Velayetin Neticesi

“Ey iman edenler! Allah’ın gazap ettiği bir kavmi dost edinmeyin. Şüphesiz ki kafirlerin, kabirdekilerden ümit kestikleri gibi onlar da ahiretten ümitlerini kesmişlerdir.” (Mümtehine, 13)

Dünya hayatında insanın gidişatını hayra ya da şerre yönlendiren en önemli tercihlerden biri de dostluktur. Dostluk, sürekli hemhal olunulan ve nihayetinde halle hallenilen bir durumdur.

Allah celle celaluhu, insanı çok zayıf yaratmıştır. Aynı zamanda insan, yapısı gereği toplum halinde yaşama mecburiyetindedir. Bu iki zayıflığını tek başına çözebilmesi ise imkansızdır. Dolayısıyla kendi cinsinden olan başka insanlarla ünsiyet kurmak, onlara yaklaşmak mecburiyetindedir.

İnsanın, yaşadığı çevreden etkilendiği bilinen bir hakikattir. Hatta insan, yaşadığı coğrafyada hiçbir insan olmasa dahi o coğrafyanın yapısından etkilenmeye kabildir. Dağlık bölgelerde yaşayan insanla ovalarda yaşayan, deniz kenarında yaşayanla kırsal bölgede yaşayan arasında bariz farklar vardır. Bunlar, müşahede edilen durumlardır. Öyle ki, atalarının yaşadığı bölgelerden, onların zıddı olan yerlere yerleşen insanlarda dahi zamanla değişimler gözlemlenir.

İnsanın bu yapısını bilen Rabbimiz, mümin kullarına uyarıda bulunuyor. Onları kafirlerle hemhal olmaktan, onlara sevgi beslemekten, dostluklarını vermekten menediyor. Bunun, hem dünyada zillete düşmeye hem de ahirette ebedi hüsrana yol açacağına işaret ediyor.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet edilen pek çok hadisi şerifte Müslümanlar evlerine köpek koymaktan menedilmişlerdir. Buna rağmen son dönemlerde sürekli artan bir oranda insanların evlerine köpek aldıkları ve onlarla vakit tükettikleri gözlemlenmektedir. Evlere meleklerin girmesini engelleyen ve bedeninde pek çok hastalıkları barındıran bu hayvana meyledilmesi yasaklandığı halde ve gerçekten eve alınabilecek bazı sevimli ve mahzursuz hayvanlar olduğu düşünülünce çok kritik bir imtihan ve tercih ile karşı karşıya olduğumuzu fark ederiz.

Ayeti kerimede “Allah’ın gazap ettiği” tabiri hakkında bazı alimler bunların Yahudiler olduğunu beyan etmiştir. Kur’an-ı Kerim’de pek çok yerde ismi geçen bu topluluk az bir nüfusa sahip olmasına rağmen insanlık tarihinde hep karanlığı temsil etmiş ve karanlık işler peşinde koşmuştur. İşte, beşeriyet içinde pek çok ırklar olmasına rağmen bu bereketsiz ırkın dostluğu bize yasaklanmış ve eğer onları dost edinirsek onlar gibi gazaba müstahak olacağımız konusunda ilahi ikaz bize yönelmiştir. Çünkü bu kavim, ahiretle ilgili tüm hayırlardan ümidini kesmiş, dünya hayatını kendisine yegane gaye edinmiştir.

Bununla beraber mümin; dostluğunu sadece Yahudilerden değil, İslam’a aleni düşmanlık besleyen tüm kafirlerden, putperestlerden, münafıklardan uzak tutmalıdır. Zira kiminle dostluk kurarsan onun ahlakı ve itikadı sana sirayet eder, tesir altına alır. Hatıb bin Ebi Beltaa örneğinde olduğu gibi.

Müfessirlerin Ayeti Kerime İle İlgili Görüşleri

İmam Kurtubi rahimehullah şöyle der: Burada kastedilen Yahudilerdir. Bu uyarının sebebi; Müslümanlardan bazı fakir kişiler, Yahudilere müminlerin haberlerini veriyor ve onlarla bağ kuruyorlardı. Bu sebeple onlardan karşılık alıyorlardı. Bunun üzerine yaptıklarından nehyedildiler.

Şu görüş de söylenmiştir: Allah Teâlâ sûreyi tıpkı başlangıcında olduğu gibi kafirlerle dostluk kurmayı terk etmeleri emriyle bitirdi. Bu Hatıb bin Ebi Beltaa ve diğerlerine yapılmış bir hitaptır. İbn Abbas şöyle demiştir: “Ey iman edenler! Dost edinmeyin” yani onlarla dostluk kurmayın ve nasihatlaşmayın. Allah Teala faziletini ve genişliğini Hatıb bin Ebi Beltaa’ya verdi. Allah Teala şunu kastetmiştir: Kabre girmiş olan kafirler nasıl ki ahirette Allah’tan bir pay verileceğinden ümit kesmişlerse, Kureyş kafirleri de ahiretteki hayırlardan ümit kesmişlerdir. ...[1]

El-Hafız İbn Kesir rahimehullah şöyle der: “Kafirlerin, kabirdekilerden ümit kestikleri gibi onlar da ahiretten ümitlerini kesmişlerdir.” ayeti ile ilgili iki görüş vardır:

Birincisi: Hayatta olan kafirlerin, kabirlerde olan yakınlarıyla bir araya gelmekten ümit kesmeleri gibi. Çünkü onlar yeniden dirilmeye ve kabirlerden çıkmaya inanmıyorlar. Bu itikatlarından dolayı ölüleriyle bir araya gelme ümitleri kesilmiştir. ...

İkincisi: Kabirlerdeki kafirlerin tüm hayırlardan ümit kesmeleri gibi...[2]

Muhammed Ratıb en-Nablusi, tefsirinde şöyle der: Allah azze ve celle sana, Allah’ın kendisine gazap ettiği kimseyle dostluk kurmamanı, ona dostluğunu sunmamanı, onunla evlenmemeni, içli dışlı olmamanı emrediyor. Çünkü o, başka bir çeşitten ve karakterdendir. Allah, onlar hakkında şöyle buyuruyor: “Onlar sizden de diğerlerinden de değildir.” (Mücadele, 14). Mümin, mümin ile dostluk kurar ve samimi alakayı ancak iman ehli ile kurar. Ancak iman ehli ile ferahlar, muamelesini ancak iman ehliyle sürdürür. Çünkü o, mümin kardeşiyle güçlenir, mümin kardeşi vasıtasıyla imanı artar, bağı güçlenir. O sana güvenir, sen ona güvenirsin; o seni cesaretlendirir, sen onu cesaretlendirirsin; o seni destekler, sen onu desteklersin; o seni sabra teşvik eder, sen onu sabra teşvik edersin; senin ona bazı hakikatleri bildirdiğin gibi o da sana bazı hakikatleri bildirir. Allah “İyilik ve takvada yardımlaşın.” (Maide, 2) buyurmuştur. Kim, müminlerle beraber olursa onların ilminden alır, ahlaklarından istifade eder, müminler ona iyiyi iyi kötüyü kötü gösterir, aklını nurlandırır, kalbini mutmain kılar, Allah’a yaklaştırır, cennete yöneltir, ateşten uzaklaştırırlar. Bundan dolayı müminlerle beraber olmak senin maslahatına daha uygundur.[3]

Şehit Seyyid Kutub rahimehullah şöyle der: Bu çağrı, inananlara iman adıyla yönetilen bir çağrıdır. Onları diğer topluluklardan ayıran sıfatlarıyla kendilerine seslenmektedir. Çünkü onları Allah’a bağlayan ve Allah’ın düşmanlarından ayıran onların bu sıfatlarıdır.

Bazı rivayetlerde Allah’ın gazabına uğrayan topluluğun Yahudiler olduğu ifade edilmiştir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde bu sıfat onlar için kullanılmıştır. Ne var ki, bu hükmün genelliği, hem Yahudileri hem de bu surede sözü edilen müşrikleri ve Allah’ın tüm düşmanlarını kapsamına almaktadır. Onların hepsi Allah’ın düşmanlarıdır. Ve hepsi Allah’ın gazabına uğramışlardır. Hepsi ahiretten ümitlerini kesmişlerdir. Ahirete ilişkin hiçbir umutları yoktur. Kafirler; ölülerden, mezardakilerden umutlarını kestikleri gibi ahiretten hiçbir şey beklemezler. Çünkü kafirler ölümle her şeyin bittiğine inanırlar. Ölümden sonra dirilmeye ve hesaba çekilmeye inanmazlar.

Bu son sesleniş, surenin tüm direktiflerini ve yönlendirmelerini içinde toplamaktadır. Bu nedenle sure onunla başladığı gibi yine onunla sona ermektedir. Bu, surenin son direktifi olmaktadır. Böylece surenin yankıları insanların kalplerinde dalgalanıp gitmektedir.[4]

Ayeti Kerime İle İlgili Bazı Mülahazalar

Müslümanlara fayda verecek önemli şeylerin sürekli hatırlatılması lazımdır. Çünkü bu, müminlere fayda verir. İslam kaynaklarında çok önemli olan konular ve prensipler yan ve furuata göre daha fazla ele alınmıştır. Velayet ve dostluk da önemli konulardandır.

Müslümanların umumunu ilgilendiren meselelerde fertlerin maslahatlarına bakılmaz. Hatıb bin Ebi Beltaa radıyallahu anh, ailesinden bazı kişilerin korunmasını temin etmek için müşriklerle irtibat ve yakınlık kurmak istedi. Ancak Kabe’nin özgürleştirilmesi, oradaki mazlum müminlerin selamete ermesi ve Müslümanlara yapılan saldırıların durması için Mekke’nin fethi, umumi bir ihtiyaç haline gelmişti.

İmanı güçlü ve İslam yolunda fedakarlık yapmış dahi olsa bir sahabenin hata yapması bizlere de örnek olmalı, hata yapabileceğimizi göz önünde bulundurmalıyız. Önemli olan hata yaptıktan sonra Allah’a dönmesini bilmektir.

Cahili ortamlardan ve insanlardan uzak durmak ve salihlerle beraber olmak dünyada bir kalkan, ahirette de kurtuluş vesilesidir.


[1]. Kurtubi tefsiri

 

[2]. Tefsiru’l-Kur’an-i’l-Azim

 

[3]. Nablusi Tefsiri

 

[4]. Fi Zilali’l-Kur’an, Tayf yayınları