Serbest – Şeyh Abdulhakim El-Hakkani / 2026 Ocak / 158. Sayı
Cihadın birçok hedefi vardır ki bunlar Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde belirtilmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:
1- İnanç Özgürlüğünü Korumak
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.”
“el-Lübâb fî Ulûmi’l-Kitâb”ta şöyle denilmiştir: Burada geçen “fitne”den maksat şirk ve küfürdür. Şöyle ki: Mekke müşrikleri, Allah Rasûlü’nün sallallahu aleyhi ve sellem ashabını Mekke’de korkutuyor, yıldırıyor ve eziyet ediyorlardı. Öyle ki, onlar bu baskılar neticesinde Habeşistan’a hicret etmek zorunda kaldılar. Daha sonra da bu eza ve cefaya devam ettiler, ta ki Ashâb, Medine’ye hicret edene kadar. Müşriklerin bu fitneyi yaymaktaki gayeleri, Müslümanları dinlerinden döndürmek ve onları tekrar küfre sevk etmekti. Bunun üzerine Allah Teâlâ bu ayeti indirdi.
Bu ayetin manası şudur: Onlarla savaşın ki, onlara galip gelerek size dininizden döndürmek için fitne çıkarma imkânı kalmasın, siz de şirke düşmeyesiniz. Ayetin devamındaki “ve yekûne’d-dînu lillâh” ifadesinin manası ise şudur: Yani itaat ve ibadet yalnızca Allah’a mahsus olsun, O’ndan başkasına asla ibadet edilmesin.
2- Şiarların ve İbadetlerin Korunması
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah, iman edenleri korur. Şu da muhakkak ki Allah, hain ve nankör olan herkesi sevgisinden mahrum eder. Kendileriyle savaşılanlara (müminlere), zulme uğramış olmaları sebebiyle, (savaş konusunda) izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette kadirdir. Onlar, başka değil, sırf “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah’ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir. Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah’a varır.”
Kurtubî tefsirinde şöyle geçmektedir:
“Yani, eğer Allah Teâlâ’nın peygamberlere ve müminlere, düşmanlarla savaşmayı meşru kılması olmasaydı, müşrikler üstün gelecek ve din sahiplerinin ibadet mahalleri olarak belirlediği mekânları tahrip edeceklerdi. Ancak Allah, savaşmayı farz kılmak suretiyle bu durumu engelledi ki, din ehli ibadetlerini özgürce yerine getirebilsin. Böylece cihad, eski ümmetlerde de var olan köklü bir hükümdür. Bu sayede dinler muhafaza edilmiş, ibadethaneler korunmuş ve bir araya getirilmiştir. Sanki ayette şöyle denilmektedir: “Savaş için izin verildi, öyleyse müminler savaşsın!” Bu emir, “Velevlâ def’ullâhi’n- nâse” ifadesiyle de daha da pekiştirilmiştir. Yani, eğer savaş ve cihad olmasaydı, her ümmette hakka galebe çalınırdı.
Dolayısıyla, Hristiyanlar ve Sâbiîler arasında cihadı çirkin görenler, kendi inanç sistemlerine ters düşmektedirler. Zira eğer savaş olmasaydı, kendilerinin savunduğu din bile ayakta kalamazdı. Ayrıca, ayette zikredilen ibadet mekânları, onların bozulmaları ve tahrif edilmelerinden önce, hak din üzere kuruldukları döneme aittir. Yani, ‘eğer bu ilahî müdahale olmasaydı, Mûsâ aleyhisselam zamanında kiliseler, Îsâ aleyhisselam zamanında manastırlar ve havralar, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem zamanında ise mescitler yıkılırdı’ anlamındadır.”
3- Yeryüzünden Fesadı Def Etmek
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Câlût ve askerleriyle savaşa tutuştuklarında: Ey Rabbimiz! Yüreğimizi sabırla doldur; bize direnme gücü ver, kâfir kavme karşı bize yardım et, dediler. Sonunda Allah›ın izniyle onları yendiler. Davud da Câlût’u öldürdü. Allah ona (Davud’a) hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allah, insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile savmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Lâkin Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem sahibidir.”
İmam Râzî, tefsirinde şöyle demiştir:
“Bil ki, Allah Teâlâ, Câlût’un ortaya çıkardığı fesadın, Tâlût ve ordusunun direnişi ve Dâvûd’un Câlût’u öldürmesiyle ortadan kaldırıldığını beyan ettikten sonra, bu hususta genel bir kaide zikretmiştir. Bu kaide, yeryüzünde fesadın önlenmesi için Allah’ın insanları birbirleriyle def etmesi ilkesidir ki Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: ‘Eğer Allah, insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile savmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı.’”
Yeryüzünden fesadı kaldırmak, cihadın en önemli gayelerinden biri olduğundan, bağîler ve haricîler ile savaşmak da meşru kılınmıştır. Zira cihad yalnızca kâfirlerle yapılan bir savaşla sınırlı değildir. Reddu’l-Muhtâr’da, “Bağîler Babı”nın başında da bu husus belirtilmiştir.
4- İmtihan, Terbiye ve Islah Etmek
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz. Allah onları muratlarına erdirecek, gönüllerini şâdedecek ve onları, kendilerine tanıttığı cennete sokacaktır.”
İbn Kesîr, Allah Teâlâ’nın “Fakat sizi birbirinizle denemek ister” ayeti hakkında şöyle der:
Yani, Allah Teâlâ size cihadı ve düşmanlarla savaşmayı meşru kılmıştır ki, sizi imtihan etsin ve halinizi ortaya çıkarsın.
Nitekim, cihadın hikmeti, Âl-i İmrân ve Tevbe sûrelerinde de açıklanmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri ve sabredenleri bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Âl-i İmrân, 142).
“Yoksa, Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır” (Tevbe, 16).
5- Kâfirleri korkutmak, Rezil etmek ve Tuzaklarını Zayıflatmak
6- Müminlerin Gönüllerini Ferahlatmak/Yüreklerine Şifa Vermek
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.”
Yine Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın. Ve onların (müminlerin) kalplerinden öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.”
7- Münafıkların Belli Edilmesi
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah, müminleri (şu) bulunduğunuz durumda bırakacak değildir; sonunda pis olanı temizden ayıracaktır. Bununla beraber Allah, size gaybı da bildirecek değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini ayırdeder. O halde Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder, takvâ sahibi olursanız sizin için de çok büyük bir ecir vardır.”
8- Allah Teâlâ’nın Hükmünü ve İslam Nizamını Yeryüzünde İkame Etmek
Bil ki, Allah’ın hükmünü yeryüzünde ikame etmek, cihadın hedeflerinden biridir. Zira Kur’an’ın indirilmesinin amacı, Allah’ın hükmünü insanlar arasında yürütmektir. Kâfirler ise bu hedefe engel olurlar, bu nedenle müminlerin bu engeli kaldırması ve ortadan kaldırması gerekmektedir. İşte bu da cihadla gerçekleşir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Biz sana Kitab (Kur’an)ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma!” (Nisa, 105).
9- Müstaz’afları (Zayıf Düşürülmüş, Ezilenleri)
Allah Teâlâ’nın Düşmanlarından Kurtarmak
“Hem size ne oluyor ki, Allah yolunda: “Ey Rabbimiz! bizleri bu halkı zâlim olan memleketten çıkar, tarafından bizi iyi idare edecek bir sahip ve bize katından bir kurtarıcı gönder” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların kurtarılması uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?”










