Fotoğrafların Dili – İmran Kılıç Sevim / 2026 Mayıs / 162. Sayı
Es selamü aleyküm ve rahmetullah. Hamd alemlerin Rabbi, Hakim’i, Melik’i, İlah’ı olan Allah’a azze ve celle, O’nun selamı tüm Nebi’lerin, Rasûllerin, ulemanın ve alem-i İslam’ın üzerine olsun. “Fotoğrafın Dili” başlıklı yazımızda bu defa yalnız bedenlerin değil ruhlarında tabibi olmaya çalışan mücahit, gazi “Dr. Hüsam Ebu Safiyye”nin sesini duyurmaya çalışacağım. Rabbim muvaffak eylesin. Dilimizdeki düğümleri çözsün, sözümüzü anlaşılır, kalplere dokunur kılsın.
Ben Ebu İlyas. Hepinizin bildiği ismimle Hüsam, Hüsam Ebu Safiyye. 21 Kasım 1973’te doğdum aziz Gazze’min kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda. Aileler kasabalardan göç etmeye o kadar zorlanmışlar ki; yıllar oldu hâlâ nerdeyse merkezde doğan hiçbir Müslüman yok. Kendi öz yurdumuzda mülteci kampında açıyorduk gözlerimizi bu mübarek beldenin kutlu, Rasûle yol olup Rabbine götüren semalarına. Ailem 1948 yılına kadar Aşkelon bölgesindeki Hamama kasabasında yaşamış, göç olduktan sonra da mülteci kampı yuvamız olmuş.
1990 yıllarının sonlarında başladığım meslek hayatımda özellikle çocuk sağlığı alanında çalışmaya yöneldim. İkinci intifada sırasında yaralananlara acil bakım sağlamak amacıyla Beyt Lahiya’da açılan, 1973’te suikast sonucu şehit edilen Filistinli lider Kemal Advan’ın isminin verildiği Kemal Advan Hastanesi pediatri biriminde çalışmaya başladım. Bu süreçte Gazze dışına çıkmaya veya güvenli bölgelere gitme imkânım oldukça fazla olmasına rağmen bunu bir an olsun düşünmedim bile. Çünkü burada binlerce çocuğun tedavisini üstlendim. Allah ikram ettikçe aileleri ile de yakın irtibat kurmaya ve onların direnişçi ruhlarını daha da desteklemeye gayret ettim. Gökyüzünü tekrar görmek nasip olursa yine kaldığım yerden devam edeceğim inşallah. İlerleyen yıllarda Advan Hastanesi’nde idari kademelere yükseldim. 2020’lerin başlarında ise başhekim oldum. Bu dönemde uluslararası sağlık kuruluşlarıyla koordinasyon içinde çalışarak, ilaç-teçhizat noktasında ve Gazze üzerindeki ambargo nedeniyle kronikleşen elektrik, yakıt-tıbbi malzeme eksiklerini gidermek için UNICEF ve DSÖ gibi kurumlardan destek almaya çalıştım. Aynı şekilde içinde bulunduğumuz durumu tüm şeffaflığıyla aktarmak için hastanemizde sürekli kameralar önünde olmaya gayret ettim.
7 Ekim 2023’te Kuzey Gazze yoğun bombardıman ve kuşatmaya maruz kaldı. İsrail burayı tamamen abluka altına aldığını duyurup yiyecek, su, elektrik ve yakıt ikmali kesti ve yoğun bombardımana başladı. Yüzlerce kardeşimizin hayatını kaybettiği bu hava bombardımanında defalarca hastaneyi tahliye etmemize dair uyarı aldık. Ben ve ekip arkadaşlarım kesinlikle reddettik. Bir canımız vardı. O da Allah’a ve davamıza feda olmalıydı. Kanımız diğer hiçbir kardeşimizin kanından değerli değil.
12 Aralık’ta hastaneyi tamamen kuşattılar. Ekip arkadaşlarımızdan 70 kişi tutuklandı. Doğumhanede yeni doğum yapan iki anne ve bebeklerini bombalayarak şehit ettiler. 14 Aralık günü ise hastane bahçesine sığınan 2500 kardeşimizin çadırını buldozerle yerle bir ettiler, ezdiler. Hastane bundan sonraki süreçte beş kez saldırıya uğradı. Füzeler atıldı. Bizi öldürmek veya zorla göç ettirmek için hastanemizi kasten hedef alıyorlardı. Hastane etrafına uzaktan kumandalı patlayıcı yüklü robotlar yerleştirdiler. Binaların tüm çevresini patlayıcılarla sardılar. Ekim 2024 sonunda darp ederek tutukladılar beni. Daha sonra aynı gün tekrar bıraktılar. Hastaneye döndüğümde 20’li yaşlarındaki oğlum İbrahim’i dron saldırısıyla şehit ettiler. Oğlum şehitti, yas tutmaya ihtiyacı yoktu. Hemen hastane bahçesine inip cenaze namazını kıldırdım ve onu gönüllü olarak hizmet verdiği hastanemizin bahçesine göndüm. Kasım 2024’ten sonra 2 kez yaralandım. 23 Kasım’da dron saldırısında bacağıma altı adet şarapnel isabet etti, atardamar ve toplardamarlarımda yırtıklar oldu. Hayati tehlikeyi atlatınca derhal vazifeme döndüm.
27 Aralık 2024’te hastaneye kapsamlı bir baskın düzenlendi. Bu baskından sonra hastane tamamen işlevsiz hale geldi. Direnenler için saha infazı yaptılar. Beni de darp ederek yere yatırıp kelepçelediler. Şu an tarih Mayıs 2026. Ve ben hâlâ akıllara durgunluk verecek işkencelere maruz kalan elleri ve ayakları zincirlenmiş bir tutukluyum. Beni üzen tek şey kardeşlerim dışarıda mücadele edip her gün yüzlercesi şehit edilirken benim zincirlere bağlı kalmamdır. Benim akıbetim ne olur bilmiyorum. Bildiğim tek şey bir gün Filistin’im kurtulacak tüm zincirlerinden. Davamız da kavgamızda Filistin özgür oluncaya dek devam edecek!
Kavgam karanlığa; güneş adına
Bir önder var önümde, yürür çağlara. Tahtı hazır, izleri kaburgasında
Zindanlar durağım olsa ne olur?
“Hüsam Ebu Safiyye ve onun gibi tüm beyaz önlüklü direnişçilerimizin sesini duyurmak adına…”










