Serbest Köşe – Derya Fıçıcı / 2026 Ocak / 158. Sayı
Allah ona “Ey Yahya! Kitaba var gücünle sarıl! (dedik) ve henüz çocuk iken ona (ilim ve) hikmet verdik.” (Meryem, 12) dedi.
Bu ayet-i kerimenin tefsirinde Seyyid Kutub rahimehullah şöyle diyor;
“Allah celle celaluhu Kur’an’da Hz. Yahya’dan tek bir söz bile etmeden önce ona bu seslenişi yöneltiyor. Çünkü bu sesleniş sahnesi, onun konumunun yüceliğini kanıtlayan görkemli ve çarpıcı bir sahnedir. Bununla birlikte babasının Zekeriya aleyhisselam’ın da duasının kabul edildiği vurgulanmaktadır. Zekeriya aleyhisselam, gerek inanç sistemini savunma konusunda ve gerekse yakınlarını gözetme, kayırma hususunda yerine gerektiği gibi dolduracak, soyunu sürdürecek hayırlı bir varis istemişti. İşte Hz. Yahya babasının özlemini gerçekleştirecek olan bu kutsal misyonunun ilk aşamasında, büyük emaneti taşımak üzere göreve getirilme aşamasındadır.
Hz. Yahya, babası Hz. Zekeriya aleyhisselam’dan bu mirası devralıyor. Bu misyonu yüklenmeye, güçlü ve kararlı bir enerji ile bu emaneti omuzlamaya çağrılıyor. Bu mirasın yükümlülüklerini taşırken zayıflık ve ihmalkârlık göstermemesi, geri çekilmeye kalkışmaması isteniyor.
“Ayrıca ona tarafımızdan büyük şefkat ve merhametle birlikte tertemiz bir gönül ve yüce bir ahlâk nasip ettik. O, günahlardan çok çok sakınan bir kimseydi. Anne ve babasına da içten ve pek iyi davranan hayırlı bir evlattı. Asla zorba ve isyankâr biri değildi. Selâm olsun ona doğduğu gün, öleceği gün ve öldükten sonra diriltileceği gün!” (Meryem, 13-15)
İşte, Yahya aleyhisselam yüce Allah tarafından donatılmış ve bu ağır emaneti taşımaya çağrılırken, ayrıcalıklarla desteklenmiş, güçlendirilmiştir.
Yine Rabbi ona bir lütuf olarak sevecenlik bağışlamıştı. Adeta yaratılış hamuru sevecenlik ile yoğrulmuş; bu tutum doğal niteliği olmuştu. Sevecenlik; insanların gönüllerini ve duygularını gözetmek zorunda olan, gönülleri kazanarak onları yumuşak bir şekilde iyiliğe çekmekle görevli olan bir peygamber için yeri doldurulamaz bir sıfattır.”[1]
Peygamberlerin omuzlarına yüklenen bu misyon bazen onların duaları ile kendilerinin soylarından gelen ve onu taşımaya layık olan, hazır olan evlatlarının omuzlarına yüklenmiştir. Onlar bu mübarek yolla en güzel şekilde sürdürmüşlerdir. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra başka bir peygamber gelmeyeceğini bildiren Rabbimiz: “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Ahzab, 40)
Artık Allah’ın kitabını yaşama, hayata geçirme, pak ve temiz yolu temsil etme, emaneti üstlenme Ümmet-i Muhammed’in üzerinedir.
Takip edeceği yol haritası ise Kur’an ve sünnettir.
Tıpkı Yahya aleyhisselam’a emrettiği gibi Rabbimiz bu ayetin de bize de “kitaba kuvvetle sarılmamızı” emrediyor. Ancak kitaba kuvvetle sarılmak için yine Peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’de ve bütün peygamberlerde bizler için nice güzel örnekler vardır. Tepeden tırnağa öz kimliğimizi, kulluk kimliğimizi inşa etmede bize ışık tutan o nurlu hayatlar…
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in örnekliği Kur’an’da bildirilmiştir.
“Andolsun, Allah’ın Rasûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21)
“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: ‘Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.’ Şöyle de dediler: ‘İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.’” (Bakara, 285)
Müslüman ümmet, risâlet mirasının tümüne sahiptir ve bu üstün rolün bilincinde olmalıdır. Bu yüce davet konusunda hiçbir zaman tereddüde düşmemelidir. Ve insanlığın gidişatına yön vermede Allah celle celaluhu’nin onları kullanması, bu ümmete verilmiş en büyük şeref ve izzetlerdendir. “Yolun tamamını gören Allah celle celaluhu’dir.” diyerek tevekkül ile bu yolda yürürken doğru işi doğru zamanda yapabilmek için nebevî mirasa tutunmalıdırlar. Kur’an’ı Kerim ve onun dünyadaki karşılığı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti; sünnetin karşılığı ise onun güzide sahabesidir. Kim bunlara tutunursa o mirasa sımsıkı tutunmuş olur.
“Nitekim kendi aranızdan, size ayetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.” (Bakara, 151)
Onun öğrettiği kitap ve hikmet öyle bir belirmeli ki, ruh taşıyan bedenlerde, simalarda, ayakların adımlarında, dillerinin kıpırtısında, hayatın içine akmalı hak dava. İnsanlık çölde susuz kalmış kuşlar misali onlara doğru koşmalı, yuvalarını suyun etrafına kurmalı ve o su, çölü yeniden yeşertmeli…
“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.” (Ahzab, 56)
O’nun ashabını tanıdığımızda, onların gayret ve fedakarlıklarını gördüğümüzde Peygamber’e salat ve selam okumanın ne demek olduğunu çok daha iyi anlayabiliriz.
Muhammed Zahid el-Kevserî rahmetullahi aleyh der ki: “Abdullah ibni Mesud radıyallahu anh hayata gözleri yumduğunda arkasında tam 4000 alim bırakmıştı.” Sahabeden başlayıp günümüze kadar bu aziz din alimlerin örnekliği ile bize kadar geldi. İşte bu yol işaretçilerine tutunarak daha gür bir seda ile Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme salat ve selam etmeliyiz.
Bugün Gazze halkının direnişi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gür bir seda ile salat ve selamdır.
Ona salat eden meleklerin salat ve selamına karışarak tüm yeryüzünde ve gökyüzünde yankılanmaktadır.
Aynı şekilde Şam topraklarındaki mübarek direniş, Afganistan’da Müslümanların kafir devletlere karşı verdiği mücadele ve izzetli duruş yeryüzünde mü’minlerin Peygamber’e salat ve selamın gür seda ile okunmasıdır.
Biz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmetiyiz.
Onun mübarek yolu üzereyiz.
Kimliğimizle ve mücadelemizle tepeden tırnağa onun izindeyiz.
Selam ve dua ile.
[1]. Fi Zil’al’il-Kur’an Meryem Suresi Tefsiri Seyyid Kutub










