Yahudilerin Dünyayı Dinsizleştirme Çabaları ve Nedenleri
Yahudiler, Allah’ın yasak kıldığı her türlü günahı işlemiş, her türlü haddi aşmış, dökülmemesi gereken kanları dökmüş, yapılmaması gerekenleri yapmış, yapılması gerekenleri ise ya çarpıtmış ya gizlemiş ya da bilerek değiştirmişlerdir. Peygamberler onları doğru yola çıkarmak adına her geldiklerinde onları öldürmüşler ve İslam olan tek dinlerini tahrif ederek kendilerine Yahudi demişlerdir. Mal, mülk ve güç düşkünü hahamları tarafından eklemeler yapılmış, aydınları tarafından kurallar uydurulmuş ve en sonunda ise kendi hevalarına uygun Yahudilik diye bir din ortaya çıkarmışlardır. Çıkardıkları bu dini benimseyen hazır bir halkı ise zaten çok aramamışlardır.
Maymuna çevrilmişler, ibret almaları gerekirken tekrar hayvanca canları istediği gibi yaşamışlar. Kırk yıl çölde avareliğe mahkûm edilmişler ancak yine karıştıkları şehirlerde fitne tohumları ekmekten kaçınmamışlar. Secde etmeleri, mütevazi olmaları için üzerlerine dağlar kaldırılmış ama yine kibirli, üstten bakan durumlarından ödün vermemişler. Kendilerini üstün ırk görerek bütün dünya insanlarını kendilerine hizmet eden insanımsı hayvanlar olarak kabul etmişlerdir. Bu inançlarından ise hiç şaşmamışlar. Çünkü farklı ve özel olma durumu kalplerini esir almıştır.
Hz. Zekeriya, Hz. Yahya ve Hz. İsa gibi peygamberlere iftira atmaktan, öldürmekten ve öldürmeye teşebbüs etmekten çekinmemişlerdir. Hâlbuki Mesih’i onlar da bekliyorlardı. Ancak Mesih’in kendi tahtlarını sallayacağını bildikleri için, menfaatlerinin sonu geleceği için Hz. İsa’yı Mesih olarak görmemişlerdir. Kendilerine özel bir ayrıcalık beklentisi de sebepler dâhilindedir.
Yine Yahudiler sevgili Peygamberimiz zamanında, müşrikleri dolduruşa getirenlerin, finanse edenlerin en başında gelmektedirler. Hâlbuki Arap diyarından bir peygamber geleceğini bilmelerine ve beklemelerine rağmen sırf kendi soyundan olmadığı için Peygamber Efendimizi inkâr etmişlerdir. Yahudiler asla mazlum oldukları için, hakları gasp edildiği için değil; bilakis fitne saçtıkları, casusluk yaptıkları için sürgün edilmiş ya da öldürülmüşlerdir.
Fransız İhtilali’ndeki Yahudi Parmağı
1789 tarihinde gerçekleşen büyük Fransız İhtilali, yani ilk Cumhuriyetin kuruluşu bir Yahudi devrimiydi. İhtilalin baş aktörü, bize bugüne kadar Jakobenler veya burjuvazi diye anlatılan Yahudilerdir. Jakoben, Fransızca ‘da Yakupçu demektir. Yakupçu olarak bilinenler Yahudilerdir. 1780’lerin Paris’inde ticaret ve manifaktür üretimi Yahudilerin elindeydi. Yani burjuva, Yahudi’ydi. Ama Yahudi yerine Jakoben ya da burjuva dediğimizde, ayaklanan, asilleri ve rahipleri öldüren, Paris’i mezbahaya çevirenler bir anda Jakoben ve burjuva kavramları arasında kaybolmaktadır. Zaten Yahudilerin en çok sevdiği şey de arka planda kalıp gölge adam rolü oynamaktır. Bu ihtilalde işlenen insanlık dışı suçlar o kadar büyüktür ki 600 bin asil, 100 bin rahip öldürülmüştür. Bütün kiliseler yakılmıştır. Sadece Vendée bölgesinde 400 bin Katolik köylü öldürülmüştür. Kendilerini Allah’ın sevgilileri ve üstün ırk gören Yahudiler, Fransa’da Hristiyanlığı yok etmeye girişmiş ve bunu başarmışlardır.
Yahudiler, Hristiyanlar tarafından 17 asırdır suçlanıyorlardı. Şimdi Fransa’dan başlayarak Hristiyanlardan öç alıyor, kiliseleri yakıyor, rahipleri fener direklerine asıyorlardı. Görülmemiş katliamlar yapıyorlardı. Devrim sonrası Yahudi Rothschild hanedanına ait bankanın Paris şubesi ise Fransa’ya finans sağlamaktan geri durmamıştır. Bunlar muhtemelen tesadüftür.
1917 Komünist Ekim Devriminde Yahudilerin Parmağı
Ekim Devrimi hakkında ne biliyoruz? İşçiler ve köylüler ayaklanıp devrim yaptılar diye bilinmektedir. Ancak Büyük Ekim Devrimi’ni işçi sınıfı yapmadı, Yahudiler yaptı. Komünist Partideki gizli polislerin yüzde 85’i Yahudi’ydi. Milyonlarca insanı Yahudiler katletti. Ortodoks olan Çarlık Rusya’sı Yahudilere karşı baskılar yapmış, birçoğunu öldürmüş ya da hapsetmişti. Pogromlar, Rusçada yıkmak veya şiddet hareketleri anlamına gelmektedir. Yahudilere karşı yapılan bu pogromların öcünü almak isteyen Yahudiler, yine arka planda iş yürüterek, gizlenerek halkı galeyana getirerek Çarlık Rusya’sı ordusunun yıkılmasına ve yeni bir ordu olan Komünist Kızıl Ordu’nun kurulmasına sebep olmuşlardır. Kızıl Ordu’yu asıl adı Lev Davidoviç Bronstein olan Yahudi terörist Troçki kurmuştur.
Komünizmin babası da ne tesadüftür ki yine Yahudi kökenli olan Karl Marx’tır. “Karl Marx aslında bir ateisttir, nasıl Yahudi olabilir?” diyen aklı evveller çıkabilir. Şu unutulmamalıdır ki hiçbir Yahudi ateist olmaz, ateist görünür. Yahudilerin arka planda sessizce kılık değiştirerek çalıştığı zaten bilinen bir gerçektir. Bu, onların en maharetli olduğu bir şeydir. Hedefe doğru giderken her şeyin mubah olduğunu kendilerine düstur edinmişlerdir.
Akademik Dünyada Yahudi Parmağı
Dünyayı dinsizleştirmek için önce akademisyenleri ile altyapı oluştururlar. İnsan psikolojisine girebilmek için çok çaba harcarlar. Özellikle psikolojinin babası kabul edilen sapkın Sigmund Freud ile psikolojiyi çarpıtmışlardır. İnsan zihnine düşünmeyeceği ve asla çıkarım yapmayacağı fikirler sokmak için çalışmıştır. Tesadüf bu ya, o da Yahudi’dir. Akademik sahada oluşturdukları olguyu sosyal hayatta pratiğe geçirmişlerdir.
Ekonomide ve siyaset biliminde Karl Marx insanı, sadece ekonomi merkezli sınıfsal aralıklardaki yığınlar olarak görerek, insan ruhunu es geçmek suretiyle insanı maddiyatı düşünen ruhsuz kütüklere çevirmiştir.
Sosyolojide Frankfurt Okulu ya da ekolü toplum üzerinde büyük bir rol oynamıştır. Marx’ın ideolojisi zayıflamaya başlayınca Marksist teoriye makyaj yaparak yeni bir soluk kazandırmışlardır. İnsanları özgürleştirmek üzerine bir felsefeleri vardır. İnsanları bir yandan kitle iletişim araçlarından uzaklaştırmak istediğini belirten bu ekol, bir yandan insanları manevi bağlarından, aidiyet duygularından kopararak bireyselleştirmiştir. Sadece bir yapıda kolektif olunabilir o da Marksist yapılardır. Çünkü bu yapılar Yahudilerin ayakta kalabilmesi için icat ettikleri suni düşmanlardır. Tesadüf odur ki bu okulun tüm kurucu temsilcileri Yahudi’dir.
Émile Durkheim, modern sosyolojinin babası olarak görülmektedir. Toplumsal her şeyin özünün yine toplumda aranması gerektiğini savunur. Dinin ilahi bir kaynaktan ziyade toplumsal bir olgu olduğunu savunur. Din, toplumun kendi kendine tapınma biçimidir ve insanları bir arada tutan ortak değerleri güçlendirir düşüncesine sahiptir. Burada din olarak zaten Yahudilik hariç diğer dinler algılanmalıdır. Çünkü Yahudiliğe zaten geçiş yoktur. Kalıtsal özellikler ile Yahudi olunduğu için bu Yahudi sosyoloğun da dinleri hedef alması, objektif bir yaklaşım olarak görünmesi açısından kendilerince yararlıdır. Daha birçok alanda Yahudiler kurucu statüsündedirler. Birçok özgürlük düşüncesi yapılar veya ideolojiler aslında Yahudilerin el birliği ile kurulmuştur. Daha sayılacak birçok alan vardır ancak yazımızı kısa tutmak adına birkaç örnekler sunmak ile yetindik.
Yahudiler kibrin öncüleri olarak insanlığa hükmetme arzusu ile imparatorlukların parçalanmasına ve ulus devletlerin kurulmasında bütün alanlarda aktif bir rol oynadılar. Osmanlı İslam İmparatorluğu yıkılıp, yerine ulus bir devlet olan Türkiye kurulmuştur. Yeni ulus devlet olan Türkiye’de 1933 Üniversite Reformu döneminde Türk hukuk sisteminin modernleşmesine, akademik eğitimine ve kanunların hazırlanmasına en büyük rehberliği yapan dünyaca ünlü Yahudi kökenli Alman hukukçu Ord. Prof. Dr. Ernst Eduard Hirsch’tir. Onunla bu sürece damga vuran bir diğer çok önemli isim ise Roma Hukuku ve Medeni Hukuk uzmanı Yahudi Ord. Prof. Dr. Andreas Bertalan Schwarz’dır. Bunlar hep tesadüf!
Yahudiler kendilerini üstün ırk gördükleri için diğer insansı hayvan ırkları yönetmek, onlara rehberlik etmek onlara göre kendi haklarıydı. Peki, Yahudi olmayan insanlar nasıl kontrol altına alınabilirdi? Onları aidiyet hissettikleri yapılardan ayırarak Marksist, sosyalist yapılara kanalize etmek gerekiyordu. Çünkü Marksist yapılar dinlere karşıydılar (Yahudilik hariç). İnsanları birtakım kurallara yönlendiren dinlerden kurtararak özgürleştirmek isteyenlerin niyetleri ortadaydı. İslam’dan uzaklaşan gençler Yahudilerin komplolarını sezemeyecek ve onlara karşı olmayacaklardı. Çünkü İslam 1450 yıldır Yahudilerin bütün kirli çamaşırlarını ortaya dökmektedir. Buda her Yahudi için bir tehdittir. Yahudiler insanları dinsizleştirmek suretiyle önce bireyselleştiriyor, sonra yalnızlaştırıyordu. Yahudilerin yapacağı toplumsal bir işgal zamanında, ses çıkaramayan, hatta gönüllü teslim olan bireyler oluşturuyorlardı. Hatta İsrail’e karşı direnenleri tenkit eden, zalimleri alkışlayan zihinler üretiyorlardı.
Herhangi bir dine bağlı olmayan insanlar Yahudilere tehdit olmayacaklardı. Örgütlü bir dini yapı olan Yahudiler, zihinlerini ele geçirdiklerini zaten kölesi olarak görüyordu. Önemli olan ise ele geçiremedikleriydi. İşte bundan korkuyordu Yahudiler. Onların hedefleri açıktı. Ele geçirdikleri zihinleri kendi imaj hizmetinde kullanmak. Zihinlerini ele geçiremedikleriyle de savaşmak, büyük İsrail devleti kurulana dek...
Peki Müslüman kardeşim! Yahudiler, bu dünyayı görünmeyen parmaklıklarla donatarak seni esir etmiş bulunmaktadır. Peki senin planın nedir? Bu dünya hapishanesinden, kurtulmak için bu sisteme direnecek misin? Yoksa İsrail zulmüne direnen Filistin halkını eleştiren kölelerden biri mi olacaksın?



