Türkiyeli Şehidler – Cihan Malay / 2026 Ağustos / 165. Sayı

1974 yılında Yalova’da dünyaya gelen Abdulkadir, henüz küçük yaşlardan itibaren İslami bir bilinçle yaşamış; ailesi, akrabaları ve çevresi tarafından sevilen bir kişiliğe sahipti.

Henüz genç yaşında İslam coğrafyalarında yaşanan üzücü olayları yakından takip etmiş, bu olaylar karşısında Müslümanın sessiz bir tavır sergilememesi gerektiğine inanmıştı. Bu durumu o kadar çok içselleştirmişti ki bir gece rüyasında kendisini bir İslam beldesinde mücahit kardeşleriyle cihad ederken gördü. Şehadete giden yolda bir işaret olarak gördüğü bu rüyasının peşinden giderek bir ömür sürdürme yolunu tercih etti.

O sıralar Türkiyeli Müslümanların sıkça gündeminde yer alan Çeçen cihadına, Rus işgali altında inleyen mazlum kardeşlerinin yardımına koşmak için 1995 yılının bahar aylarında yola koyuldu.

Uzun ve çetin bir yolculuğun ardından ancak Çeçenistan’a ulaştı. Bir süre burada bulunduktan sonra Komutan Hattab’ın emri ile Çeçenistan’dan bütün yabancı mücahitlerle birlikte çıkmak zorunda kaldı. Bir süre sonra tekrar Çeçenistan’a döndü.

Cevher Dudayev komutasındaki mücahitlerin Rusya Federasyonu’na karşı verdiği destansı mücadele ve Rus tarafının geri çekilmek zorunda kaldığı I. Çeçen Cihadı’nın (1994-1996) sonlarına kadar burada kalmayı sürdüren Abdulkadir, savaşın bitmesiyle ailesinin yanına döndü.

Dertli bir gönle ve İslami bilince sahip olması nedeniyle, döndüğü topraklarında davet ve tebliğ vazifesini sürdürdü.

Cihadın suyundan içmiş, şehadet gibi mübarek bir yola baş koymuş bir kimse yerinde duramaz. Aynen öyle de oldu. Her şehadet sevdalısı gibi o da şehadet kervanına katılmak için yollara koyuldu.

Afganistan’a gitmeye karar verdi. Yaklaşık 8 ay Afganistan’da kaldı.

Rusların 21 Ekim 1999 yılında Çeçenistan’ın başkenti Grozni’yi 10 Scud balistik füzeyle vurmasıyla yakın tarihteki en büyük katliamlardan Grozni Katliamı yaşandı.

Ardından başlayan Çeçenistan’ı işgal hareketi ve II. Çeçen Cihadı’nın (1999-2009) başlaması ile Afganistan’dan ayrılıp Çeçenistan’a gitmek üzere arkadaşlarıyla birlikte çok zorlu bir yolculuğa koyuldu.

O ve arkadaşları yaklaşık 8 ay sınır bölgelerinde beklemek zorunda kaldılar. Çeçenistan’a girebilmek için aç, susuz günlerce dağlarda dolaştılar. Yakın çevresine zaman zaman bu yolculuk esnasında hayatta kalmak için yaprak yediklerini anlatırdı.

Zaman zaman Rus askerleri ile çatışmaya girdiler. Bu çatışmalarda birçok şehit verdiler. Ancak yola çıktıktan ve çekilen meşakkatten 55 gün sonra Çeçenistan’a ulaştılar.

Çeçenistan’da mücadeleye devam eden Abdulkadir’den ailesi yaklaşık bir buçuk sene hiçbir haber alamadı. Bir buçuk sene sonra görüştükleri sırada Ruslar yerlerini tespit ederek bu bölgeyi bombalamaya başladı. Bu bombalamadan yara almadan kurtuldu, ancak olayın ardından yine uzun bir süre ailesi ile görüşemedi.

Katıldığı operasyonlarda gösterdiği gayreti ve gidilen bölgelere öncelikli giren kişi olmasıyla öne çıkan Abdulkadir, operasyon sonrasında yaralı kardeşlerini yalnız bırakmazdı. Son yaralıyı o bölgeden çıkarmadan kendisi orayı terk etmezdi. Bu özelliğinden ötürü mücahitler arasında ismi “Yaralıların Babası” olarak anılıyordu.

ŞEHADETİ

Şehit olduğu gün, içinde bulundukları sığınağın kapısında duruyordu. İşgalci Rusların ateş açması sonucunda karnından yaralanmış, yaralanan ilk mücahit olmuştu. Bir süre sonra kendisini toparlayıp çatışmaya devam etti. Çatışmayı sonuna kadar devam ettirmiş, son olarak bulunduğu yerden çıkmak için hamle yaptığı sırada Rusların mermilerine hedef olarak şehadete ulaştı.

2003 yılı Ramazan ayı Kadir Gecesi’nde 13 kardeşiyle birlikte şehit oldu. Aynı olayda şehit olanlardan biri de Mücahit Şener’di. Diğer bir şehit de komutan Bilal’di.

Olaya şahitlik eden bir mücahit olayı şöyle anlatıyor:

“Nöbetçi; Rusların etrafımızı sardığını ve saldırıya geçmek üzere olduklarını haber verdi. Hemen hazırlandık. Fakat Ruslar saldırıya başlamışlardı. Emirimiz Bilal, sığınaktan çıkar çıkmaz vurularak şehit oldu. Dışarıya çıkanlar iki-üç saniyede şehit oluyorlardı. Sığınağın önünde bir metrelik bir çukur kazmıştık. Dışarı çıkıp ateş ederek o çukura atlamayı düşündüm ve atladım. Bacağımdan ve yanağımdan hafif şekilde yaralanmıştım. Benden sonra da Mücahit, benden tarafa doğru gelmeye başladı. Çukura tam atlarken diz kapağına büyük bir kurşun isabet etti. Onu çukurun içine çektim ve çatışmaya oradan devam ettik. Mücahit’in diz kapağına isabet eden kurşun onu ağır bir şekilde yaralamış ve diz kapağı arka tarafa doğru kırılarak dönmüştü. Ruslarla aramızdaki çatışma devam ederken, Mücahit’in alnına bir kurşun daha isabet etti. O anda Rabbine ve özlemini duyduğu şehadete kavuştu. O ve diğer kardeşler Kadir Gecesi’nin sabahı şehit düştüler.”

BİR ŞEHİDE YAZILMIŞ BİR ŞİİR:

ŞEHADETSİZ BATAN GÜNLERE AĞLAMAK

Kalemim hüzün döküyor yine solgun sayfalara.

Belki bir annenin hüznü yavrusunun ardından,

Belki de şehadetsiz kalan yığınların…

Umutlarıma doğan güneş içimi ısıtmaya bile yetmiyor.

Gidişinle yeniden yaralanıyor sevdam, hayaller artık puslu görünüyor…

Ve unutamıyorum ey şehit!

Dağlara olan sevdanı, yaralı yüreğini,

Gözlerindeki şehadet özlemini.

Daralan dünyaya sığmayan, alışamayan garip bir yolcuydun sen…

Bir zamanların sevdalılarını,

Baharı unutmuş, sevdasını satmış görmek kahrediyor seni…

Gidişini biliyorum ey şehit!

Melekleri kıskandıran bir mutlulukla,

Anneni geride gözü yaşlı, babanı mahzun bırakarak gittiğini biliyorum…

Yolun şehadeteydi senin, zaten hep öyle olurdu.

Siz iyiler giderdiniz,

Ahde vefalılar,

Şehadet türküleri söyleyerek.

Biz ise şehadeti bekleyenlerden olduğumuzdan bile şüpheli kalırdık

Bu basit ve yavan şehirlerde.

Ya da bize sadece ağıt yakmak kalırdı, gözyaşı düşerdi payımıza…

Kurşunlar namlusundan fırlarken gürültüyle,

Canhıraş bir feryada tuttu gökyüzünü kuşların,

Kaçışmışlardı her biri ta uzaklara…

Sevda artmıştı yüreğinde, sızan kanla beraber gözleri kapanırken yavaşça.

Şehadetin tadı, kanının misk kokusu vardı gönlünde.

Cennet ise çoktan görünmüştü hasretini çeken gözlere…

Sonra,

Uzaklardaki anası düştü hayallerine,

Kavuşacakları anı düşledi.

“Vuslat cennete” deyip, son bakışı da kapadı dünyaya.

Ta uzaklarda ise bir bıçak saplandı ananın yüreğine.

Düşüncelerini kaplayan, anlatamadığı bir his.

Kan damladı her hücresinden, sessiz feryatlara boğuldu ilk defa.

Şehadet müjdesi, seccadeyle buluşturdu alnını.

Gözyaşı eksik olmadı bundan sonra, özlem yüklü gözlerden…

Gökyüzüyle beraber ağladık biz de.

Cihadın beşiği dağlar paylaştı hüznümüzü.

Seni de ekledik yürek albümümüze, şehadet sıfatıyla andık ölümünü…