İslam Davası Engel Tanımaz!

Kapak Dosya – Ahmet İnal / 2025 Temmuz / 152. Sayı

İslam geçici heveslere sahip olanların değil ömürlük ideal kuranların dinidir. Müslüman, hayatının sadece bir evresinde değil tamamında dinine bağlı kalacağını taahhüt eden kimsedir. İslam ile Müslümanın imzaladığı mukavele ömürlüktür. Hayat iniş ve çıkışlarla dolu olsa da Müslüman için en büyük hedef hangi şart altında olursa olsun inancını korumak ve layıkıyla dinine hizmet etmektir. Bu, son nefesi verinceye kadar hep böyle olmak zorundadır. Çünkü Rabbimiz; “Sana ölüm gelinceye dek rabbine kulluk et!”[1] buyurarak verilmesi gereken mücadelenin nihayetini bizlere bildirmiştir. Hedef gayet açıktır. Son nefes… Son nefesi verinceye kadar ne olursa olsun yapılması gerekenler mutlaka yapılmalı, kaçınılması gerekenlerden mutlaka kaçınılmalıdır. İslam büyüklerinin ölümlerine bakıldığında yaptıkları tüm hizmetlere rağmen son nefesi vermeden önce mutlaka tedirginlik yaşadıkları ve kendilerini güvende görmedikleri müşahede edilir. Özellikle İmam Ahmed b. Hanbel’in son anları çok ilginçtir. Oğlu Abdullah babasının bu halini şöyle aktarır:

“Babamın ölüm anı yaklaşmıştı. Elimde çenesini bağlayacağım bir bez parçası vardı. O esnada baygınlık geçiriyordu. Eliyle bana işaret edip ‘Henüz değil, henüz değil’ diyordu. Bunu defalarca yaptı. Ona ‘Babacığım neler görmektesin?’ diye sorduğumda ‘Şeytan yanı başımda duruyor ve parmaklarını ısırıyor. Bana ‘ey Ahmed! Belimi kırdın diyor.’ Ben de ona henüz değil, öldüğümde belini kırmış olacağım’ diyorum.”[2]  

Üstad sekerat halinde neredeyse bir felçliden farksız bir vaziyetteyken bile mücadelesine devam ediyor. Gaflete düşmüyor, engel tanımıyor ve şeytanın belini kırmaya azmediyor. Müslümana yakışan da budur. Dur durak bilmeden engel tanımadan yola devam etmek ve kulluğun gereklerini yerine getirmek… Durmamak, yorulmamak, pes etmemek… Müslüman için ideal olan tablo bu şekildedir. Müslüman fert hep bu yüksek örnekliğin peşinde koşmalıdır. Ancak bu ideallere ulaşmak her zaman zannedildiği kadar kolay olmamaktadır. Çünkü Müslüman ile bu ideallerin arasına giren engeller hep vardır. Ve bunların aşılması da ancak güçlü bir iradeyle uzun soluklu bir mücadeleye girmekle mümkündür.

Bu ideallere ulaşırken Müslümanın karşısına çıkabilecek engellerden birisi de fiziksel anlamda bir engele sahip olmaktır. Kişi bazen doğuştan bazen de sonradan gelişen olaylardan kaynaklı fiziksel sorunlar yaşayabilir. İmtihan gördüğü bir dünyada gözlerinden mahrum kalabilir, herkesin rahatça bir şeyleri tutup dokunabildiği bir ortamda ellerinden, kollarından dolayı bir imtihan yaşayabilir, tüm insanların gezip dolaşabildiği yerlerde tekerlekli bir sandalyeye ya da 2 metrekarelik bir yatağa mahkûm olabilir. İmtihanlar dünyasıdır burası. Maalesef bu durumlarla karşı karşıya kalmak günümüz şartlarında çok uzak bir ihtimal de değildir. Trafik kazalarının bu denli arttığı, iş güvenliğinin olabildiğince ihmal edildiği, zararlı besinlerle yıkıcı hastalıklara davetiye çıkarıldığı, stresin insan sağlığını tarumar ettiği ve bilhassa adaletin ve barışın yerini savaşın aldığı şöyle bir dönemde fiziksel engele sahip bireylerin azlığı içten bile değil. Rakamsal verilere baktığımızda durumun vahameti daha da ortaya çıkmaktadır. Günümüz Türkiye’sinde engelli bireylerin toplam nüfusa oranı yaklaşık olarak %12,29’dur.[3] Buna göre yaşadığımız toplumda neredeyse her sekiz kişiden birisi fiziksel olarak bir engelle yüzleşmektedir. Bu fertlerin ailelerini de sürece dahil edersek bu durumun ne kadar büyük bir kitleyi ciddi manada etkilediğini idrak edebiliriz.

Fiziksel engel maalesef herkes için fiziksel boyutla sınırlı kalmamakta ve başka alanlara sirayet etmektedir. Özellikle psikolojik açıdan gerekli desteği alamayan bireyler için durum biraz daha zorlaşmaktadır. Böylesi büyük bir imtihanla karşı karşıya kalmak gerçekten zor bir durumdur. Ancak meseleyi “imtihan, kader, teslimiyet, tevekkül, mücadele, cennet” gibi boyutlarıyla değerlendirirsek bunun da aşılması mutlak gerekli olan engeller olduğunu, aşıldığı zaman da karşılığının ancak cennet ile takdir edildiğini biliriz. Daha önce de zikrettiğimiz gibi Müslüman Rabbiyle olan mukavelesini ömürlük olarak belirlemiştir. Şartlar ne olursa olsun bu anlaşmanın gereğini son ana kadar yerine getirecektir. Kabul edelim ki engelli olmak bu anlaşmaya riayet hususunda Müslümanın işini ziyadesiyle zorlaştırır. Ama nihayetinde bu da diğer imtihanlar gibi bir imtihandır ve her imtihanda olduğu gibi burada da kulun rabbine olan sadakati sınanmaktadır. Zor bir sınamadır ama karşılığı Allah’ın izni ve inayetiyle cennettir.

İslam tarihinde ve günümüz dünyasında bu zorlu sınavı başarıyla geçen, engelli olmanın her şeyin sonu olmadığını zihinlere nakşeden ve destansı işler yapan yiğitlerin sayısı az değildir. Bu yiğitler engel olarak görülen pek çok şeyin aslında güçlü bir Müslüman için gerçek anlamda engel sayılamayacağını bizlere öğretmişlerdir. Gelin onların sesine kulak verelim!

ABDULLAH BİN ÜMMÜ MEKTUM (RA)

Engel Durumu: Âmâ olması

İcraatları:

Medine’ye ilk hicret edenlerden olup Mus’ab bin Umeyr ile insanlara Kur’an öğretmesi, muallimlik yapması.

Peygamberimiz değişik vesilelerle Medine dışına çıktığı zaman O’nun yerine vekalet etmesi ve namazları kıldırması. Bu görevin kendisine 13 defa verildiği nakledilmektedir.

Kadisiye savaşında bayraktarlık yapması ve aldığı yara ile şehid olması.

Âmâ olan Abdullah b. Ümmü Mektum “muallimlik, imamlık, valilik ve bayraktarlık” gibi çok mühim vazifeleri yerine getirebilmiştir. Çünkü yıldızlar, engel tanımazlar.

ABDURRAHMAN BİN AVF (RA)

Engel Durumu: Uhud Savaşında 21 yara almış ve ayağından aldığı bir yara sebebiyle aksak yürümeye başlamıştır.

İcraatları:

Hz. Peygamber ile bütün savaşlara katıldı.

Dûmetül Cendel üzerine yapılan ikinci seferde, seriyye kumandanlığına getirildi.

Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in halifeliği sırasında müsteşarlık yaptı.

Hz. Ömer döneminde hac emirliği ve beytülmal muhafızlığı yaptı.

Hz. Ömer’in şehadeti sonrası halkın tüm kesimiyle görüşmeler gerçekleştirerek “kamuoyu yoklaması” yaptıktan sonra Osman b. Affan’ı halife ilan etti.

Ticaretle meşgul olarak büyük bir servet kazandı ve servetini Allah yolunda harcamaktan çekinmedi.

Abdurrahman b. Avf tüm bu askerlik ve idare işlerini aksayan ayağıyla yaptı. Çünkü yıldızlar, engel tanımazlar.

MUAZ B. CEBEL (RA)

Engel Durumu: Ayağında aksaklık 

İcraatları:

Vahiy kâtibiydi. Hafız sahabilerdendi. Kur’ân-ı Kerîm’i güzel okurdu.

Hazinedarlık yaptı.

Alim bir şahsiyetti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Muaz, kıyamet günü alimlerin önderidir.” buyurmuştu.

Fakîh idi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştu: “Ümmetimin içinde helali, haramı en iyi bilen Muaz b. Cebel’dir.”

Dışarıdan gelen elçilerle görüşme, onlara İslam’ı anlatma komisyonunda üyeydi.

Medine’nin bir mahalle mescidinde namaz kıldırmak ve İslami bilgiler öğretmek için görev verilmişti. Huneyn savaşına giderken Mekke’de bırakılmış, yeni Müslüman olanlara muallim olarak görevlendirilmişti.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafından Yemen’e kadı, zekât görevlisi, elçi ve muallim olarak gönderilmişti.

Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer döneminde cihad faaliyetlerinden geri kalmadı.

Hz. Ebubekir döneminde müşavir olarak görev yaptı.

Ebu Ubeyde’nin vefatı üzerine vali olarak görevlendirildi.

Tüm bunları ayağı aksayan bir adam yaptı. Çünkü yıldızlar, engel tanımazlar.

AMR B. CEMUH (RA)

Engel Durumu: Ayağında aksaklık 

İcraatları:

Amr b. Cemuh çok şiddetli bir şekilde topaldı. Aslan gibi dört oğlu vardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile bütün gazvelerde bulundular. Uhud gününde babalarının gelmesine taraftar olmadılar. Ve babalarına “Allah seni mazur kılmıştır. Sen gelme!” dediler. Amr, Hz. Peygamber’e gelerek “Oğullarım bu savaştan beni menetmek istiyorlar. Seninle gelmeme engel oluyorlar. Allah’a yemin ederim ki, topal ayağımla cennetin toprağına basmak istiyorum” dedi. Hz. Peygamber “Allah seni mazur saymıştır. Sana cihad farz değildir” dedi. Ve oğullarına hitaben de “Size bir zarar yoktur. Onu gelmekten menetmeyiniz. Umulur ki Allah ona şehadeti nasip eder” buyurdular. Böylece Amr, Peygamberle beraber, topal olmasına rağmen çıktı ve Uhud gününde şehid oldu. Hz. Peygamber onun cenazesinin yanından geçerken “Ben şu anda Ebu Amr’ı görür gibiyim, o topal ayağıyla sıhhatli olarak cennette yürüyor!” dedi. Ve onu da yeğeni ve kölesiyle bir kabre gömmelerini emretti.[4]

Aksayan ayağı, ilerleyen yaşı ve kendisine karşı fazlaca merhametli olan evlatları onunla cennet arasına giremedi. Çünkü yıldızlar, engel tanımazlar.

ULEMADAN ENGEL TANIMAYANLAR

Kötürüm olan İbnü’l- Esir bu haliyle hadis ilminin baş yapıtlarından olan Camiü’l Usül ve en-Nihaye’yi yazdı. Ata b. Rabah çolak idi. Ahnef b. Kays çarpık bacaklı, kambur ve çelimsiz bir yapıya sahipti. A’meş az görürdü. Allah hepsinden razı olsun. Onlar engel tanımadan ilim yolunda devam ettiler. Kendi dönemlerinde de büyük alim idiler; bugün de bizler için aynı büyüklüğü taşımaktadırlar.

ŞEYH AHMED YASİN (1936-2004)

Engel Durumu: 1952 yılında, 16 yaşında arkadaşlarına yüzme dersi verirken bir kaza geçirdi ve boynu kırıldı. O günkü Gazze şartlarında 45 gün tedavi gördü ancak tüm vücudu felç kaldı. Bundan sonraki yaşantısını felçli olarak sürdürdü.

İcraatları:

Şer’i ilimlerde kendisini yetiştirdi.

El-Ezher Üniversitesini başarıyla tamamladı.

Arap dili ve İslam eğitimi alanlarında öğretmenlik yaptı.

1973’te Gazze’de kurulan İslam Birliği’nin (Mücemma el-İslami) kurucuları arasında yer aldı.

1981’de içinde bulunduğu hareketin askeri kanadını Gazze’de kurdu. (Kassam Tugayları)

1984 ‘te Yahudilere karşı silah bulundurmak suçundan 13 yıl cezaya çarptırıldı ve 11 ay sonra esir takası ile serbest kaldı.

1987’ de beraberindeki dava kardeşleriyle Birinci İntifada’yı başlatarak İslami direniş hareketi Hamas’ın kuruluşunu resmen ilan etti.

1991’ de tekrar tutuklandı ve müebbet hapse mahkûm edildi. 1997’de Ürdün’de yakalanan 2 MOSSAD ajanına karşılık serbest bırakıldı. 

2002 yılında Filistin yönetimi tarafından ev hapsine alındı.

2003’te kaldığı apartman dairesinde Apachi helikopteriyle bir suikast girişiminde bulunuldu. Saldırıdan sağ kolundan hafif yara alarak kurtuldu.

2004’te sabah namazından sonra cami çıkışında F16 savaş uçağından atılan üç füzeyle şehid edildi.

Şeyh Ahmed Yasin ömrünün 52 yılını tekerlekli sandalyede geçirse de mücadeleden asla vazgeçmedi. Bugün Gazze’de insanlığın yüz akı olarak karşımızda duran direnişin baş mimarı olmayı başardı. Engel tanımadı, engelleri ortadan kaldırdı ve özgürlük sevdalısı yüzlerce yiğit bıraktı geride.

ŞEYH ÖMER ABDURRAHMAN (1935- 2017)

Engel Durumu: Henüz 10 aylıkken gözlerini kaybetti.

İcraatları:

11 yaşında Kur’an-ı Kerim’i ezberledi.

Ezher Üniversitesi Usûluddîn Fakültesinden şeref takdiri ile mezun oldu.

Abdunnasır’ın cenaze namazının caiz olmadığını belirterek halkı cenazeye katılmaktan menettiği için tutuklandı. Bu ilk zindan deneyimi 8 ay sürdü.

İstihbaratın etkisiyle üniversitedeki görevinde zorluklar yaşadı.

Tüm baskılara rağmen camilerde vaaz vermekten geri durmadı.

1981’de Enver Sedat’ın öldürülmesinden sorumlu Cemaati İslami Emiri olarak Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılandı. Suçlamalardan beraat edip 1984’te tahliye oldu.

1980’lerin ortalarında Sovyetlerin işgaline karşı direnişin devam ettiği Afganistan’a gönüllü mücahitler gönderdi.

1990 yılında tutuklamalardan dolayı Mısır’dan çıkıp ABD’ye geçmek zorunda kaldı.

1995 yılında, ABD’ nin yıkılması için çalışmak, ABD’de askeri tesislerin bombalanmasının yanı sıra Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in öldürülmesini planlamak suçlamasıyla ömür boyu hapse mahkûm edildi.

Gözlerinin görmemesinin yanı sıra şeker hastası, pankreas kanseri, tansiyon, romatizma ve sürekli baş ağrısı gibi hastalıklarına rağmen cezaevinde de rahat bırakılmadı, zaman zaman yaptığı açlık grevleriyle bu kötü koşulları protesto etti.

Hapishanede herkesten tecrit edilerek, kişisel bakımları tamamen ihmal edilerek ve en sonunda bilinçli olarak ilaçları da kesilerek ölüme terk edilen Şeyh 23 yıllık esaretinin ardından ABD zindanlarında 2017 yılında çok arzuladığı şehadete kavuştu.

Kıymetli kardeşim! Satır satır aktardığımız bu detaylar sana uzun ve sıkıcı gelmesin! Görememe ve rahatça yürüyememe durumunda olan bu yiğitlerin yaptıklarını hep beraber tefekkür edelim. Bizim sağlıklı halimizle hayal dahi edemeyeceğimiz hizmetleri bu yiğit insanlar engellerine rağmen başardılar. En büyük engelin fiziksel engel değil manevi engeller olduğunu amelleriyle bize öğrettiler. Onlar hayatlarını İslam’a adadılar ve rablerine kavuştular. İslam’ın garip olduğu bu dönemde sıra kime geldi dersin!  


[1]. Hicr, 99.

[2]. Ahiret Yolculuğu, Dr. Mustafa Murat, s. 100, Beka Yay. 2011, İstanbul.

[3]. https://www.sosyalyardim.org.tr/icerikdetay/t%C3%BCrkiye-engelli-n%C3%BCfus-oran%C4%B1-ve-nitelikleri

[4]. Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/319-320.