Azimle Yükselenler: Engelleri Aşan İslam Öncüleri

Kapak Dosya – Orhan Sağlam / 2025 Temmuz / 152. Sayı

İslam tarihinin sayfalarına baktığımızda, bedenlerinde bir takım fiziksel engeller taşısalar da yüreklerinde taşıdıkları imanın ve adanmışlığın engel tanımadığını gösteren nice mücahit ve âlimle karşılaşırız. Onların yürüyemeyen bedenleri, hakikatin izini süren bir meşale gibi toplumları aydınlatmış; görmeyen gözleri, basiretin ışığıyla karanlıkları delmiş; kısıtlı bedenleri, sınırsız bir gayretin mimarı olmuştur. Onlar bize göstermiştir ki asıl engel, iman zayıflığıdır; asıl mazeret, irade noksanlığıdır.

Sahabeden örnek verecek olursak birçok örnek önderler mevcut. Örneğin;

Bu hakikati bizlere en güzel şekilde gösterenlerden biri de Hz. Abdullah ibn Ümmü Mektûm’dur. Kendisi görme engelli bir sahabi olmasına rağmen, Peygamber Efendimizin en güvendiği isimlerden biri olmuştur. Efendimiz Medine dışına çıktığında onu vekil bırakır, müezzinlik görevini verirdi. Kur’an’da geçen Abese Sûresi’nde onun vesilesiyle Rasûlullah’a gelen uyarı, onun Allah katındaki değerini gösterir.

Yine Hz. Amr bin Cümuh, aksak ayağına rağmen Uhud Savaşı’na katılmak istemiş, “Ben cennete topal olarak girmek istiyorum!” diyerek Efendimizin izniyle şehadetle buluşmuştur. Bu örnekler bize gösteriyor ki iman varsa engel yoktur; niyet ve azim varsa beden sınır tanımaz.

Filistin direnişinin simge ismi Şeyh Ahmed Yasin, tekerlekli sandalyeye mahkûm bir bedene sahipti. Ancak o beden, cihada adanmış bir ruhun taşıyıcısıydı. Hayatının büyük bir kısmını cezaevlerinde, sürgünlerde, tehditler altında geçirdi. Ama ne Kur’an’dan ne de davadan bir adım geri attı. ‘Yeryüzü Allah’ındır, kullarına adaleti egemen kılmak bizim görevimizdir’ diyerek direnişin meşalesini tutuşturdu. Onun ilim meclisleri, gençleri tevhid akidesiyle buluştururken, fikirleri işgalin karanlığını deldi.

Rabbimiz Kur’an’da şöyle buyurur: “Allah, kendi yolunda saf tutmuş bir bina gibi kenetlenenleri sever.” (Saff, 4). Ahmed Yasin, hareket kabiliyeti kısıtlı olmasına rağmen, ümmetin en güçlü yapı taşlarından biri olmuş, bu ayetin canlı tefsirine dönüşmüştür.

Görme engelli olmasına rağmen, Mısır’da İslamî hareketin öncülerinden biri olan Dr. Ömer Abdurrahman, Kur’an ve sünnet ışığında mücadele eden bir âlimdi. Hapishanelerle, sürgünlerle, karalamalarla yıldırılamayan bu yiğit âlim, ümmetin gözleri kör olmuş vicdanlarına görme yetisi kazandırmak için konuştu. Onun verdiği dersler, sadece kelimeler değil, aynı zamanda direnişin mayasıydı.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.”[1] Ömer Abdurrahman, bu hadisin ete kemiğe bürünmüş halidir; göremeyen gözlerine rağmen, ümmetin gidişatına yön veren bir basiret sahibi olmuştur.

Suriye’de İslami uyanışın önderlerinden biri olan Mustafa Sibai, hayatının son yıllarında yürüyemez hale gelmişti. Ancak o, kalemiyle, sohbetiyle ve duasıyla ümmeti diri tutmaya devam etti. Kaleme aldığı ‘İslam’da Kadının Yeri’ gibi eserlerle hem Doğu’da hem Batı’da dikkatleri çekti. Engelli bedeni onu durdurmadı; aksine onu daha fazla düşünmeye, üretmeye ve tebliğe sevk etti.

“Sabredenlerle beraberiz” diyen Rabbimizin vaadi, onun hayatında tecelli etmişti. Zira Kur’an’da şöyle buyrulur: “Sabredenleri müjdele. Onlar başlarına bir musibet geldiğinde, ‘Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz’ derler.” (Bakara, 155-156). Mustafa Sibai’nin sabrı ve teslimiyeti, çağımız Müslümanlarına örnek bir irade bırakmıştır.

Bugün sağlıklı bedenlere, geniş imkanlara, özgür bir çevreye sahip olduğumuz halde; İslam davasına karşı ilgisizlik, gaflet ve tembellik içerisindeyiz. Dünya nimetlerine dalmış, ekranlara kilitlenmiş, gündelik telaşlara gömülmüş bir haldeyiz. Oysa bir zamanlar bastonla yürüyemeyenlerin omzunda yükselen bir ümmettik. Bugün yürüyebilen ama yürümeyen, görebilen ama görmeyen, konuşabilen ama susan bir topluluğa dönüşmek üzereyiz.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Ümmetlerin üzerinize üşüşeceği zaman yakındır; tıpkı sofraya üşüşenler gibi.” Ashab sordu: “Biz o gün az mı olacağız?” Rasûlullah dedi ki: “Hayır, bilakis çok olacaksınız. Fakat siz selin üzerindeki çer çöp gibi olacaksınız. Allah kalplerinizden düşmanlarınızın korkusunu çıkaracak ve sizin kalbinize vehn yerleştirecek.” “Vehn nedir ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. Buyurdu ki: “Dünyayı sevmek ve ölümü kerih görmek.”[2]

Ey dünyaya dalmış, maddiyatla oyalanan Müslüman kardeşim! Sen ki nice imkanlara sahip, özgür bir ortamda yaşayan, dijital çağın tüm nimetlerine ulaşabilen birisin. Ama ya yüreğin? O da özgür mü? Davaya adanmış mı? Zira bu çağın hastalığı, gaflet uykusudur. Artık uyanma vaktidir! Devir, uyanma devridir! Devir, engellilere bahane aramak değil; engelleri aşanları örnek alarak, kendimize dönme devridir.

Kalbinin derinliklerinde kıvılcımlar varsa, onları aleve çevir! Davana sahip çık, ümmetin dertleriyle dertlen, ayağa kalk! Zira sen ümmetin yükünü taşıyabilecek güçtesin. Yeter ki azmini, niyetini ve yönünü Allah’a çevir. Bugün bir şey yapmıyorsan, yarın hesap gününde mazeretin olmayacak. Kalk, silkelen, çünkü yeryüzü seni bekliyor!


[1]. Müslim, Birr, 33

[2]. Ebu Davud, Melahim, 5