Kapak Dosya – Ahmet İnal / 2025 Haziran / 151. Sayı
Garip bir dönemden geçiyoruz. Tüm taşların yerinden oynadığı, hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı farklı bir zaman diliminden… Evet her dönem diğerlerinden farklıdır. Ama bu seferki biraz başka. Sanki görünmez bir el insanlığın geçmişle olan tüm bağlarını teker teker kesiyor. Aidiyetlerimizi yitiriyor ve her gün kimliğimizin kayboluşunun buhranını yüreklerimizde derinden hissediyoruz. Köklü bir geçmişten kopmakla karanlık bir geleceğe savrulmanın arasında gelgitlerdeyiz. Çıkış için aydınlık bir yol arıyoruz. Neredeyse üç asırdır… Ama nafile. Önümüzde duran yolların sadece izleri kalmış. Belli belirsiz… Yollar unutulmuş, yolcular unutulmuş…
Evet, unutulmuş yollardan yani sünnetlerden bahsediyoruz. Sünnet, Efendimize ait söz, fiil ve takrirler olsa da sözlük anlamı itibariyle yol demektir. Efendimizin aydınlık yolu… Çıkış için tutmamız gereken kurtuluş yolu… Sünnet yol demek olunca haliyle unutulmuş sünnetler de unutulan kurtuluş yolları manasına geliyor. Aslında “unutulmuş” diyerek suçluyu uzaklarda aramaya lüzum yok. Unuttuğumuz sünnetler/yollar demek icap ediyor. Zira kendiliğinden unutulup giden bir şey yok. Hele hele mevzubahis Efendimizin sünnetleri olunca kendiliğinden kaybolup gitmeye mahal de yok. O zaman faili biz Müslümanlar olan bir unutma fiilinden bahsediyoruz. Unutanın, gaflete düşenin, cahillik edenin, kıymet bilmeyenin biz olduğu çirkin bir fiil…
Sünneti unutmak tam da çağdaş Müslümanla örtüşen bir haleti ruhiyedir. Modernite, terakki teraneleriyle zihinleri iğdiş edilmiş, yozlaşmış ve kökünden uzaklaşmış fertlerimiz kurtuluş yollarını başka yerlerde ararken Efendimizin bizlere miras bıraktığı o pak sünnetler/yollar unutulur hale geldi. Bir zamanlar yolcularının kalabalık olduğu, herkesin rağbet gösterdiği yolların ıssız ve atıl kalması ne kadar acı verici! Samimiyetle kendimize soralım ve halimizi düşünelim. Ebubekir’in, Ömer’in, Abdullah b. Mesud’un radıyallahu anhuma yaşadığı bir zamanda unutulmuş bir sünnetin varlığını kabul etmek ne kadar mümkün! Neredeyse her haliyle Rasûlullah’ı taklit eden Abdullah b. Ömer gibi bir adam varken en küçük bir sünnetin bile unutulması söz konusu olabilir mi! Unutmak bir yana ihmal etmek bile sahabe efendilerimizle yan yana gelebilecek bir durum değildir. Ya bizler? Yöneldiklerimize odaklanırken neleri geride mahzun bıraktığımızın farkında mıyız? Kazanmaya çalışırken neleri kaybettiğimizi idrak edebiliyor muyuz? Efendimizin görmediği halde “kardeşlerim” diye bize hitap etmesinin gerekleri olmak zorunda. Bunun gururunu yaşarken kaçırdıklarımızı da fark edelim. Sünnete sımsıkı yapışamamanın, kıymetli olanı zayi etmenin mahcubiyetini de en derinden hissedelim. Üzerimizdeki emanetin farkına varalım. Eğer Rasûlullah’ın sünnetine biz sahip çıkmazsak kim sahip çıkar! Onun değerini biz bilemezsek kimler bilir! Rasûlullah’ın emanetini korumak zorundayız. Nesiller boyu devam etmesi için çocuklarımıza miras olarak bırakmakla yükümlüyüz. Aksi halde Kevser havuzuna yaklaşıp da oradan kovulanlardan olmak hepimizin önünde büyük bir tehlike olarak durmaktadır.
UNUTTUKLARIMIZDAN…
İnsan bilmediğini değil bildiğini unutur. Dolayısıyla unuttuğumuz sünnetler hiç duymadıklarımızdan ziyade duyup bilip de ihmal ettiklerimizdir. Değilse Efendimizin sünnetleri içinde amel edeni hiç kalmamış tamamıyla terk edilip unutulup gitmiş olanı yoktur. Unuttuğumuz, ihmal ettiğimiz sünnetler çok olmakla birlikte bir kısmı şu şekildedir:
1- Müsamahakâr olmak:
Bu özellik Efendimizin en belirgin vasıflarındandır. O her işinde muhatabına kolaylık sağlardı. Müslümanlar bu kıymetli sünneti terk ettiklerinde yerini kaba ve katı yüreklilik almıştır.
2- Malayaniyi terk etmek:
Efendimiz hayatı boyunca malayani işlerle uğraşmamış, vaktini değerli şeylere ayırmıştır. Müslümanlar bu kıymetli sünneti terk ettiklerinde hem mürüvvetlerinden ödün verdiler hem de vakitlerini israf ettiler.
3- Şaka da olsa yalan söylememek:
Efendimiz her zaman doğruyu konuşurdu. İnsanları güldürme adına da olsa ağzından hiçbir şekilde yalan söz çıkmazdı. Müslümanlar bu kıymetli sünneti terk ettiklerinde diller yalan söze alışır hale geldi.
4- Şaşırınca “Sübhanallah!” demek:
Efendimiz hayrete düştüğünde, ani bir şeyle karşılaştığında “sübhanallah” derdi. Müslümanlar bu kıymetli sünneti terk ettiklerinde yerini ağza yakışmayan argo sözler aldı.
5- Namazları cemaatle kılmak:
Efendimiz için namazı cemaatle kılmamak tarifsiz bir rahatsızlık sebebiydi. O’nun farz olan bir namazı cemaatsiz kıldığı vaki değildir. Müslümanlar bu kıymetli sünneti terk ettiklerinde camilerde toplanmayı bırakıp çay ocaklarında, kafelerde bir araya gelme hastalığına yakalandılar.
6- Erken yatmak-erken kalkmak:
Efendimiz yatsı namazını kıldıktan sonra ailesiyle bir miktar muhabbet eder sonra da yatardı. Geceyi de tamamen uykuyla geçirmez teheccüt için kalkar ve tekrar uyumadan sabah namazını kılardı. Sabah namazından sonra da uyuma adeti yoktu. Müslümanlar bu kıymetli sünneti terk ettiklerinde gecelerini gereksiz muhabbetle geçirip sabah namazına uyanamaz oldular.
7- Yatmadan önce abdest almak ve bazı ayetler okumak
Efendimiz yatmadan önce mutlaka abdest alır, yatağına girince de ayetel kürsi, ihlas, felak ve nas sûrelerini okumayı ihmal etmezdi. Müslümanlar bu kıymetli sünneti terk ettiklerinde uyumadan önce tuvalete girip rahatlamayı ve son kez telefonlarına sarılıp uykuya dalmayı adet haline getirdiler.
8- Yemeği ayıplamamak-yemeği sünnetlemek:
Efendimiz hoşuna gitmeyen bir yemek olduğu zaman onu ayıplamaz ve susardı. Yediği bir yemeğin kabını da iyice sünnetler “yemeğin bereketi nerededir bilinmez” derdi. Müslümanlar bu kıymetli sünneti terk ettiklerinde sofralarındaki çeşit çeşit yemeği beğenmeyip çöpe döker oldular.
9- Elbise giyerken hamd etmek:
Efendimiz elbise giyerken “Bana bu elbiseyi giydiren ve tarafımdan hiçbir güç ve kuvvet harcamaksızın beni onunla rızıklandıran Allah’a hamd olsun.” diyerek Allah’a hamd ederdi. Müslümanlar bu kıymetli sünneti terk ettiklerinde çeşit çeşit kıyafete sahip olsalar da tatminsiz ve şükürsüz oldular.
10- İstihare namazı kılmak, duasını okumak:
Efendimiz ashabına Kur’an’dan bir sure öğretir gibi, büyük küçük işlerin hepsinde istihareyi öğretir ve şöyle buyururdu: ‘Sizden biriniz bir işe kalben azmettiği zaman, iki rekât namaz kılsın.’ Ve ardından istihare duasını okuyarak o işin hayırlısını Allah’tan talep etmeyi emrederdi. Müslümanlar bu kıymetli sünneti terk ettiklerinde işlerinde Allah’ın yardımını celb etmekten ve isabetli karar vermekten mahrum kaldılar.
11- Zalimler aleyhine kunut yapmak:
Efendimiz Bi’ri Maune olayında şehid edilen Müslümanların üzüntüsünden dolayı müşrikler aleyhine bir ay boyunca namazında rükudan sonra beddua ederek kunut yaptı. Müslümanlar bu kıymetli sünneti terk ettiklerinde özellikle şöylesi bir dönemde İslam düşmanlarının hezimeti için Allah’ın yardımını talep etmede zafiyet göstermiş olmaktadırlar.
UNUTMAYALIM DİYE…
Unuttuğumuz sünnetlerden daha çok sünnetleri bize unutturan sebeplere odaklanmak gerekir. Zira bu sebepler ortadan kalkmazsa çok daha fazla sünnet terk edilmeye mahkûm olacaktır. Sünnetleri bize unutturan sebepleri ortadan kaldırmak ve onları gerek ferdi gerekse toplumsal hayatımızda daha güçlü ve görünür kılmak için şu hususları hatırlamakta fayda vardır:
1- Sünnetten mahrum kalmak afettir. Hem kulluğun afeti hem de Efendimize ümmet olmanın afeti… Sünnetten mahrum kalan neredeyse hayırların tamamından mahrum kalmıştır.
2- Sünnete sarılmak kurtuluştur. İmam Malik’in ifadesiyle “Sünnet, Nuh aleyhisselam‘ın gemisi gibidir. Ona binen kurtulur. Ona binmeyen boğulur.”[1]
Efendimiz ileride meydana gelecek hadiseler için ashabına tavsiyelerde bulunurken “benim sünnetime; doğru yolu bulan, hidayete erdirilmiş halifelerin sünnetine sarılın. Bunlara azı dişlerinizle (yapışır gibi sımsıkı) yapışın.”[2] buyurarak kurtuluşun sünnete ittiba ile olacağına işarette bulunmuştur.
3- Sünnetleri unutmanın ilacı sünneti yaymaktır. Efendimizin sünneti, hadisleri ne kadar yayılır ve gündem edilirse korunması ve amel edilmesi o kadar kolaylaşır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu işi üstlenen müminlere şöyle hayır duada bulunmuştur: “Benden bir söz işitip onu belleyip başkalarına aktaranın Allah yüzünü ak etsin.”[3]
4- Sünnete muhalif olanlarla mücadele etmek şarttır. Sünnetin hafife alınması ve bir kısmının unutulmaya yüz tutmasında bu kesimin etkisi vardır. Bilerek ya da bilmeyerek bu işi yapan herkese karşı mücadele etmek sünnetin muhafazası için elzemdir ve gücü yeten herkes için imani bir vazifedir.
[1]. Süyûtî, Miftahu’l-Cenne: s.53
[2]. Tirmizi, îlim, 16
[3]. İbn Mâce, Mukaddime: 18