Her günün bir ölüm arifesi... Saat bir var ölüme ya da birden daha az... Her gününü farklı oyunlar ile süslüyorsun; ta ki toprağa atılıp unutulana dek. Üzerine şemsiye olacak bir Peygamber duası yok... Umarsızca yaşayacak kadar ise cahil değilsin... Gün gelecek, yaşlı titrek dudağını ayaklarına râm etmek isteyeceksin ama evindeki köşede duran boş koltuğu görecek, ağlayacaksın annenin ardından hiç olmadığı kadar... Gün olacak, hararetli zamanlarda baba gölgesinde serinlemek isteyeceksin. Bulamayacaksın... O artık yok... Sonunu düşünmekten kaçınacaksın ama o kadar da kahraman değilsin... Her gün bir ölüm arifesi... O Rauf ve O Rahman olana... Hüsnüzannından başka aslında bir şeyin yok.

Ölüm! Soğuk ve bir o kadar da kasvetli... Ölüm! Kaçtığın kaçınılmaz son... Ölüm! Tatlıyı acıya, mutluluğu kedere çeviren yolculuk. Ölüm! Kazandığın paraları pula dönüştüren, sevdiklerinin portrelerini silikleştiren, en güzel kıyafetleri üzerinden yırttıran, en güzel ayakkabıyı alelade bir paspas üstünde sahipsiz bıraktıran; en güzel yüzü, en kibirli burnu toprağa sürttüren o sayılmış vaktin sonu olan ölüm.

Ölüm hakkında ne kadar çok film izledin, ne kadar çok kitap okudun; ne kadar çok gördün insanların etrafından birer birer eksildiklerini, çekildiklerini... Peki, öğrendin mi artık? Hayatındaki her insanın valizini toplayan bir yolcu edasında olduğunu... Sıra sana geldiğinde hazır mı valizin, hazır mı azığın, hazır mı amellerin? Ölüm geldi istasyona; hazır mısın ey yolcu, o çok sevdiğin dünyadan ayrılmaya?

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Ağızların tadını kaçıran ölümü çokça anın.” Peki sen, düşünmek bir yana, nasıl unutursun ki ölümü? Bir uçurumun kenarında hareket eden bir otobüsteyken ve yine hedef uçurum ise nasıl yersin çayının yanındaki kekini? Yesen de nasıl alırsın tadını da saatlerce konuşur durursun?

Ölüm, şu dünya hayatının oyun olmayan tek gerçeği olmasına rağmen hâlâ nasıl çocukluk edebiliyoruz? Nasıl hâlâ oyuncağından kopmak istemeyen bir çocuk gibi zırlıyoruz? Demek ki yaşın kaç olursa olsun, ölümü anlamadıkça hâlâ çocuksun. Çünkü çocuklar oyuncaklar ile oynar. Sen de bu dünyada çeşitli oyuncaklar ile zaman geçiriyor ve ısrarla bırakmak istemiyorsun. Peki, oyun oynamak hayatının amacı mı?

Herkes rızkını kazanmak için bir yol tutar. Bu yolda helal lokma için mücadele eder. Mücadele ederken insanlara muhtaç olmamak için, itibarı için yeterince çalışır. Ancak kazanmayı bir amaç değil, araç olarak görür. Çünkü para kazanmak için çalışan birinin amacı para kazanmak değil, kazandığı parayı bir amaç için harcamaktır. İşte bir iş yaparken aranılan amaç hep dışarıdadır. Tıpkı bir kitap okuyan kimse gibi... Nedir amacı, kitap okumak mı? Hayır. Amaç dışarıdadır, kendi içinde değil. Kitap okuyanın amacı bilgi edinmek, ilim sahibi olmak ve bilgiyi pratikle tecrübeye dönüştürmektir. Peki, asıl soru geliyor: Dünya hayatında yaşamanın amacı nedir? Amaç dışarıda... İçeride değil... Amaç ahiret hayatıdır. Her eylemin amacının dışarıda olduğu gibi... Dünyada yaşamanın amacı dünyada daha iyi yaşamak olur mu? Zaten bir eylem içindesin, amaç her zaman dışarıdadır.

Ölümü anlayanlar, ölümü yakîn bir şekilde kavrayanlardır. Ölümü en iyi kavrayanlar ise ailesinden birini kaybedenlerdir. Ateş düştüğü yeri yakar... Çok doğru... Ateş düştüğü yeri yakar, dumanı ise mahalleye yayılır. Dumanı sadece fark edenler olur, eliyle dumanı uzaklaştıranlar olur. En kötüsü ise dumanı görmek istemeyenlerdir. “Herkes ölecek, bakın nasıl da yaşıyorlar. Ben de onlar gibi olayım, unutayım ölümün soğukluğunu,” diyenler bir yere kadar ölümü zihinlerinden tehir edebilirler. Sonrasında ölüm her zaman kendini hatırlatacak. En mutlu günün sonunda, en huzurlu zamanın sonunda, en mesut olduğun gecenin sabahında ölüm kapını çalacak, çalmaya devam edecek. Sen ey kardeşim, o kapıyı hâlâ açmak istemeyecek misin? Yüzleşmek ve tedbir almak yerine yalandan yaşayıp bucak bucak kaçmaya daha ne kadar devam edeceksin? Unutma, yorulacaksın; eski enerjin olmayacak ve bir gün dizlerinin üstüne çöktüğünde o açmadığın kapı kırılacak. Ve ölüm meleği seni gerçek memleketine götürmek için ya en güzel yüzüyle ya da en korkunç yüzüyle yanında olacak.

O zaman ey güzel Müslüman kardeşim, nedir bu dünya telaşın?