aynı zamanda dinin uygulanmasında bağlayıcı bir kaynaktır. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Size iki şey bırakıyorum; onlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapıtmazsınız: Allah’ın Kitabı ve benim sünnetim.”[1]
Bu hadis, sünnetin sadece fertlere yönelik değil, aynı zamanda toplumsal ve hukuki açıdan da önemli bir vazifesinin bulunduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla sapmamak için sarılacak iki önemli kaynak vardır ki bunlar asla birbirinden ayrılmazlar. Biri Kur’an, diğeri ise sünnettir. Sünnete gereken ehemmiyeti vermemek sapma noktasındaki ilk yol ayrımıdır.
İslam hukukunda sünnet, hüküm çıkarma yollarından biridir. Dört temel şer’î delilden (Kur’an, sünnet, icma, kıyas) ikincisi olan sünnet, birçok ibadetin ve hükmün pratiğe aktarılmasında vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Namazın nasıl kılınacağı, zekât oranlarını, hac ibadetinin uygulanması gibi pek çok konuda detaylı açıklamalar sünnetle öğrenilmektedir.
Kur’an’da beş vakit namaz emredilmiş olsa da bu vakitlerin detayları, rekât sayıları ve diğer hükümlerin hepsi sünnet yoluyla sabittir. Bu da sünnetin Kur’an’ın tamamlayıcısı olduğunu gerçeğini bir kez daha gösterir.
Diğer taraftan sünnetin bilinmesi toplumların gelişme ve devam süreçlerine büyük faydalar sağlamaktadır. Sünnet, İslam kültürünün ve medeniyetinin inşasında da etkin bir rol oynamıştır. Müslüman toplumların ahlak anlayışı, eğitim sistemi, sosyal ilişkileri ve hatta yönetim biçimleri, büyük ölçüde Hz. Peygamber aleyhisselam’ın uygulamalarından etkilenmiştir. Rasûlullah aleyhissalatu vesselam’ın sünnetine uygun olarak yönetilen toplumlar devamlı surette gelişerek varlığını devam ettirmiştir. Ancak sünnetti göz ardı etmek biraz önce zikretmiş olduğumuz hadiste de beyan edildiği üzere toplumların zaman içerisinde gerilemesi ve yok olmasına sebebiyet vermiştir. Kur’an ve sünnet merkezli yönetimler insanların ahlak ve eğitim anlayışına büyük katkılar sağlamış, ben merkezli düşünceden ziyade ümmet merkezli bir anlayışın oluşmasına katkı sağlamıştır.
Örneğin, Medine Vesikası, Hz. Peygamber aleyhisselam’ın yöneticilik yönünü, toplumlar arası sözleşme kültürünü ve barışçı yaklaşımını gösteren tarihî bir sünnet örneğidir.
Günümüzde sünnetin ehemmiyetini kavramış olan İslam düşmanları Müslümanları İslam’dan uzaklaştırmak için ilk aşamada Kur’an’ı karşılarına almayı uygun görmemektedirler. Bu sebeple de işe ilk olarak sünnetin ehemmiyetini önemsiz olarak gösterme gayreti içerisine girmektedirler. Bu yaptıkları ile Kur’an ve sünnet arasındaki bağı koparmayı ve İslam’ın Rasûlullah aleyhisselam’a gelmiş olduğu şekliyle yaşanabilmesinin önüne set çekmeyi istemektedirler. İslam düşmanlarının bile bu gerçeği anlamış olmalarına rağmen günümüzdeki bazı garip zihniyetli müslüman görünümlü kişilerin sünnetin ehemmiyetini anlamamış olmaları ne kadar da üzüntü verici bir durumdur.
Oysa Sünnetin reddi, hakikatte sadece bir dini metnin yok sayılması değil, aynı zamanda İslam’ın yaşanabilirliğinin tehlikeye girmesi anlamına gelmektedir. Sünnetsiz bir İslam anlayışı, insanlarda mezhepsizliğin yayılmasını ve kişilerin Kur’an’dan aciz akılları ile anladıklarını hakikat olarak görmeleri ve en doğru olarak kabul etmeleri riskini de beraberinde getirir.
Netice olarak Sünnet, Kur’an’la birlikte İslam dininin temel esaslarından birini oluşturmaktadır. Sünnetini ihmal edilmesi, beraberinde dinin anlaşılmasını ve uygulanabilmesini imkânsız hale getirir. Hz. Peygamber aleyhisselam’ın hayatı, sözleri ve uygulamaları, Kur’an’ın pratiğe dökülmüş hâlidir. Dolayısıyla, sünneti anlamak ve yaşamak, İslam’ı en doğru şekilde yaşayabilmenin anahtarıdır.
Rabbim bizleri sünnete gereken ehemmiyeti veren ve “ehli sünnet” olan Müslümanlardan eylesin. Kendisine ehli sünnet dediği halde ehli sünnete muhalif iş yapmaktan ve yapanlarla birlikte olmaktan muhafaza eylesin.
Selam ve Dua ile…
[1]. Muvatta’, Kader, 3; Tirmizî, İlim, 3.