Tek Engel Sensin

Kapak Dosya – Derya Fıçıcı / 2025 Temmuz / 152. Sayı

Abdullah İbni Mesud radıyallahu anh bir gün Medine’de misvak ağacına çıkar. O sırada çok zayıf olan bacakları görünür. Bazı sahabiler bunu görünce gülüşürler. O sırada Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gelir ve “Ne için gülüşüyorsunuz? Abdullah’ın bacakları kıyamet günü Uhud dağından daha ağır gelecektir.” buyurur.[1]

Allah yolunda korkusuzca yürümüş o bacakların sahibi Mekke müşriklerine karşı cesurca ilk açıktan Kur’an’ı okumuştu. Bacakları ince ama imanın sırrına erip manevi kuvvete ermişti.

 “Vallahi benim gözümde, Allah’ın düşmanları arasında bunlardan daha basit olanı yoktur. İsterseniz yarın da gider aynı şeyi yaparım.”

 Kendisine yapılan işkenceyi müşriklerin düşüklüğü, basitliği olarak görmüş, düşmandan asla korkmamıştı. Böyle bir imana sahip olan kulun bedeni de mahşer günü mizan terazisinde ağır gelecekti. O çelimsiz ve güçsüz beden göğsündeki imanla öyle işler yapmıştı ki Allah’ın dinini yüceltmek için fedakarlıklar ve bedeller ödemişti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in övgüsüne, müjdesine mazhar olmuştu. Allah’ın dini uğruna nice uzuvlar koptu bedenlerden, sahiplerinden önce Cennete gittiler.

 Nice yiğitler de bu din uğruna kanlarını akıtarak Rablerine kavuştular. Bu dinin öyle mensupları oldu ki kolları, bacakları olmadığı halde, bazen gözleri görmediği halde öyle hizmet ettiler ki gören gözlerden, yürüyen ayaklardan çok daha fazla hizmet ettiler. Ümmet içinde belki yüzlerce yürüyen adam bir tane Şeyh Ahmet Yasin’e denk gelmedi. Ümmetin bütün gören gözleri bir tane Ömer Abdurrahman’ın basiretini oluşturmadı. Abdest almak için, kişisel ihtiyaçlarını gidermek için bir başkasının yardımıyla hareket eden bu mübarek bedenlerin sahipleri zihinleriyle, fikir ve amelleri ile düşmana öyle korku saldılar ki Allah düşmanları onların karşısında zelil olduğu kadar kimsenin karşısında böyle zillet içinde olmadı. Uçakların, orduların, devletlerin sahibi firavunlar âmâ bir adamın fikirlerini tehdit görüp onu zindanlara attılar, yıllarca işkence ettiler.

1995 yılında müebbet hapis cezası verilen Ömer Abdurrahman 18 Şubat 2017 yılında 24 yıllık hapis hayatının ardından cezaevinde yaşamını yitirdi.

Aynı şekilde Şeyh Ahmet Yasin de İsrail zindanlarında tutuklu kaldı. Felçli bedenine dahi işkenceler yapıldı. Bir sabah namazı çıkışı tekerlekli sandalyesinde, İsrail hava kuvvetlerine mensup helikopterlerden atılan füzelerle şehid edildi.

Beden kuvvetiyle değil iman kuvvetiyle düşmanla mücadele eden, düşmana direnen nice örnekleri oldu İslam davasının. Kadın olması sebebiyle zayıf bedenlere sahip nice mücahideler zindanlarda ağır işkencelere tutuldu. Zeynep el Gazali aç bırakılmış köpeklerin önüne atılarak işkence gördü. Kuvvetli bedenlerin dayanamayacağı işkencelere sabretti.

Şu an Guantanamo’da görmediği eziyet kalmayan Afiye Sıddıki… Allah onu esaretten kurtarsın.

Şeyh Süleymân Ulvân’ın yanında zindan ve mahkûmlardan söz açıldı.

Şeyh Ulvân başını yere eğdi. Hıçkıra hıçkıra ağladı. Onun ağlamasının şiddetini gören kardeşler endişeye kapılıp sessizleştiler.

Şeyh Ulvân başını kaldırıp şöyle dedi:

“Zindana düştüğüm günlerde beni hastaneye sevk ettiler. O anda odanın duvarına vuruldu -ki bu mahkûmların birbirleriyle konuşmak için kullandıkları bir yöntemdi– Kulağımı duvara dayadığımda öbür tarafta bir bayanın olduğunu anladım.

Suud’da mücâhidlere para yardımı yapan ve bu sebeple hapishaneye atılan meşhûr kadın ‘Heyla el Kasir’di bu.

Ona Süleymân Ulvân olduğumu haber verince bana hâlini ve sıkıntılarını arz ederek, hapishane odasında kamera olduğu için 4 yıldır örtüsünü çıkarmadığını söyledi.”

Şeyh Ulvân ne zaman bu hâdiseyi hatırlasa ağlar, kardeşleri için dua ederdi.

Bu hayatlara baktığımızda Allah azze ve celle’nin bize bahşettiği her türlü güç ve kuvveti, sağlık ve sıhhati onun yolunda mücadele etmek uğruna neler yapabileceğimizi gösteriyor.

Aynı zamanda insanın tek engelinin kendisi olduğunu, nefsi olduğu, engel olarak gördüğümüz her şeyin şeytanın göz boyaması olduğunun idrakine varıyoruz.

Bize verilen nimetler ancak Allah yolunda kullanıldığında gerçek nimet olur. Şöyle ki bu nimetler vesilesiyle ebedi Cennete kavuştuğumuzda asıl o vakit nimetlenmiş olacağız. Değilse sadece bu dünyada geçici olarak kullanıp ondan ayrılmış olacağız.

Rabbimiz!

Bize verdiğin her türlü nimeti senin mübarek yolun, dinin uğruna feda etmeyi ve böylece ebedi nimetin olan Cennetine ve oradaki en güzel nimet olan Cemalullah’ını görmeyi bizlere nasip et.

Selam ve dua ile.


[1]. Tabakat; 3, 155