Müslümanların herhangi bir alanda yöneticiliğini üstlenen bir kimse Müslümanların mali yönden mesuliyetini de üstlenmiş olmaktadır. Bu mali mesuliyet devlet bazında “Beytülmal” olarak isimlendirilir. Devletin mesuliyeti dışında kalan cemaat, örgüt, dernek, vakıf ve kulüp vb. gibi çalışma alanlarında maliye işlemleri için her ne kadar bu isim kullanılamasa da Müslümanların ortak bir emanet alanını teşkil ettiği için bunlara küçük beytülmallar denilebilir. Bu maliye alanları sui istimallere çok açık, insanların zayıf düştüğü ve hata yapmaya çok müsait olduğu hassas alanlardan biridir.

İbni Teymiyye mali konularda yöneticileri üç kısma ayırır:

Birincisi: Kendini büyük gören ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak isteyenlerdir. Ahiretteki akıbet bunların umurunda dahi değildir. Gücün ancak vermek ile elde edileceğini zannederler. Öyle ki bazen vermek için helal olmayan yollara dahi başvurabilirler. İşte o zamanda halktan zorla alarak bolca verirler ve şöyle derler: “Ancak yediren ve içiren kişi idareci olabilir...”

İkincisi: Allah’tan korkanlardır. Dinleri bunları kötü gördükleri işlerden, zulüm ve haram işlemekten alıkoyar. Bu hem güzel hem de vaciptir. Fakat bununla birlikte idareciliğin diğerlerinin yaptığı bazı haram işler olmadan yapılamayacağı zannına kapılmış ve mutlak anlamda idarecilikten uzak durmuşlardır...

Üçüncüsü: Mutedil yani orta yolu tutan ümmettir... Bunlara göre, malın infakı insanlara menfaat sağlaması, ihtiyaç nispetinde; hallerin ıslahı, dinin ve dinin muhtaç olduğu dünyanın ikamesi için yapılır... İşte gerçek idareci, insanların ihtiyaç duydukları şeyleri onlara veren kimsedir. Kendisi de ancak temiz ve helal olandan yer. [1]

Tarih boyunca yöneticiler bu meselede çok fazla imtihan edilmişlerdir. Kimileri israf derecesinde beytülmali kullanırken kimileri çok cimri davranmış, niceleri de hem kendilerini hem de ailelerini buradan gelen mallar ile zengin kılmışlardır. Ancak Allah’ın kendilerine rahmet ettiği yöneticilerden pek azı orta yolu bulabilmiş ve bu konuda titiz davranmışlardır.

Özellikle günümüzde takibi yapılmayan bu alanda ne yazık ki ümmetin birçok malı heba olmaktadır. Bu işlerden ise ilk mesul olan kimseler yöneticiler ve liderlerdir. İslam dini bu konuda uyarılarda bulunmuş ve dengenin sağlanması konusunda tavsiyelerde bulunmuştur:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim ki bizden bir iş için görevlendirilir de bir iğne, bir iplik veya daha az bir şeyi bizden gizlerse, bu hıyanettir (gülûl) ve kıyamet günü onunla gelir.”

Müslim

Davud aleyhisselam bazen elbisesini değiştirip insanların içine çıkar ve yolculara kendi durumundan ve ahlâkından sorardı. Kime sorarsa, herkes onun ibadetini, ahlâkını ve doğru hareketlerini methederdi. Vehb ibn Münebbih der ki: “Nihayet Allah Teâlâ bir meleği insan şeklinde gönderdi. Davud aleyhisselam diğer insanlara sorduğu gibi ona da sordu. O (Melek): ‘Davud, kendisi ve toplumu için insanların en hayırlı olanıdır. Ancak onda bir şey olmasaydı bu daha mükemmel olurdu’ dedi. Davud; ‘Nedir o?’ deyince, o (Melek); ‘Hem kendisi Müslümanların hazinesinden yiyor hem de ailesine yediriyor’ dedi. Bunun üzerine Davud aleyhisselam Rabbine yönelerek; başkalarına muhtaç olmamak için kendi eliyle bir şey yapmayı öğretmesini ve böylece ailesini geçindirmesi için dua etti. Bunun üzerine Allah Teâlâ ona demiri yumuşattı ve zırh yapma sanatını öğretti.” [2]

Ebu Bekir radıyallahu anh halife olduktan sonra bir gün Ömer ile Ebu Ubeyde radıyallahu anhuma onu omzunda bazı elbiseler satarken pazarda gördü. Ömer radıyallahu anh ona “Burada ne yapıyorsun?” diye sordu. Ebu Bekir radıyallahu anh cevaben “Ticaret için pazara gidiyorum” dedi. Ömer radıyallahu anh ona “Müslümanlara liderlik etmek ve onların sorumluluklarını yüklendikten sonra onlara karşı öncelikli sorumlulukların var. Neden ticaret yapıyorsun?” dediğinde Ebu Bekir radıyallahu anh “Nihayetinde ailemi geçindirmem lazım” dedi. Bunun üzerine Ömer radıyallahu anh “Sana maaş verelim” dedi ve böylece Ömer ve Ebu Ubeyde, Ebu Bekir’e yılda 250 dinar ve onun günlük yiyeceğini (yarım koyun) karşılamaya karar verdiler. Sonra bir gün Ömer radıyallahu anh bazı kadınlarla karşılaştı ve onlara “bir sorununuz ve ihtiyacınız mı var?” dedi. Onlar “halifenin gelmesini ve aramızda hüküm vermesini bekliyoruz” dediler. Ömer radıyallahu anh pazarda dolaşırken yine Ebu Bekir radıyallahu anh’ı pazarda bir şeyler satarken gördü ve elinden tutarak “Gel buraya ne yapıyorsun?” dedi. Ebu Bekir radıyallahu anh “Bana verdiğiniz maaş çocuklarımı doyurmam için yeterli değildir” dedi. Ömer bin Hattab “Tamam senin maaşını artıracağız, bu kararı sen ver” dedi. Ebu Bekir radıyallahu anh “bana yılda 300 dinar ve günlük bir koyun vereceksiniz” dedi. Ömer radıyallahu anh “Hayır sana bu kadar veremeyiz” dedi. Bu konuda tartışırlarken orada olaya şahit olan Hz. Ali, Hz. Ömer’e “Ona istediğini ver” dedi. Hz. Ömer, Hz. Ali’ye “öyle mi düşünüyorsun?” diye sordu. O da “evet” diye cevap verdi. Ömer radıyallahu anh “tamam o zaman ben de buna katılıyorum. Ebu Bekir’e yılda 300 dinar ve günde bir koyun veririz” dedi. Ebu Bekir radıyallahu anh minbere çıkarak sahabeye şöyle seslendi: “Siz bana yılda 250 dinar ve günlük yarım koyun veriyordunuz. Şimdi Ömer ile Ali bana yılda 300 dinar, günlük bir koyun vermeyi kabul ettiler. Bunu siz de kabul ediyor musunuz?” diye sordu. Onlar “evet kabul ediyoruz” dediler. [3]

Hz. Ömer Beytülmal ile yöneticiler konusunda şu örneği vermiştir: Benim ve onların misali şu temsildeki gibidir: Bir grup beraber yolculuğa çıkar. Yolda harcayacakları bütün paraları içlerinden birine teslim ederler ve: “Bize yapacağın masrafları bu paradan yap derler, şimdi o adamın kendisine emanet edilen paralardan kendisine harcama yapması caiz olur mu?” diye sormuştur. Çevresindekiler “Hayır ey Müminlerin Emiri” deyince o da cevaben “İşte benim ve onların misali böyledir” demiştir. Yine bu emanetlerle ilgili “Benim bu hazine malı karşısındaki konumum, yetimin malına tayin edilen vasi gibidir. Eğer müstağni davranırsam, iffetli davranmış olurum. İhtiyacım olduğunda da borç olarak alır, sonra da elim bollaşınca yerine öderim” demiştir. [4]

Hz. Ömer devlet hazinesinden alması gereken mal miktarını belirtirken orta hâlli bir insanı ölçü almış ve şöyle demiştir: “Allah’ın malından (hazineden) kendime helal saydığım şeyleri size söyleyeyim mi: Birini kışın soğuğunda, birini de yazın sıcağında giyeceğim iki hülle (elbise); hac ve umre görevini eda edeceğim bir binek hayvanı; Kureyş’ten ne zengin ne de fakir, orta halli bir adamın zaruri gıdası kadar benim ve ailemin gıda ihtiyacı. Sonra ben Müslümanlardan birisiyim. Onlara isabet eden (ganimet vb.) bana da isabet eder.” [5]

Hz. Ömer bir vali tayin ettiği zaman ona şöyle derdi: “Silah ve binek ihtiyacınızı kendi paranızdan karşılayın! Müslümanların beytülmalına el uzatmayın, ihtiyaç sahiplerine kapıları kapalı tutmayın” derdi. [6]

Hz. Ömer valilik veya komutanlık gibi vazifeler ile görevlendirdiği kişilerin mal varlıklarını yazdırırdı. İlerleyen süreçte bu kimselerin mal varlıklarının makul olmayan bir derecede yükseldiğini görür ve şüphe ederse yazmış olduğu malı ona verir (fazlasını beytülmala eklerdi).

İbni Esir

Muaykıb, hazinede temizlik yaparken yerde kayıt dışı bir dirhem görmüş ve bu bir dirhemi Hz. Ömer’in çocuklarından birine vermiştir. Bunun üzerine Hz. Ömer oldukça öfkelenmiş ve Muaykıb’a şöyle demiştir: “Sana yazıklar olsun ey Muaykıb! Sen kendine ve bana ne yaptığının farkında mısın? Yoksa sen, şu bir dirhem için Ümmet-i Muhammed’in öbür tarafta benden davacı olmasını mı istiyorsun?” [7]

Hazineye bolca ziynet eşyası ganimet olarak getirilmişti. Hz. Ömer’in oğlu bunlardan bir yüzük isteyince, babası onu azarlamış ve: “Git annene sana sevik (kavut) versin” demiş ve oğluna özel bir ayrıcalık tanımamıştı. [8]

Osman bin Affan fitne zamanında şöyle demişti: “Allah’a yemin ederim, ben ganimetlerin beytülmala kalan kısımından bir kuruş bile almadım. Ben devlet başkanı olduğum halde kendi öz malımdan yiyorum. Aileme de sadece kendi öz malımdan yediriyorum... Kendi akrabalarıma verdiğim hediyeleri ise kendi öz malımdan verdim... Ben hilafete geçtiğimde deve ve koyunları en çok olan kimse idim. Bütün bunları infak ettim. Şimdi otlayan veya süt veren hiçbir hayvanım yoktur. Sadece bazı erkek develerim kaldı, onları hacca gitmek için ayırdım. Ey Peygamberin sahabileri, bu böyle değil mi?” diye sordu. Onlar da “Allah için öyle” dediler. [9]

Hz. Ali, beytülmalı bizzat kendisi süpürür, sonra da orada namaz kılardı. Ve beytülmaldan hiçbir şeyi Müslümanlardan engellemediğine dair iki kişiyi de şahit tutardı. [10]

Ömer bin Abdulaziz bir gece lamba ışığında halkın sorunlarını dinliyor, çözümler getiriyordu. Bu esnada çocuklarından biri yanına geldi. Evin ihtiyaçlarını babasına arz etmeye başladı. O zaman Ömer bin Abdulaziz oğluna “Lambayı söndür, çünkü o beytülmala aittir. Halkın ihtiyaçları dışında kullanılması doğru ve caiz değildir” der. [11]

Ömer bin Abdulaziz’in bir oğlu beytülmalın başında sorumluydu. Ömer bin Abdulaziz’in üç kızı, arefe günü babalarına gelerek şöyle dediler: “Yarın bayram. Halkın kadınları ve kızları bizi ayıplıyor. Siz müminlerin emirinin kızlarısınız. Böyle olmasına rağmen giydikleriniz bizim elbiselerimizden daha kötü diyorlar.” Bu sözleri söyledikten sonra kızlar ağlamaya başladılar. Kızlarının ağlamasına hüzünlenen baba, bu duruma üzüldü ve beytülmalı yöneten oğlunu çağırıp, “Önümüzdeki ayın aylığını şimdi alabilir miyim?” diye sordu. Oğlu “Gelecek aya kadar yaşayacağınızın garantisi varsa, tamam alın” dedi. Bunun üzerine halife şaşırdı ve “Ey delikanlı! Söylediğinde haklısın. Allah seni mübarek kılsın” dedi. Sonra kızlarına dönerek şöyle dedi: “Arzularınızı gemleyin. Kimse zorluk çekmeden cennete giremez.” [12]

Ömer bin Abdülaziz halife seçilmeden önce çok zengin birisi idi. Ama halife seçilince bütün mal varlığını –hanımının ziynet eşyaları dâhil- hazineye bağışladı ve beş parasız vefat etti. [13]

İbni Esir, Nureddin Zengi hakkında şunları nakleder: O, savaştaki ganimetlerden ve Müslümanların genel maslahatlarına ayrılmış mallardan sadece kendi şahsına ait olan paydan yer, içer ve harcardı. Bir defasında eşi geçim darlığından (bir başka rivayete göre hanımı çok fazla infak ederdi bundan dolayı) şikâyet edince, Humus’ta kendisine ait ve geliri yirmi dinar olan üç dükkanını eşine verdi. Eşi bunu da az bulunca “Benim bundan başka sahip olduğum başka bir şeyim yoktur. Elimde geri kalan ne varsa, benim sadece hazinedarlığımı yaptığım Müslümanlara ait (emanet) mallardır” cevabını verdi. [14]

Nureddin Zengi, alimlere sormadan beytülmala dokunmazdı. Bir defasında onlara şöyle bir soru sordu: “Müslümanlar için en acil iş, İslam aleminin sınırlarını korumak ve Şam şehrini koruyacak bir sur yapmak. Etrafını hendek ve benzeri şeyler ile ayırmaktır. Müslümanların malı, canı ve ırzı ancak bu şekilde korunur. Bu münasebetle Evkaftan fazlalıklarının sur ve hendek yapımı gibi amme lehine harcanması caiz midir?” [15] Şerafettin Maliki bunun için cevaz verdi. Bazıları ise düşünüp mühlet istediler. Şafii olan İbni Asrun ise “Caminin evkafı başka yere harcanamaz. Belirlenmiş bir vakıfın başka belirlenmemiş yerlere harcanması caiz değildir. Eğer başka çare yoksa devlet başkanı onu beytülmal adına borç olarak alır, onu Müslümanların amme işleri için kullanır, sonra beytülmaldan o vakfın bedelini geri ödemek gerekir” dedi. Oradaki diğer imamlar da onu tasdik edip ona uydular. Sonra İbn Asrun, Nureddin’e “Şeriata aykırı olarak, evkaftan amme inşaatları için bir şeyler harcanıp harcanmadığını” sordu. Nureddin “Benim iznim olmadan hiçbir şey harcanmamıştır” diye cevap verdi. [16]

İmam Gazali şöyle der: İktidar sahibi emanetleri kendi yararına kullanmamalı, toplumda yerleşmiş örfe aykırı tutum ve icraatlarda bulunmamalıdır. Zülkarneyn, Mâverâünnehir’i aşıp Çin’e girmişti. Yardımcısı ona “Bu kadar malı, beytülmaldan alarak özel hazinede korumanızın bir sebebi nedir?” diye sordu. Zülkarneyn şu cevabı verdi: “Bir gün ihtiyaç olabilir.” Bunun üzerine yardımcısı şöyle dedi: “Bunları bu şekilde bu yerde toplarsanız, bu düşmanınızın işine yarar. Bu kötü bir uygulamadır. Sizden önceki hiçbir hükümdar böyle bir şey yapmamıştır. Halktan topladığınız bu vergiyi ancak yine halkın işlerinde kullanabilirsiniz. Bunları toplayarak kullanmayıp biriktirmek, sizin hükümdarlık anlayışınıza uygun düşmez.” Bunun üzerine Zülkarneyn yaptığından pişmanlık duydu ve şöyle dedi: “Beytülmal ancak halkın yöneticisinden razı olmasıdır. Beytülmal olmasa da halk yeterlidir.” [17]

Çalışanları Gözetmek:

Hz. Ömer kıtlık döneminde Şam valisi Ebu Ubeyde bin Cerrah’tan yardım istemişti, o da dört bin deve ile yardım gönderdi. Hz. Ömer, Hz. Ebu Ubeyde’ye dört yüz dirhem verdi, o ise kabul etmedi. Hz. Ömer de ona “her ne kadar istemesen de bunu al. Bir keresinde ben de aynısını Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e yapmıştım o da bana almamı söyledi.” Bunun üzerine Ebu Ubeyde onu aldı ve Şam’a geri döndü. [18]

Hz. Ömer Şam’da vali olan Ebu Ubeyde bin Cerrah’a gönderdiği mektupta şöyle diyordu: “Takva sahibi salih şahıslar arasından alim olanları kadı tayin edin ve onlara bolca maaş verin.” [19]

Abdurrahman bin Avf vefat ederken malının bir kısmının Bedir ehli arasında dağıtılmasını istedi... Osman bin Affan zengin olmasına rağmen bu malı kabul etmiş ve şöyle demişti: “Abdurrahman bin Avf’ın malı ancak helaldir. Allah’ın lütfunu nasıl çevirebilirim? Bu içinde bereket olan bir zenginliktir.”[20]

Lokman Hekim oğluna şöyle demiştir: “İki şeyi iyi koru ki, sonunda zararlı çıkmayasın; geçimin için parayı, ahiretin için dinini.” [21]

Ebu Ubeyde radıyallahu anh, Hz. Ömer’e şöyle bir teklifte bulunur: “Çalıştırdığın kimseleri fazla ücret vererek zengin et ki, onları hıyanetten korumuş olasın.” Hz. Ömer “Onlardan birini vazifeye tayin ettiğim vakit, bir daha muhtaç olmayacakları kadar ücret veriyorum” diye cevap verir. [22]

Hz. Ömer bir mektubunda şunları yazdı: “Ben size Ammar bin Yasir’i emir olarak, Abdullah b. Mes’ud’u da öğretmen ve vezir olarak gönderiyorum. İkisi de Hz. Peygamber’in ashabından ve Bedir ehlidirler. Onlardan öğreniniz ve onlara uyunuz. Ben Abdullah’ı size göndermekle sizi kendime tercih ettim. Osman bin Huneyf’i de arazi ölçmek için gönderdim. Ücret olarak her gün bir koyun veriniz. Koyunun yarısını ve iç organlarını Ammar bin Yasir’e, diğer kısmını da bu üç kişi arasında taksim ediniz.” [23]

Hz. Ömer zamanında Dımaşk valisine aylık 80 dinar, Basra ve Kûfe valilerine aylık 600’er dirhem, Mısır valisine yıllık 200 dinar gibi (şartların durumuna göre) farklı maaşlar verilmiştir. Hz. Ömer Humus, Kınnesrîn ve Cezîre valiliğine getirdiği İyâz bin Ganm’a her gün 1 dinar, 1 koyun ve 1 müd erzak vermiştir. [24]

Afrika ülkelerinden birinin yöneticisi zorba bir diktatörmüş. Bir gün şu emri vermiş: “Memurlara, kendileri için belirlenmiş maaşın üstünde para verilmeyecektir. İsteyen bu maaşa razı olur ve devlet işinde çalışmaya devam eder; dileyen de ayrılıp gider.” Yardımcısı bu emrin nedenini sormuş. Yönetici ona şu cevabı vermiş: “Meşhur bir atasözü vardır. Köpeğini aç bırak ki sana sadık kalsın.” Yardımcısı bu cevaba şu karşılığı vermiş: “Bir atasözü daha var; sahibi köpeğini doyurmazsa bir gün köpek sahibini yer.” [25]


[1]. Es-Siyasetu’ş-Şeriyye

[2]. Sâlebî; ‘Arais’, Zemahşeri; ‘Keşşaf’, Kurtubi Tefsiri, Hazin Tefsiri, Ebus’Suud Tefsiri

[3]. Taberi, Riyadun Nadra, Hz. Ebu Bekir, Enver bin El-Evlaki

[4]. İbnu’l-Cevzi, Menakibu Ömer

[5]. İbn Sa’d, Kitabü’t-Tabakati’l-Kebîr

[6]. İmam Gazali, Nasihatu’l-Muluk

[7]. İbnü’l Cevzi, Menakibu Ömer

[8]. İbnu’l-Cevzi, Menakibu Ömer

[9]. Muhammed Sallabi, Şûra

[10]. İmam Ahmed, Zühd

[11]. İmam Gazali, Nasihatu’l-Muluk

[12]. İmam Gazali, Nasihatu’l-Muluk

[13]. İslam Tarihi, Mahmut Şakir

[14]. İbni Esir, El-Kamil Fi’t-Tarih

[15]. Kitab’ur Ravzateyn

[16]. Muhammed Sallabi, Şûra

[17]. İmam Gazali, Nasihatu’l-Muluk

[18]. Taberi Tarihi

[19]. Hassaf, Edebu’l-Kadı

[20]. Hz. Ebu Bekir, Enver bin El-Evlaki

[21]. İmam Gazali, Nasihatu’l-Muluk

[22]. Kitabu’l-Harac, Ebu Yusuf

[23]. Kenz, Tabarani, Heysemi, Beyhaki,

[24]. İbni Sad, Tabakat

[25]. İmam Gazali, Nasihatu’l-Muluk