Tesettüre uzanan eller karşısında Müslümanların nasıl bir duruş sergilediğini İslam’ın ilk yıllarında görebiliriz. O yıllarda Bedir Savaşı kazanılmış, Yahudilerin içinde fitne ve fesat iyice artmıştı. Beni Kaynuka Yahudilerinin Kaynuka çarşısında Müslüman bir kadının tesettürüne elinin uzaması sebebi ile kadının feryadını işiten bir Müslüman koşarak geldi ve Yahudi kuyumcuyu öldürdü. Orada bulunan diğer Yahudiler de Müslümanı şehid etti. Ve bu olay Müslümanlarla Beni Kaynuka arasında savaşa sebep oldu.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in uğruna savaş verdiği tesettür mümin için her zaman mübarek ve mukaddestir.
Tarih boyunca Müslümanlar tesettüre uzanan elleri, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in def etme şekli ile defetmiştir.
Yakın tarihimizde, Fransız askerleri tarafından tesettüre uzanan ellere Sütçü İmam da gereken cevabı vererek Peygamberin izinde yürümüştür.
Bugün yine o eller kudurmuşçasına Müslüman kadının örtüsüne uzanmaktadır.
Azerbaycan’dan bir baba “Bugün eğer kızlarımızın başörtüsünü açtırırsak, bizim kıldığımız namaz da batıldır, tuttuğumuz oruç da batıldır” diye haykırmıştır.
Bu sadece Azerbaycan’ın derdi mi?
İslam ümmetinin geleceği, annelerin terbiyesinde oluşacak, olgunlaşacaktır. Allah düşmanları bu hakikati apaçık bildiklerinden saldırılar da Müslüman kadının iffeti, namusu, izzetini temsil eden tesettürüne karşı oluyor.
Küffar sadece tesettürü yasaklamak suretiyle mi el uzattı yoksa başka şekillerde de Müslüman kadın üzerinde oyunlar oynadı mı?
Bugün Müslüman ülkelerdeki kadın, korkunç sıkıntılar ve gafletten kaynaklanan sapıklığın içinde bocalamaktadır.
Modern kadının ortaya çıkışı Müslüman kadının her şeyini yitirmesi, ırzı, namusu, şeref ve haysiyeti çiğnenirken o en küçük bir dayanaktan yoksun olan Batılı kadınları körü körüne taklit bataklığına sürüklenmesi de tesettüre uzanan siyonist, kafir eller sebebiyledir.
Asırlar boyunca iliklerimize kadar işleyen aşağılık kompleksi bugün Müslüman kadınların İslam şeriatının öğretilerine karşı gelmelerine, inatçı bir tavır sergilemelerine sebep olmuştur.
Bugün böyle olan halimiz bundan sonra nereye varacak? Kadınlarımızın, kızlarımızın hem tesettürüne hem fıtratına yapılan bu saldırılar, tuzaklar, planlar sonucu bu saplantılara kapılan neslimiz gözlerimiz önündeyken kılımız dahi kıpırdamayacak mı?
28 Şubat sürecinde başörtüsü mücadelesi veren neslin çocukları bugün başlarını açma mücadelesi veriyorlar. Örtüyü çıkarmasalar da örtüleri ile beraber Batılı kadını taklit etme hastalığına tutulmuş durumdalar. Yasaklamakla olmayacağını anlayanların bozmayı yeğledikleri şey, erozyona uğrayan tesettür anlayışı değildi sadece.
Tesettürdeki yozlaşma diğer alanlardaki bozulmalardan ayrı olarak mı ele alınır?
Yozlaşma dediğimiz şey değerlerin, ilkelerin bozulmasıdır. Bu sadece tesettür konusunda yaşanmadı. 28 Şubat döneminde Müslümanların merkezinde Allah azze ve celle, O’nun dini, sınırları varken bugünkü Müslümanların merkezine seküler ihtiyaçlar (kariyer, beğenilme, görülme) girince şekli değişim de bununla beraber geldi.
En büyük umudumuz günün birinde İslam beldelerinde bizi uyanıklığa sevk edecek, İslam’a sevk edecek, İslam’ın hem kökleşmiş hükümlerine hem de zahiri şekillerine sarılan bir neslin ortaya çıkması, yetişmesidir.
Tesettüre uzanan elleri demokrasinin protesto hakkı ile kınamak yerine, bu ellere Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in cevabı ile cevap vererek aslına rücu edebilecek olan, yalnızca bu yetişen nesildir.

