Gündem Analiz – Muhammed Eyüp / 2026 Ocak / 158. Sayı
Toplumumuzun üzücü ve düşündürücü yanlarından biri, dünyada olup bitenlere karşı genel bir duyarsızlığa sahip olmasıdır. Maalesef bu özelliği bugün Müslüman kesimler nezdinde de müşahede ediyoruz. Dünyayı değiştirmek gibi büyük bir amaca sahip olduğunu söyleyen bizlerin dünyada olup bitenlerden habersiz olması gerçekten üzüntü verici bir durum.
Halbuki Allah celle celaluhu Müslümanları kardeş kılmış, onların sorumluluğunu birbirlerinin üzerine yüklemiştir. Bugün yeryüzünün neresinde olursa olsun bir Müslümanın halinden, mücadelesinden, başına gelenlerden haberdar olmak, bizlerin boynunda bir borçtur.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” [1]
Bugünkü durum ise oldukça farklıdır.
Medyayı ve kamuoyunu ele alalım: Günümüzde yeryüzünün herhangi bir noktasında askeri, siyasi yahut sosyal bir gelişme yaşandığında, insanların büyük bir kısmının bu meselelere “Bu durum durup dururken nasıl ortaya çıktı?” sorusunu sorarak yaklaştığını görüyoruz. Sanki ortada hiçbir şey yokmuş da birdenbire büyük olaylar yaşanmaya başlamış gibi… “Düğmeye basıldı” gibi enteresan ifadelerle desteklenen bu yaklaşım aslında bir Müslümanın göstermemesi gereken bir yaklaşımdır. Zira bir Müslümana düşen; davet ve cihad sahası olan yeryüzünü çok iyi tanımak, gelişmeleri yakinen takip etmektir.
Örneğin, 2021 yılında Taliban hareketi Afganistan’da işgalcileri ve yerli iş birlikçilerini mağlup ettiğinde, medya ve kamuoyu bu meseleye çok tuhaf bir şekilde yaklaşmıştır. Afganistan’da 20 senedir devam eden cihada karşı kafalarını kuma gömenler, sanki bu zafer bir haftada kazanılmış gibi bir yaklaşım sergilemiş çareyi komplo teorileri üretmekte bulmuştur.
Benzer şekilde geçtiğimiz haftalarda Sudan’da yaşananlar da bu duruma bir örnektir. Onlarca yıldır krizlerin pençesinde olan ülkede yaşanan katliamlar sanki durup dururken ortaya çıkmış gibi davranılmış, bu durum Müslümanlarda da kafa karışıklığına sebep olmuştur. Halbuki Müslümanların, büyük bir İslam beldesi olan Sudan’ı, kendi evlerinin içini takip eden gibi takip etmeleri ve bilmeleri gerekmez mi? 50 milyonluk nüfusunun tamamı Müslüman olan Sudan’ın Mekke ve Medine’ye kuş uçuşu mesafesinin ne kadar olduğunu biliyor musunuz? Sadece 300 kilometre. Yani Sudan’ın azgın ve başıboş bir kafir güruhunun eline geçmesi halinde İslam’ın kalbi olan bu mukaddes beldeler neredeyse bombardıman mesafesine girmiş olacak. Bu kadar yanı başımızda olan bir belde hakkında dahi bu denli gafil olmak kabul edilebilir bir durum mu?
Batı Afrika ve İslamî Direniş
Günümüzde Batı Afrika coğrafyası, İslam’ın ayrılmaz bir parçasıdır ve hararetli bir direniş atmosferine sahiptir. Müslümanların geneli tarafından ihmal edilen bu coğrafyaya adeta uzak ve önemsiz bir bölge muamelesi yapılmaktadır. Halbuki Batı Afrika, Müslümanların azınlık olduğu veya İslam’ın yeni ulaştığı bir bölge değildir.
Bugün Batı Afrika genelinde takriben 400 milyon Müslüman yaşamaktadır. Batı Afrika toprakları, Müslümanlar ile Haçlı Hristiyanlar ve putperestler arasında bir ribat hattı niteliği taşımaktadır. Sömürgecilik döneminde, özellikle 1800’lü yıllarda, İngilizler ve Fransızlar başta olmak üzere Batılı Haçlılar bölgede katliamlar yaparak Hristiyanlık inancını yaymaya çalışmıştır. Buna rağmen Batı Afrika’daki Müslümanlar Haçlılara karşı büyük bir direniş sergilemiş, bu sebeple Hristiyanlığın yayılım alanı sahil hattıyla sınırlı kalmıştır.
Bölgedeki direniş köklü bir geçmişe sahiptir. Yakın tarihte Batı Afrika’da Müslümanların sergilediği en büyük direniş örneklerinden biri de “Fula Cihadı” olarak tarih sayfalarında yerini almıştır. Batı Afrika’nın birçok farklı bölgesinde Fulani Müslümanlar, 17. yüzyıldan itibaren hem yerel putperest topluluklara hem de Avrupalı (Haçlı) sömürgecilere karşı uzun yıllar devam edecek cihadi bir mücadeleyi yürütmüşlerdir. Bugünkü Nijerya, Mali, Burkina Faso ve Senegal toprakları başta olmak üzere birçok coğrafyada Fulani Müslümanların cihadı sürmüştür. Bu süreçte Müslümanlar birçok güçlü devlet kurmuş ve Batı Afrika genelinde İslamîyet’i yaymaya muvaffak olmuştur.
Günümüzde ise Mali merkez olmak üzere Batı Afrika genelinde büyük bir cihad süreci yaşanmaktadır. Kökenlerini 1990’lı yıllarda Cezayir’de Fransız destekli küfür rejimine karşı sürdürülen cihaddan alan bu mücadele; bugün bölge genelinde göz ardı edilemez bir gerçeklik halini almıştır. Mali, Burkina Faso, Nijer, Togo, Benin, Gana, Nijerya gibi birçok ülkede bugün Müslümanlar kıyama kalkmış vaziyettedir. Arap, Tuareg, Fulani, Bambara, Mossi, Dogon gibi farklı etnik kökenden Müslümanlar bugün kukla rejimlere ve yabancı destekçilerine karşı mücadele etmektedir. İster ABD, ister Fransa, isterse Rusya olsun, hiçbir küresel küfür gücünün bölgedeki hakimiyeti Müslümanlarca kabul edilmemektedir. Örneğin Mali’de 2013-2020 arasında bu kıyam Fransız güçlerine karşı sürdürülmüş ve 2020 yılından bu yana da Rusya güçlerine karşı devam ettirilmektedir.
Bölgede özellikle Mali ve Burkina Faso’daki askeri cunta ve Rus güçlerine her gün onlarca saldırı düzenlenmektedir. Mali’nin başkenti Bamako ve Burkina Faso’nun başkenti Vagadugu abluka altındadır. Bölgedeki farklı etnik gruplar zaman içerisinde bu cihadi mücadeleyi benimsemekte ve kıyamın içerisine dahil olmaktadır.
Bölgede özellikle Rus güçleri Müslümanlara karşı katliamlara devam etmektedir. Müslümanların köyleri basılmakta, toplu katliamlar ve tecavüzler gerçekleştirilmektedir. Bunun amacı, Müslümanları kıyamlarından vazgeçirerek sindirmektir. Geçmiş yıllarda Fransızlar tarafından gerçekleştirilen bu iğrenç cürümler son birkaç senedir Ruslarca sürdürülmektedir.
Dünya Müslümanlarının Batı Afrika’da yaşanan bu gelişmeler karşısında duyarsız kalmaması, bu kıyam sürecini yakından takip etmesi gerekmektedir. Müslümanlar, kardeşlerinin haberlerini küresel medya organlarından, televizyon ekranlarından ve küfür sistemlerine hizmet eden sözde basın mensuplarından almamalıdır. Bizlere düşen, Müslümanların haberlerini doğrudan Müslümanlardan almak ve İslamî bir bakış açısıyla yorumlamaktır.
Son olarak, Komutan Hattab ile Cevher Dudayev arasında 1995 yılında yaşanan bu diyaloğu, Müslümanların ahvalinden haberdar olmanın önemini anlatmak için paylaşarak yazıyı noktalamak istiyorum. Hattab rahimehullah şöyle aktarıyor.
“İslam dünyası buradaki savaşın sebebinin ne olduğunu bilmiyor. Çünkü siz, devletinizin adını bile Çeçen İslam Cumhuriyeti şeklinde adlandırmadınız ki insanlar burada sizi desteklemek gibi bir zorunluluklarının olduğunu bilsin. İslam dünyası Çeçenistan’da olan olayları bilmiyor.” dedim.
Dudayev şöyle söyledi: “Sen Çeçenistan içinde neler olduğunu bilmek istemiyorsun. Farz edelim ki bu olaylar dünyanın herhangi bir noktasında gerçekleşmiş olsun, kim kime karşı savaşıyor ve ne için savaşıyor diye sebebini araştırmak için bir delegasyon ya da komite göndermeleri Müslümanlar üzerine farz değil midir?”
Dürüst olmak gerekirse bu sözler bir saldırıydı ve onunla güreşe devam edemedim.
Sonra şöyle söyledi: “Bu bir farzdır. Farz edelim ki Çeçenistan’da olaylar başladı ve biliyorsunuz ki burası bir Müslüman toprağıdır, öyleyse Müslümanların buraya gelmeleri gerekmektedir. Biz bombardıman altındayken BBC ve CNN’den ve tüm Batı dünyasından gazeteciler gelip ayağımızın dibine çökerek bizimle röportaj yapıyor ve ne için savaştığımızı, durumun ne olduğunu bizim Hristiyan mı ya da Müslüman mı olduğumuzu öğrenmek istiyor ve şaşırtıcı sorular soruyorken bana bu soruları soran ilk Müslüman gazeteci sensin (Dudayev bu görüşmede Hattab ile henüz tam olarak tanışmamıştı ve onun gazeteci olduğunu düşünüyordu). Bugüne kadar gelen gazeteciler arasında kaç tane Müslüman gazeteci geldiğine bak, savaş hakkında yazmak ya da soru sormak için bir tane bile Müslüman gazeteci gelmedi.”
Bunun ardından soru soramadım ve savunmaya başladım, şöyle dedim: “Topraklarınız kuşatılmış bir halde ve ulaşılması zor.”
Şöyle cevap verdi: “Müslüman ülkelerdeki sorun rejimlerle ilgilidir. Batı dünyası Çeçenistan’ın içinde bulunan bizlere ulaşan insanlar gönderirken tüm Müslüman dünyası bir delegasyon, komite veya herhangi bir kimseyi Müslümanların davasına göz atmak için gönderemez mi? Yardıma ihtiyacı olan sizlersiniz, bizler değil. Bu meseleyi hallettikten sonra gelip size yardım edeceğiz inşallah.”
Daha fazla devam edemedim ve şöyle söyledim: “Allah seni hayırla mükafatlandırsın!”
[1]. Müttefekun aleyh










